"Başka bir şey hatırlıyor musun Sevda?"
"Hayır, yok."
"Pekala, çıkabilirsin." Psikolog masada parlayan kırmızı düğmeye bastı. Eline bir tükenmez kalem aldı ve kağıda tik attı. Odaya dolan iki polisle ayağa kalktım. Kağıda belli etmeden baktım.Kollarıma sıkıca sarılan iri, nasırlı ellerle odadan çıktık. Kağıtta yazan sayı vardı.
127. Vaka
127. Vaka tam anlamıyla ben buyum. Bu çok şey anlatıyor. Çok Şey. Belkide herşey.
127. İnsan,
127. Umutsuz,
127. Deli,
127. Tanık!
Sarı ışığın yön bulduğu koridorda yürüyorduk. Pencereden giren rüzgar yerde duran tozları kaldırıyordu. Etraf kirliydi. Çok kirli. Kulaklarıma dolan adım sesleriye mutlu oluyordum. Odama gidiyordum. Kendi odama. 15 yıllık odama.
127. Oda- Sevda
Bir soyadım yoktu. Biz bir deliydik. Böyle vakalara soyad verilmiyordu.
Demir kapı açıldı. Gıcırtısı koridorda yankılandı.
"Geçmiş olsun." Kalın sesle mimiğimi oynatmadım. Hiçbir şey değişmedi. 15 yılda bile.
Hergün belli bir saatte, belli bir dakikada, belli bir saniyede aynı şeyleri yaşıyoruz. Saniye her deli için önemli kavramdı. Odada tek yankı yapan saatin sesiydi.
16.30
"Yemeğiniz."
"Teşekkürler." Kapının altında ki bölümden tabak fırlatılmıştı. Bir tabak kuru fasulye ve bir bardak su. Bir değişiklik olduğunu fark ettim. Garip, şerbetli tatlı vardı. Belli ki bugün önemli bir bilgi öğrendiler.
17.00
Geriye doğru yaslandım. Oda sadece beyazdı. Beyaz. Duru, berrak, delirtici.
20.00
"Uyku vakti."
Yerde uzandım.
