"Jungkook," Yoongi'nin sesini duyduğumda bakışlarımı sesin geldiği yöne çevirerek duvar kenarındaki koltuklu masalardan birinde oturduğunu gördüm. Elimi kaldırarak onu gördüğümü işaret edip hızlı adımlarla yanına ilerledim.
"Merhaba, hyung." Masaya ulaşır ulaşmaz oturmadan evvel boynumdaki kırmızı atkıyı soğuktan buz tutmuş ellerimle çözüp kırmızı koltuğa fırlattım ve henüz dışarıdaki soğuğun etkisinden kurtulamadığım için montumu çıkarmak yerine yalnızca önünü açtıktan sonra Yoongi'nin karşısına yerleştim. Masanın üzerinde birkaç tabak çerez ve yarılanmış bir şişe bira duruyordu. "Çok mu beklettim?" dedim gözlerimle şişeyi işaret edip gergince gülümserken. Bu sırada ellerimi titrememeleri için masanın üzerinde kavuşturmuştum.
Yoongi kafasını iki yana salladıktan sonra tabakların birinden rastgele bir parça çerez alıp ağzına attı. "Çok olmadı. Hızlı içiciyim, bilirsin." dedi ve dudağının bir kenarını kıvırdıktan sonra şişeden bir yudum aldı. "Nedir bu saatte konuşmak istediğin şey?"
Yoongi'nin sorusunun üzerine gözlerimi sıkıca kapatıp derin bir nefes çekmemek için kendimi tutmam gerekmişti, bunun yerine parmaklarımı iyice birbirine geçirip tamamen birbirine kenetledim ve gülümsedim. "Önce bir şeyler içseydim," dedim sahte bir alınganlıkla. Yoongi gözlerini kısarak suratıma baktıktan sonra elini kaldırarak garsonu yanına çağırdı. Önünde pabın isminin yazılı olduğu bir önlük giyen genç kız yanımızda belirdiğinde fazla düşünmeden sıcak çikolata sipariş ettim ve kız elindeki minik deftere bir şeyler karaladıktan sonra yanımızdan ayrıldı.
İçeceğim gelene kadar pek fazla konuşmamıştık. Ben gerginlikten sürekli bacağımı sallayıp, ağrıyan karnımla başa çıkmaya çalışıyordum; Yoongi ise içeceğini içerken sessiz bir şekilde etrafı izliyordu. Bir süre sonra ısındığımı fark edip montumu üzerimden çıkardığımda gözlerinin üzerimde gezindiğini fark ettim fakat bir şey demedim.
Garson kız beyaz kupadaki sıcak çikolatayı önüme bıraktığında teşekkür ettim ve elimi ısınması için kupaya sardım.
"Dökül." Sesini duyduğumda bardaktan bir yudum alıp yerine bırakmış ve gözlerimi ona çevirmiştim. Ellerimi nereye koyacağımı bilemediğim için masanın altına çektim ve derin bir nefes aldıktan sonra konuşmaya başladım.
"Hyung, ben... Bak, lütfen önce beni tamamen dinle. Olur mu? Bunu senden başka paylaşabileceğim kimse gelmedi aklıma. Lütfen saçmaladığımı söyleyip kestirip atmadan önce beni dinle." Titremeye başlamıştım. Karşımdaki adamın bakışları ciddileşirken kaşlarını çatarak devam etmem için işaret etti.
"Bir süredir," Boğazımı temizledim. Konuşmak zor geliyordu, bunun altından nasıl kalkabileceğimi bilmiyordum. "Bir süredir şüphelerim var," Duraksadım ve kuruyan boğazımı ıslatması için içeceğimden bir yudum aldım. Alkollü bir şeyler almadığım için kendime lanet okuduktan sonra ellimi masanın üzerinde birleştirip bakışlarımı aşağı indirdim. "Taehyung hakkında."
Yoongi'nin gerildiğini anlamak için ona bakmama gerek dahi kalmamıştı. "Ne tür şüpheler?" dedi, ne söylemek üzere olduğumu anladığını biliyordum fakat yine de doğrulamak ister gibi bir ses tonuyla sormuştu. Cevaplamak yerine bakışlarımı ona çevirip dolu gözlerimle yüzüne baktım.
Donakaldı.
"Jungkook," dedi ve kollarını masanın üzerine koyarak öne eğildi. "Ne diyorsun sen?" Ses tonu sertti, onu tanımasam bana kızdığını düşünebilirdim fakat yıllardır hayatımda olan bu adamın böyle konuşmasının tek sebebinin korumacılık hissi olduğunu biliyordum. Yoongi böyleydi, endişesini dışarı normal insanlar gibi vurmak yerine sert tavrı ile ortaya koyardı.
