1

115 20 74
                                        

4 gün önce, salı.

Yağmurlu bir salı günü, sabah trafiği kadar yoğun ve baş ağrılı vakitlerin birinde elindeki sıcak çikolata ile kütüphanenin bir köşesine oturmuş ısınma umuduyla olduğu yerde bekliyordu. Tırnakları yavaşça morarırken karton bardağı daha da kavrayıp bakışlarını okuduğu kitaptan çekerek pencereye çevirdi. Nefesleri yavaş dalgalar halinde cama çarpıyordu. Kafasını yaklaştırıp sıcak nefesini yağmur damlalarıyla süslenmiş kirli cama üfledi. Buğulanan cama soğuktan moraran ellerine rağmen bir şeyler çizmekten kendisini alıkoyamıyordu.

"Üşüyorsun yine." Jihoon'un sesi kulaklarına dolarken ellerini camdan çekti.

"Çenen titriyor." Kıkırdayıp boynundaki atkısını rüzgârın gezindiği soğuk boyna sardığında SeokJin'in içini sıcak bir şeyler kaplamıştı.

"Teşekkür ederim sevgilim." Jihoon güzel bakışlı oğlanın ona olan hitap şekline gülerken sevgilisinin koluna hafifçe vurmuş ve yanındaki boş sandalyeye kurulmuştu.

SeokJin ona ne zaman 'sevgilim' dese Jihoon'un yanakları kızarır ve bu durum diğerinin çok hoşuna giderdi.

Şeker Portakalı, diyip masadaki kitabın kapağına göz atmıştı Jihoon.

"Okuyacak kitap kalmadığında yeniden bunu okuyorsun, değil mi?"

Jihoon yandan bir bakışla sevgilisine bakıp kitabı yerine koyduğunda Jin, onun esmer yüzünü bir müddet incelenmişti.

Onu seviyordu, kuşların gökyüzünü sevdiği gibi.

"Kaçıncı okuyuşum ben bile bilmiyorum." Yanaklarını şişirip bakışlarını yeniden pencereye çevirdi. "Her okuyuşta aynı hissi veriyor bana."

Sevgilisinin sıcak parmakları yanaklarını okşarken gözlerini kapadı Seok.

"Çok şirinsin Jin."

Gülümseyip ona döndüğünde gözlerinin içi parlıyordu.

"Sıkıldın benden değil mi?" Dudak büktüğünde gözlerini büyüttü Jihoon.

"Saçmalama, sen benim her şeyimsin. Keşke tüm vaktimi sana adayabilsem."

Gözlerinin dolmasını engelleyip kahvelerinin en derinlerine baktı.

Benim için orada tonlarca yıldız parlıyor gibi, diye düşündü Seok Jin istemsizce. Bugün kalbi daha farklı atıyordu, bir çocuk gibi heyecanlıydı. Jihoon ona iyi geliyordu, onu mutlu ediyordu.

"Ah, iyi ki varsın.." Başını omzuna yasladığında Jihoon'un elleri onun yumuşak saçlarını bulmuştu.

"Sen de Jin, sen de iyi ki varsın. İyi ki benim sevdiğimsin."

şimdiki zaman.

Silah sesi yankılanırken koca depo bir anda sessizliğe boğulmuştu. Jungkook elindeki silahı geri beline yerleştirirken dudağından akan kanı elinin tersiyle silmiş ve kararan gözlerini önündeki bağlı bedene dikmişti.

Küçük bedenin ağzından kan ve salya akıyordu. Dudakları olabildiğince şişmişti. Yanakları pembeydi ve gözleri ağlamaktan kızarmış bir haldeydi. Bu haliyle bile oldukça ilahi duran güzel oğlana yavaşça yaklaştı Jungkook.

Elleriyle oğlanın kan bulaşmış çenesini kavrayıp da kendi yüzüne doğru kaldırdığında o kahve incilerde kendi görüntüsünü görmek Jungkook'un hoşuna gitmişti.

Oğlanın sadece ona bakmasını, sadece onu görmesini istiyordu.

"Sana Kim Jihoon'un nerede olduğunu sordum, değil mi? Uslu bir çocuk ol ve bana söyle."

Seok Jin sızlayan çenesine rağmen yandan bir gülüş atmış ve dudakları titreyen titreye bakmıştı ona.

"Sana söyleyecek hiçbir şeyim yok."

Elleri daha da sıkarken küçüğün çenesini Seok Jin acıyla inledi. Dudaklarından çıkan ses boş depoda yankılanarak kayboluyordu.

"Itaat et bana!" Sinirle yüzünü yüzüne eğdi Jungkook. Çocuğun incilerinden usulca gözyaşları akıyordu. "Inat ettikçe zarar göreceksin, anla."

"D-dur artık.. lütfen..."

Jungkook alt dudağını ısırdı.

Hala karşı koyuyordu ona işte!

Yakasını bıraktı ve arkasına döndü. Adamlarına işaret verdi. Ardından hiçbir şey demeden çocuğu soğuk zeminde bir başına bıraktı.

Öylece, yalnız, tek başına, soğuk ve karanlık odada, saatlerce.

beni kurtar, beni kurtar, beni kurtar yalvarırım.. kurtar.. sevgilim...

"sevgilim, burası çok soğuk."

"üstünü sıkıca ört sevgilim, üşütme olur mu? ben çok üşüyorum çünkü."

"ama sen üşüme, sen üşürsen kalbim de üşür. sen hep sıcak kal, hep kalbimde kal."

karoliniBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin