BÖLÜM 2

24 0 0
                                                  

Medya Özgür.

Özgür'den...

Aklımdakileri uygulamaya başlamıştım. Uzun zamandır Lina'yı takipteydim. İşin sonu nereye varacak açıkçası çok net göremiyorum fakat bu intikamı almayı uzun süre önce kendime görev edindim. Bana olanların bedelini herkes ödemeli. Çektiğim acıları hepsi çekmeli. Lina masum olsa bile ailesi masum değil. Benim başıma gelenler konusunda bende masumdum fakat kimse bunu görmedi, kimse beni düşünmedi. Bu yaptıklarım dışarıdan herhangi birine çok zalimce gözükebilir ama gerçekten öyle değil. Annem rastgele bir trafik kazasında ölmedi. Aksine planlı bir suikasttı bu ve ben bunun intikamını kimden alacağımı çok iyi biliyorum...

Üzerime şortumu geçirip havuza indim. Yaşadıklarımdan sonra kafamı dağıtmaya ihtiyacım var. Lina'nın hayatını kurtardığım falan yok sadece zamanı gelene kadar yaşamasını istiyorum o kadar. Bu üniversiteye hatta bu şehre onun için geldim. Babamın bu olanlardan haberi yok. Hatta ikinci üniversiteyi okumama biraz şaşırdı. Fakat işleri yoğun olduğu için pek çok konu gibi konunun da üzerinde durmadı. Babam görünüşte mimar olsa da aslında ciddi ihalelere girip yasal olmayan yollardan bir takım işler yapıyor. Annemle ortak kurmuşlardı şirketi fakat artık tek başına. Başıma gelenler kolay şeyler değil. 11 yaşındayken kaçırıldığımda o adamın yüzünü görmüştüm. Bana babamın işleri hakkında sorular sorarlarken yaptıkları işkenceleri hala hatırlıyorum. Küçücük çocukken çektiğim acılar bu denli fazlayken annemin ölümünü kaldıramadım. 17 yaşıma geldiğimde bir süre akıl hastanesinde tedavi gördüm. Babamın nüfuzu sayesinde pek uzun kalmasam da benim için o günleri unutabilmek pek mümkün değil. Çünkü orada da doktorlar bana sürekli babam hakkında sorular soruyorlardı. Hatta orada gerçekten hasta olduğum için yattığımdan bile emin değilim. 

Hava serindi fakat yüzmek iyi gelmişti. 2 katlı dubleks bir villa da yaşıyorum. Ailemin maddi sorunu olmadığı gibi kendi kazancımı da sağlıyorum.  Babam dışında bir tane de kız kardeşim var. İsmi Özüm kendisi daha lise öğrencisi fakat zehir gibi. Ondan beklentim çok fazla. İlerde bana bir şey olması ihtimaline karşı onu özel öğretmenleriyle eğitiyorum hem babamın işlerinin hem de şirketin başına geçebilmesi için. O benim bütün dünyam. Yüzerken bir yandan yiyeceğim şeyi düşünürken içerden bir ses geldi.

"Özgür bey kahvaltı yapacak mısınız?"

Saat 12'ye geliyordu. 

"Hayır Müjgan." dedikten sonra havuzdan çıkıp duşa girmek üzere odama geçtim. Bugünü kendime ayırmak istiyorum. Yıllardır bu planı tasarlıyorum ve artık yavaş yavaş yorulduğumu hissedebiliyorum. Şimdi ise ona hiç olmadığım kadar yakınım. Duştan sonra salona geçip film aramaya başladım. Pizza siparişim gelene kadar bir sigara yakıp bahçeye çıktığım sırada Dobby koşarak yanıma geldi. Dobby 2 yaşında özel eğitimli bir husky. Onu Özüm bulduğunda yağmurdan korkmuş ufacık bir yavruydu. O günü hala hatırlıyorum. Dobby'nin yavrularını Özüm'e vereceğim sözü karşılığında onu bana vermeye ikna olmuştu. Kız kardeşim onu bulduğu gibi eve getirdiğinde hepimiz çok şaşırmıştık. Özüm çok merhametlidir. İyi ki onun kadar yufka yürekli değilim. Yoksa bu hayatta hep ezilirdim. 

Filmimi izlerken pizzamı yemeye devam ettim. Film bir aşk hikayesiydi fakat pek etkilendiğim söylenemez. Benim gözümde en büyük aşkı annem ve babam yaşamışlardı. Babam gençliğinde iş dolayısıyla İsveç'e gittiği sırada annemi orada görmüş. Annem o zamanlar bir bürokratın kızıymış fakat babamı görür görmez aşık olmuş ve ailesini geride bırakıp babamla evlenmiş ve Sema adını alıp Türkiye'ye yerleşmiş. Türkiye'de babamla birlikteyken pek çok zorluk yaşamışlar. Mesela bana hamileyken kanser olduğunu öğrenmesine rağmen beni doğurmakta ısrar etmiş aynı zamanda tedaviyi reddederek doğuma kadar beklemiş. Sonrasında kanseri yenmiş. Çok mutlu bir aileydik. Babamın yaptığı işlerden her zaman haberim vardı fakat bunlar beni rahatsız etmiyordu. Annem de mimardı fakat maddi olarak pek sıkıntı yaşamadığımız için zamanının çoğunu bizimle ilgilenerek geçirirdi. Tam bir Avrupa kadınıydı. Her sabah erkenden kalkıp koşusuna çıkar geri dönünce de bize kendi eliyle kahvaltı hazırlardı. Evdeki yardımcıların işlerine karışmasını pek sevmezdi. Hatta evde yardımcı bile olmasını istemiyordu fakat babam büyük bir evde oturduğumuz için annemin yorulmasına pek kıyamazdı. Fakat annem bir gün koşusundan dönmedi. Aradığımız zaman ulaşamadık ve o zaman babama bir telefon geldi. Anneme araba çarpmış hastaneye kaldırmışlar. İşte o zaman dünyam başıma yıkıldı. Özüm daha çok küçükken annesiz kaldı. Onun hem annesi hem abisi olmaya o zaman yemin ettim ve bu intikamı alacağıma. 

Odama geçip Lina'nın uzaktan çektiğim resimlerini elime aldım. Onun hakkındaki her şeyi biliyordum fakat yine de gözüme çarpacak herhangi bir şey arıyordum. O sırada çekmiş olduğum fotoğrafların birinde üzerinde bol bir atlet olan fotoğrafta göğsünün alt kısmında bir iz olduğunu fark ettim. Aslında iz de denemezdi. Dövme gibiydi fakat fotoğraf uzak bir mesafeden çekildiği için tam anlamıyla anlamak oldukça güçtü. Ne olduğunu iyice anlamak adına resme yaklaştığım sırada aniden odamın kapısının açılmasıyla kapıya döndüm. Tam izinsiz giren kişiye bir azar çekmeye hazırlanırken gelenin Barış olduğunu gördüğümde vaz geçtim. 

"Sabahtan beri seni arıyorum neredesin?" dediğinde telefonumu elime alıp sessizde kaldığını fark ettim. Telefonun ekranını görmesi için Barış'a çevirdiğimde 

"Sikerler böyle işi. Hadi hazırlan gidiyoruz." ve telefonu elimden alıp yatağa fırlattı. Nereye diye sormaya tenezzül bile etmedim. Pek merak etmiyorum. Barış benim en yakın dostum. Çocukluğumuzdan beri arkadaşız. Babalarımız aynı işi yapıyor bizde birlikte büyüdük ve planımdan haberdar olan tek kişi. Sırf bu yüzden beni burada yalnız bırakmamak için benimle buraya geldi. Üzerime hızlıca siyah bir tişört geçirip altına aynı siyahlıkta bir pantolon giyerek hafifçe saçlarıma şekil verdim. Barış yanıma gelip 

"Yakışıklısın." deyip göz kırptıktan sonra arabanın anahtarlarını alıp garaja indik. Nereye gideceğimize dair bir fikrim yoktu fakat anladığım kadarıyla stüdyoya gidiyorduk. Barış'ın sesi duyabileceğiniz en güzel erkek sesi olabilir. Ben de annem sayesinde aklınıza gelebilecek her türlü müzik enstrümanını çalabiliyorum. Otoparka arabayı park ettikten sonra kayıt için içeri geçtik. Burası Barış'a ait. Buraya ilk geldiğimizde yapacak bir şey bulamayıp kendine bir stüdyo kurmuştu. Canı sıkıldıkça gelip kayıt alıyor. Kulaklığı takıp yabancı bir şarkı kaydetmeye başladığında geçen gün üzerinde çalıştığımız şarkı olduğunu fark ettim. Şarkı söylemeyi ne kadar sevse de babasının bunu meslek olarak yapmasına izin vermeyeceğini herkes biliyordu. İkimizde şirketlerin başına geçecektik fakat Barış kendi kendini böyle teselli ediyordu. Aynı zamanda bir kaç arkadaşımızın barlarında onların ricası üzerine djlik de yapmıştı. Kayıtta sesinin üzerinde oynama yapmamıza hiç gerek yoktu çünkü sesi kusursuzdu. Arkama yaslanmış kayıttaki Barış'ı izlerken etrafımı tanıdık bir koku sarmaladı. Gözlerimi bir el kapatırken onun sessini işittim.

"Beni özledin mi Kırgiz?"


Mutlu Duruay'dan... (Lina'nın babası)

Herkes sıradan bir sınıf öğretmeni olduğumu düşünürken ben çok daha fazlasıyım. Gerçek kimliğimden ne eşimin ne de kızımın haberi var. Yıllardır öğretmen kimliğinde gizli görevdeyim. Milli istihbarata bağlı özel bir askerim. Bunun gizli olmasının sebebi ülkede gizliden iş çeviren önemli ve güçlü ailelerden biri olan Kırgizleri yakında çökertecek olmam. Elimde onların hakkında hazırlanmış çok derin bilgiler içeren ciddi bir rapor var. Bunlar ortaya çıktığında yer yerinden oynayacak.

GirdapHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin