- You and l -

157 26 206
                                        

Gay bir fic ile ilk kez karşınızdayım. Bangtan shiplerine bayılıyorum ve yazacağım fic hard olduğum jikook, taejin ficidir.

Buraya👉 okuyabilecek arkadaşlarınızı lütfen etiketleyip kitabıma yardımcı olursanız çok mutlu olurum.

İyi okumalar demeden öncede (Biliyorum çok şey istedim) 👉şuraya başlama tarihinizi yazarsanız çok mutlu edersiniz bu yazarı!

İyi okumalar olsun inşallah, yavrularım..

>•<

Satırlarca yazdığım cümlelerimi en baştan sona kadar okumaya karar vererek kalemimi bir köşeye bıraktım ve gecenin karanlığında kendimle yüzleşmeye hazırlandım.

Kimsin sen Park Jimin?

Kızların gördükçe deli olduğu o yakışıklı çocuk musun? Derslerinde başarılı olan o zeki genç? Annesinin arkadaşlarına övdüğü biricik oğlu musun ya da babasının gelecekte işini devam ettirecek, para kazandıracak evladı mı? Söyle bana, ben kimim? Kim olmam gerekiyor? Ne zaman ne yapmam gerekiyor, bilmiyorum. Çıkmazda gibi hissediyorum. Her seferinde öylesine acıyor ki ruhum, bedenim aynı bir oyuncak gibi oynanıyor gözümün içine baka baka.. Hoş, buna ben izin veriyorum. Hissettiğim suçluluk duygusu benim buna izin vermemi sağlıyordu. Vücudum etkisini kaybetmiş durumda olmasına rağmen hissizce hareket ediyor, beynimdeki düşüncelerim ise çığlık çığlığa bağırıyordu. İçten içe ağlamak ve bir deli gibi etrafa zarar vermek istiyordum. Kırıp dökmek, yakıp yıkmak.. Herşeyi tuzla buz etmek istiyordu bir yanım. Canımı acıtan herkese ve herşeye beni acıttığı kadar acıtmak istiyordum.

Diğer yanım ise içimdeki yaşam isteğimi getiren, gülümsemesiyle hayat bulduğum, mimiklerinde mutluluğu yakaladığım, dudaklarından sarf edilen tüm harfleri alıp bir kutuya sakladığım O kişiyi düşünüyordu. Hayat dolu o gözlerde herşey o kadar anlamlıydı ki benim için.. Bir kere göz göze gelsem kalbimin buz tutmuş tarafları anında eriyor, hoş bir sıcaklığa bırakıyordu yerini.. Anlatmaya kelimelerim yetmiyor, düşündükçe onu görme arzum daha da artıyordu. Koca gözleri parlıyordu. Tavşan dişleri gülümsediğinde öne doğru gelirken bir insan neden bu kadar kusursuz diye düşünmeden kendimi alamıyordum.. Yuvarlak suratı, yumuşacık görünen saçları tam dokunup okşanmalıktı. Ona duyduğum bu hisler hata değildi. Bana vaadettiği bu güzel hisler asla birer hata olamazdı, olmamalıydı. Bir erkeğin bir başka erkeğe böyle hissettirmesi hata olmamalıydı. Benim onu sevmem, duyduğum özlem, görme arzum hata olmamalıydı.. Yoksa hata mıydı? Benim gibi böyle büyük bir sırrı olan var mıydı? Eğer varsa bile bunu nasıl içinde saklayabiliyordu? Ben artık dayanamıyordum, pimi çekilmiş bir bombaydım ben, patlayacağım, biliyorum ama şimdi değil Tanrım. En azından bir kere beni duy ve zamanı benim için ertele olmaz mı? Zamana ihtiyacım var, onunla olmaya ihtiyacım var hâlâ..

Sessizce ve acı çeke çeke döktüğüm birkaç damla gözyaşlarımı silerek sayfayı yırttım. Ellerimle kağıdı katlayarak uçak yaptığımda gerçekten hayatın çok acımasız olduğunu bir kez daha anlamıştım. Kağıttan bir uçak bile özgürce havada salınırken insanların neden böylesine bir hiç uğruna varlığını sorguladım. Madem istediğimiz gibi yaşamıyoruz, neden yaşıyoruz? Neden dünyaya gelip ölümümüzü bekliyoruz her gün? Ne uğruna?

Para mı? Servet mi? Aşk mı?

Bunları elde edemiyorsak hepsini sil gitsin, ne gereği var ki boş hayatımızda yer kaplamaya, öyle değil mi?

Penceremi açıp soğuk havanın ciğerlerime doluşmasını, bedenimin bir anda soğuğa maruz kalıp titremesini camdaki yansımamdan izledim. Siyah saçlarım dağınık, turuncu sweatim ise omzuma kadar açılıyordu.

Above The Clouds |  JİKOOKWhere stories live. Discover now