BÖLÜM 1

42 3 0
                                                  

10 yıl önce...

Burası favori mekanımdı, kampüsün bahçesinde köşede kalmış bu yalnız bank. Elimdeki kahveyle birlikte sigaramı yakmak üzereyken o sesi duydum. Az ileride yaşıtım gençler gitar çalıp şarkı söylüyorlardı. Gitarı çalan çocuk dikkatimi çekmişti, bir yerlerden tanıdık geliyordu ya da ben onu tanımak istiyordum kim bilir. O tarafa doğru biraz yürüdüm ve kendime oturacak bir yer aradım. Çaldıkları şarkı Fransızcaydı. İnsanlar eşlik edemese de elleriyle ritim tutmuşlardı. Gençler ise hallerinden memnun, bekledikleri ilgiyi almış olacaklar ki yüzleri gülüyordu. Bu sırada  saatimi kontrol etmemle derse 10 dakika kaldığını görmem aceleyle yürüyerek sigaramı yakmama sebep oldu. Önüme bakmadan ezbere gittiğim yolda kahvemin üzerime dökülmesiyle olduğum yerde sıçradım.Okulun her yerinde olan o gereksiz heykellerden birisine çarpmıştım. Hem derse geç kalmamın verdiği stres hem de kahvemin beni yakmasının verdiği sinirle kahveyi atıp lavaboya koştum. 

Ellerimi yıkayıp sakin olmama dair kendime telkinler verdikten sonra tam lavabodan çıktığım sırada hocanın sınıfa girip kapıyı kapattığını gördüğüm anda bir küfür savurdum. Hoca kendisinden sonra gelen olduğu zaman sınıfa almıyordu. Kendi kendime sırf dikkatimi çeken o şarkıyı dinlemeye gittiğim için başıma gelenlere lanet ederek yenik bir şekilde yeniden bahçeye indim. Sınıfa girmeye çalışmak boşuna uğraşılmış bir savaş olacaktı. Aslında bu dersin hocasıyla aramız iyiydi fakat bu konuda taviz vermiyordu. Omuzlarımı indirerek yeniden bahçeye çıktığımda gitar çalan çocuğun orda olmadığını gördüm. Bir süre ders arasına kadar bekleyip beklememek arasında kararsız kalsam da beklememeye karar verdim ve kütüphaneye doğru yol aldım. Ders çalışmak amacıyla gitmiş olsam da içimden hiç ders çalışmak gelmediği için eskiz defterimi çıkarıp bir şeyler karalamaya başladım. Bugün ki gitar çalan çocuğu çizdiğimi fark ettiğimde ise sesli bir şekilde ne alaka ya dediğim zaman insanların uyaran bakışlarıyla göz göze geldim. Utanarak başımı öne eğip biraz hava almak için kapının önüne çıktım. 

Neredeyse çoğu günüm bu bahsettiğim şekilde geçiyordu. Ailemden uzakta başka bir şehirde üniversitede psikoloji bölümü okuyordum. Bu sene 2. sınıf olmuştum. Sınıfımdan pek kimseyle samimi olmamıştım. Not alıp verdiğim bir iki insan dışında kimseyi tanımıyorum bile diyebilirdim. Fakat sınıfımdaki herkesin beni tanıdığına eminim çünkü insanlardan uzak durmamla onların ilgisini çekiyordum. Tabi bir de en yüksek ortalamanın bende olmasının da ufak bir katkısı olduğunu inkar edemezdim. Derslerime özen göstermemin sebebi istediğim hayata bir an önce kavuşmak istememdendi. Orta gelirli bir ailenin tek çocuğuydum. Annem ve babam yıllar önce boşanmışlardı. Bende kendi kendime bakabilmek ve hayallerimi gerçekleştirmek adına bu kadar çok çalışıyordum. Basit bir hayatım vardı. Hatta okul ve ev arasında geçiyor bile diyebilirim.

Rüzgarın esmesiyle üşüdüğümü fark ettim. Kollarımı kavuşturup içeri girdim. Eşyalarımı toplayıp eve gitmeye karar verdim. Yol boyunca akşam yemek için ne pişirsem diye düşünürken telefonumun titremesiyle düşüncelerim dağıldı. Gelen mesaj Çağla'dandı. "derse gelmedin. neredesin?" ah demek beni merak eden birileri vardı. Buna az da olsa sevindim en azından kimsenin umurunda değilim düşüncesini bir kenara bırakabilirim. Derse geç kalınca girmediğimi yazıp cevap gönderdikten sonra endişelenmemem gerektiğini, derste not aldığını ve eve geçince bana atacağını söyleyen arkadaşıma teşekkür ettim ve telefonu cebime atıp yürümeye devam ettim. O sırada severek gittiğim bir kafenin önünden geçiyordum ve aklıma akşam yemeği yemek yerine buradan sıcak  çikolata alıp içmek geldi. İçeri girip siparişimi verdikten sonra beklemeye başladım. Bu kafe genellikle gençlerin aranmaya geldikleri bir kafeydi. Bu yüzden pek oturduğum söylenemezdi genelde alacağımı alıp gider, az ilerideki parkta oturmayı tercih ederdim. 

GirdapHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin