Son Görev | 2

307 14 0
                                    

KARTON KUTU


Dostum Sherlock Holmes'ün sıra dışı zihinsel özelliklerini sergilediği vakaları seçerken, her zaman, içinde mümkün olduğunca az duygusallık bulunan ve yeteneklerini en iyi şekilde gösteren örneklere yönelmişimdir. Ancak suç dünyasından duyguları söküp atmak ne yazık ki mümkün olmadığı için bir hikayeci olarak, zaman zaman ya mesele için önem teşkil eden detayları feda edip sahte bir izlenim uyandırmak zorunda kaldım ya da meseleyi tercihlere değil şansa bırakmak durumunda bulundum. Bu kısa önsözden sonra artık notlarıma dönüp garip ve korkunç olaylar zincirine dalabilirim.

Bunaltıcı bir Ağustos günüydü. Baker Sokağı fırın gibi yanıyor, yolun karşısındaki sarı kiremitli eve vuran güneş insanın gözünü alıyordu. Sanki bu, kışın siste kasvetle yükselen aynı bina değildi. Odamızın panjurları yarı indirilmişti ve Holmes kanepeye uzanmış, sabah postasıyla gelen bir mektubu tekrar tekrar okuyordu. Ben Hindistan'daki görevim sırasında sıcağa bağışıklık kazandığım için termometrenin kaçı gösterdiğine pek aldırış etmiyordum. Ama sabah gazeteleri ilgi çekiciydi. Parlamento tatile girmişti. Herkes şehir dışına çıkmıştı.

Ben de New Forest'ın ormanlarını, Southsea'nin kumsallarını düşlüyordum. Fakat ben bankadaki hesabım tamtakır olduğu için tatil düşüncesini rafa kaldırmıştım; dostum içinse ne kır havası ne de deniz kenarının en ufak bir çekiciliği yoktu. Ö, beş milyon insanın ortasında yaşamayı, antenlerini uzatarak her türlü dedikoduyu, her çeşit çözülmemiş vakayı beklemeyi seviyordu. İçinde doğa sevgisi yoktu. Onun için tek değişiklik, ara sıra zihnini şehrin alçaklarından uzaklaştırıp taşradaki kardeşinin izine düşmekti.

"Haklısın Watson," dedi Holmes birdenbire, "gerçekten bir meseleyi halletmek için çok gülünç bir yönteme benziyor."

"Hem de çok!" diye onayladım; ama birden içimden geçenleri aynen tekrar ettiğini fark edince oturduğum yerden doğrulup şaşkın şakın yüzüne baktım.

"Bu da ne demek böyle Holmes?" diye bağırdım. "Bu kadarı da fazla artık."

Şaşkın halimi görüp zevkle güldü.

"Hatırlar mısın," diye söze girdi, "bir süre önce, bir mantık adamının, yanındaki dostunun dışavurmadığı düşüncelerini takip edişini anlatan Poe hikâyelerinden bir parça okuduğumda sen meseleye yazarın güç gösterisi olarak bakmıştın. Aynı şeyi ben de sık sık yaptığımı söylediğimde ise inanamamıştın."

"Olamaz!"

"Ağzınla olmasa da kaşlarınla konuşuyorsun sevgili Watson. Gazeteyi okumayı bırakıp düşüncelere daldığını görünce fırsat bu fırsat zihnini okuyayım dedim. Tabii sonunda düşüncelerini nasıl takip ettiğimi göstermek için araya girmek zorunda kaldım."

Ama ben hâlâ tatmin olmamıştım. "Bana okuduğun örnekte," dedim, "adam sonuçları yanındaki arkadaşının hareketlerini gözlemleyerek çıkarıyordu. Yanlış hatırlamıyorsam arkadaşı yolda yürürken taşa takılıp sendeliyor, gökyüzüne bakıyordu vesaire. Ama ben burada sessizce sandalyemde oturuyordum; sana nasıl bir ipucu vermiş olabilirim ki?"

"Kendine haksızlık ediyorsun. İnsanın yüz hatları duygularını ifade etmek için vardır; ve seninkiler de gayet sadık uşaklar."

"Yani düşüncelerimi yüz hatlarımdan mı çıkarıyorsun?"

"Yüz hatların ve özellikle de gözlerin. Düşüncelerinin nasıl başladığım belki sen bile hatırlamıyorsundur."

"Evet, doğru söylüyorsun."

Sherlock Holmes - 3. CiltHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin