Gülümsedi, pek gerçek değildi bu gülümsemesi. Annesinin heyecanına karşılık, onu üzmemek için ufak bir tebessüm yerleştirmişti yüzüne. Evdekilerin keyifli hâllerinin aksine çok gergin hissediyordu. Kendine güvenmiyor değildi ancak birkaç gün öncesinde yüreğine yerleşen bu garip his onu kötü düşüncelere itiyordu ister istemez.
Derin bir nefes verdi. Bu bulutlu ruh hâli yüzüne de yansırken daha fazla ailesinin yanında oturmak istemedi, yoksa onları da etkileyecekti ve bu isteyeceği son şey bile değildi. Tekrar bir tebessüm ve odasına geçmek adına müsaade istedi. İçindeki bu hissi bastıracak ve yarın için uykusunu alacaktı.
_
Uyan Yoongi.
Sanki zihni tarafından uyarılmıştı, aniden gözlerini açtı. Birkaç saniyesini tavanla bakışarak harcadı. Kaşları çatıktı bir şeyler yerine oturmaya başladığında ifadesi endişeli bir hâle dönmüştü. Aceleyle yataktan kalktı. Telefonunu aradı buldu ve erkanı açtı.
09.12
Evet, geç kalıyordu. Sessizce küfürlerini sıralarken hızlıca pijamalarından kurtulup kıyafetlerini giymeye başladı. Nasıl bu saate kadar uyumuştu? Alarm bile kurmuştu halbuki. Abisi çok erken saatlerde işe gidiyordu. Annesi? Büyük ihtimalle o da uyanamamıştı.
Hızlı hareketlerinin yanında stresi de her geçen saniye daha da artıyordu ve henüz evden çıkmamasına rağmen nefes nefese kalmıştı. Aynada kendini kontrol etti, yakasını düzeltti, siyah saçlarını karıştırdı ve tekrar düzeltti. Hazır olduğunda zaman kaybetmeden evden çıkmış, anında yola fırlayıp durağa koşmaya başlamıştı. Son anda yakaladığı otobüse bindi. Boş bir yere geçti. Tüm bedenini saran stresle camdan dışarıya bakarken tırnaklarını kemiriyor, bacağını durmadan sallıyordu. Aklında dönüp dolanan tek bir kelime vardı. "Biliyordum."
Biliyordu, hissetmişti. Böyle bir şey olacağına dair o kötü his içini kemirip durmuştu günlerce. Otobüs durduğunda inmesi gereken durağa gelmişti. Otobüsten indi, ciğerleri onu zorlarken durmak aklının ucundan bile geçmiyordu. Eski binaya girdi, merdivenlere yöneldi ve basamakları atlayarak katları aştı. Salonun önüne geldiğinde başından aşağı dökülen kaynar su, en çok kalbini yakmıştı.
Bitmişti. Herkes zamanında gelmiş, içeriye alınmış ve kapı kapanmıştı. Yumruklarını sıktı, siyah saçları terden alnına yapışmıştı. Baştan aşağı bütün eklemleri ağrıyordu, bayılacak gibi hissetti kendini. Burnu sızladı, parmaklarını gevşetti. Omuzlarına büyük bir ağırlık bırakılmış gibiydi. Aklı durmuştu, hiçbir şey düşünemiyordu. Ne yapacaktı? Sekiz senedir bu emeği bugün için vermişti. Boşa mı gitmişti şimdi? Hayatını buna adadığını söylese abartmış olmazdı. Annesine nasıl söyle ekti? Peki ya tüm umudunu ona bağlayan abisi? Başı ağrıyordu, zihni çok gürültülüydü. Ağlamak istiyordu ancak yüzünde mimik oynamıyordu. İçinden gelen ürpertiyle titredi. Düşüncelerinden biraz da olsa sıyrılmaya başardı ve ilk fark ettiği şey bekleme koltuklarında oturan insanların çoğunun ona bakıyor olduğuydu. Yutkundu, insanların bakışları acıma yüklüydü. Rahatsız hissetti, geriye birkaç adım attıktan sonra arkasını dönerek merdivenlere ilerledi ve koşarak merdivenleri indi. Binayı terk edene kadar koşmuş, binadan çıktığında ellerini dizlerine yaslayıp soluklanmıştı. Rüzgar saçlarını dağıtıp geçerken burnu sızladı tekrar. Bu defa gözleri de dolmuştu, bir damla yaş süzüldü yanağından. Şimdi ise öfkeydi hissettiği şey. Elindeki nota kağıtlarını buruşturdu, sinirle bağırıp fırlattı elindekileri. Rüzgarla uçuşan kağıtlar gökteki yolculuklarına çıkarken ardlarında öfke dolu ve kırık bir kalp bırakmışlardı.
Oops! This image does not follow our content guidelines. To continue publishing, please remove it or upload a different image.