Herkese iyi okumalar.
-
Kulağımda kulaklığım,ellerim cebimde yürüyordum sokaklarda yine.
Hangi şarkının çaldığını anlayamayacak kadar doluydu kafamın içi.
Nereye gittiğimi bilmiyordum,sadece yürüyordum.
Kimseye birşey söylemeden çıktığım için telefonum hiç susmuyordu. Kimseyle konuşacak gücüm yoktu artık.
Nefes almaya bile gücüm kalmamıştı. Artık kaldıramıyordum bu hayatı.
Cebimde sürekli çalan telefona daha fazla dayanamayıp elime alıp aramayı yanıtladım.
'Lânet olsun Taehyung,nerdesin sen?!'
Derin bir nefes verdim,artık aynı şeyleri duymaktan ve aynı cevapları vermekten sıkılmıştım.
"Yürüyorum hyung. Korkma birşey yapmıycam,"demiştim bıkkın bir sesle.
'Haber vermeden çıkıyorsun ve korkma diyorsun Taehyung. Saçmalık.'
Sinirli olduğu her hâlinden belli oluyordu. Beni düşündüğünü ve benim için endişelendiğini biliyordum,onu anlıyordum da ama yapamıyordum işte.
"Bir kaç saate kadar evde olucam hyung endişelenme."
Elimden geldiğince endişelerini azaltmaya çalışıyordum.
Az da olsa sakinleşmişti sesi.
'Dikkatli ol ve geç kalma sakın. Birşey olursa kötü hissedersen ara beni neredeysen gelip seni alırım tamam mı bebeğim?'
Yine babalığa başlamıştı sayın Namjoon. Bu hallerine gülmeden edemiyordum.
Artık beni düşünen nadir insanlardan biriydi.
"Tamam hyung söz veriyorum bir şey olursa ilk seni arayacağım görüşürüz."
Cevabını beklemeden aramayı bitirmiş telefonu tekrar cebime koymuştum.
Ona söylediğim son yalandı artık.
İyi değildim ve olmayacaktım. Sonum gelmişti artık ne yapsamda eskisi gibi olamazdım.
Benim ruhum,üç yıl dört ay önce zaten ölmüştü. Bu çürümüş bedenin bir önemi kalmamıştı artık benim için.
Hep çevremi düşünmüş,bir şey yapmamıştım ama benim en sevdiğim gitmişti.
Onsuz nefes aldığım her âna bile utanırken,nasıl olurda yaşamaya devam edebilirdim.
Adımlarım yavaştı. Yürüdüğüm her yolun üzerine pisliğimi bulaştırıyordum. Paçalarımdan bile acizlik akıyordu yürüdüğüm yolara.
Yanından geçtiğim her ev her ağaç yüzüme vuruyordu gerçekleri.
O yokken bu dünyada,sen nasıl olurda yaşamaya cüret edersin diyorlardı sanki.
Nasıl olurda yaşamaya devam ederdim ben onsuz?
Oysaki yaşamım senin ellerinde derdim hep. Nasıl olurda artık tutamazken o elleri,devam ederdim nefes almaya.
Yürüdüğüm yoldan kafamı kaldırmış ve o tepeyi ve ağacı görmüştüm.
Yine gelmiştim buraya,bu uçurumun kenarına.
Her gün adımlarım beni buraya getiriyor,gerçekleri yüzüme vuruyordu.
Bak diyordu,tam burdan attı kendini. Burda kesti nefesini. Tam burda terk edip gitti seni.
Nasıl olurda onun can verdiği yerde ben nefes alırdım.
