Yavaş yavaş ele geçiriyor beni. Beynimi işgal edip tüm hücrelerime giriyor. Kontrolü yavaş yavaş kaybederken elimi kaldırıp lavaboya gitmek için izin istedim. Koşar adımlarla koridorun sonuna ulaşıp kapıyı araladım. İçeride kimse olmadığı için o an şükredebilirdim. Hızla hırkamın cebinden çakımı çıkardım ve kollarıma sayısız kesik atarken saymaya başladım. Kendimi tamamiyle kaybettim, yere çöktüm ve kahkahalar içinde kollarıma çizikler atmaya devam ettim.
Ne kadar zaman geçti bilmiyorum ama kollarımdan oluk oluk kanlar akıyordu. Ancak elime çarpan bir ayakla kendime gelebildim. Kafamı kaldıramıyordum, sanki bir ağırlık kafama baskı uyguluyor gibiydi ama hayır, bu sadece yaptığımın farkına vardıktan sonra gelen utanç ve çaresizlikti.
Çenemden tutup kafam sertçe havaya kaldırıldı. Koyu renk kısa saçları, buna karşın oldukça zıt duran çakır gözleri, sert yüz hatlarıyla yaşıtımmış gibi duran bir kız beni karşıladı. Kafamı eğmeye çalıştım ama tutuşunu daha çok sıkılaştırdı. Çenemde parmak ve tırnak izleri kalacaktı muhtemelen.
"Gözünü kaçırma, bana bak!" diye bağırdı. Ne yapacağımı bilemedim. Şu an tek isteğim odama çekilip güvenli bölgeme - yorganımın altına- saklanmaktı.
"Ne yaşadın?" dedi az önceki sesine karşın çok yumuşak ama bariz bir şekilde sinir barındıran sesiyle.
Ne yaşadın... Hiçbir şey yaşamadım ki ben. Neden böyle oldu bilmiyorum. Sadece rahatlamak istedim, sadece beynimdeki sesler sussun istedim.
"Bak çocuk bana cevap vermezsen tüm gördüklerimi müdüre anlatırım artık müdüre cevap vermek zorunda kalırsın" dedi. O an yüzüm bembeyaz oldu tüm kanım çekildi. Konunun müdüre gitmesi demek babama gitmesi demekti.
"Bir şey olmadı... rahatlamak istedim" sanki sesim içime kaçmıştı. Öyle baskın bir kişilikti ki insan karşınıda nefes dahi almaya korkardı.
"Başka yol mu yoktu? RAHATLAMAK İÇİN BAŞKA YÖNTEM Mİ YOKTU?!"
"Bağırma bana, hocalar duyacak" dedim fısıltıyla.
"Gel şuraya baş belası" diyip beni itekleyerek lavaboya ilerletti. Musluğu açıp buz gibi suyu koluma tuttu. Bir anda titreyip tıslar gibi ses çıkarınca suratıma ters ters baktı.
"Yaparken acımıyordu da şimdi mi acıdı"
Birkaç tane peçete alıp kollarımı kuruladı. "Beni burada bekle" diyip ortadan kayboldu. Gittiği yöne bakacak olursak aynı sınıftaydık çünkü bu koridorda idare vardı ve tek sınıf bizimkisiydi.
Geri geldiğinde bir kolunda kendi çantası öbüründe benim çantamı gördüm. Yanıma geldiğinde "Hocaya ne söyledin de izin verdi?" dedim.
"Hocam Ilgın rahatsızlandı da onu evine bırakacağım dedim" gelen rahatlamayla derin bir nefes aldım.
Okulun ana kapısından çıkınca bahçedeki bisikletinin kilidini açtı. Yüzüne tuhaf tuhaf baktığımı fark edince ne bakıyorsun anlamında kaş göz işareti yaptı. "Bisikletle mi bırakacaksın beni?" diye sordum şaşırmış bir şekilde. "Pardon Ilgın hazretleri bugün lümuzinimi getirmeyi unutmuşum. Size biraz rahatsızlık vereceğim ama bisiklete binebilir misiniz acaba" dedi ukala bir biçimde. Göz devirdim ve binmesini bekledim.
"E hadi binsene" diyince ters ters baktım. "Ben mi sürücem" dedim. Hasbinallah diyip beni bindirdi, kendisi de arkama geçti ve "Sür" dedi. Bende bir of çekip sürmeye başladım. O bana yolu tarif ederken bende sessizce dediklerini dinliyordum.
İlk bölüm ortaya ne çıkıcak tam emin değilim ama inş seversiniz ben keyfim ne zaman isterse o zaman bölüm atıyorum birilerinin okuyacağını zannetmiyorum ama yine de belirtim dedim hadi bye
YOU ARE READING
Yağmurdan Geriye Kalan [gxg]
Short Story"Sen sadece benim ulaşamayacağım bir yabancıydın"
![Yağmurdan Geriye Kalan [gxg]](https://img.wattpad.com/cover/294520542-64-k298972.jpg)