Genç kız Hogwarts trenine doğru yürüyordu.
Chloe Martin.
Tıpkı Malfoylar gibi soylu bir aileden gelen bir safkandı.
Belkide bu yüzden tıpkı aileleri gibi Malfoy'la doğduğu andan beri arkadaştı. Zaten onun dışında gerçek bir arkadaşı asla olmamıştı.
Olamazdı da zaten.
Şimdi ise olması gerektiği gibi Hogwarts'ta ilk yılı için trene binmişti. Koridarlarda dolaşıp boş bir yer ararken sanki tren yeterince dar değilmiş gibi kim olduğunu bilmediği iki aptal birbiri kovalıyordu. Chloe'ye çarptıklarında özür dileme gereği bile duymadan koşmaya devam ettiler. Chloe kolundaki iyileşmekte olan yaraların acısıyla kıvrandı. O kadar çok kesik vardı ki hangisinin sızladığını anlamakta zordu...
.
.
.
Genç kız sonunda boş bir kompartıman bulup cam kenarına yerleşti. Camdan bakıp, trenin hareket etmesini beklerken kompartımanın kapısı açıldı. Draco yüznde bir gülümsemeyle içeri girdi. Chloe de onun geldiğini görünce yüzüne hafif bir tebessüm yerleştirmeyi başardı.
-Selam Malfoy.
+Sana da. Ee heyecanlı mısın bakalım?
-Tahmin bile edemezsin. Yıllardır bekliyodum ki aptal çocuklarla aptal bir okulda bana aptal şeyler öğretsinler.
+Tamam sakin ol. En azından ben varım.
-Zaten sen olmasan şuan trenden nasıl atlıyacağımı planlıyor olurdum.
+Bu kadar ön yargılı olma bence ne olabilir ki?
-Bugün seni çok iyimser gördüm Malfoy. Alışık olmadığım şekilde. Ama bence okula gidince bu iyimser halinden eser kalmayacak. Çünkü söylentiler doğruysa şu Harry Potter denen çocuk buraya geliyormuş. Eğer öyle olursa herkes onu el üstünde tutup yücelticektir.
+Kıskandın mı Martin?
-Beni tanımıyormuş gibi konuşma. Kimsenin ilgisine muhtaç değilim. Senin için konuşuyorum burda. Ön planda olmayı sevdiğini inkar edemezsin.
+Merak etme Chloe. Kimse bir Malfoy'u gölgede bırakamaz!
-Sen öyle diyorsan.
Sohbetleri şeker dolu bir arabanın önlerinde durmasıyla kesilmişti. Zaten Chloe tren kalktığından beri bu anı bekliyordu. Fazlasıyla şeker ve çikolatayı yanına bırakıp yerine oturdu. Chloe Martin sadece yemek yerken duygusal açıdan birşeyler hissediyordu. Az da olsa mutluluğu hissettiğini düşünüyordu. Bu yüzden yemek yemeye bayılırdı. Aslında hiç kilolu değildi. Veya yüzünde sivilceler ya da yağ bezeleri yoktu. Hatta oldukça güzeldi. En sevdiği atıştırmalıklardan biri olan çikolata renginde dümdüz uzun saçları ve koyu kahve, parlak gözleri sıradan ama çok hoş gözüküyordu. Tabi şuan tüm yüzünü çikolata kapladığı için çok komik duruyordu. Elleri ve ağzının etrafı çikolata kaplanmıştı. O sırada neredeyse dudağına kadar uzamış kahkülü yüzüne düşmüştü. Ellerini değdirmemek için sinirle ve inatla saçına üflüyordu. Draco onu bu haline küçük bir kahkaha attıktan sonra, çikolatalı parmaklarını saçına bulaştırmamaya çalışarak elinin tersiyle geriye itti. Chloe ona bir teşekkür mırıldanırken, "Çikolata ağzına girmeli Martin, suratına yada parmaklarına değil.". Chloe ağzındakileri çıkarmamaya kendini zorlayarak gülüyordu. "Kendine bak sen tüm parmakların çikolata olmuş. Gerçi benim kadar olamazda neyse."...
.
.
.
İkiside kahkahalarla şekerlemeleri yerken artık sona geldiklerini fark ettiler. Ellerini yıkamak ve üstlerini değiştirmek için kompartımandan çıktılar. İşlerini hallettikten sonra yorgun düşmüş olacaklar ki Draco kendini Chloe'nin karşısındaki koltuğa oturduktan birkaç dakika sonra uykuya daldı. Chloe bir süre onu izledi. Oldukça masum gözüküyordu. Geriye doğru jolelenmiş saçından bir tutam suratına düşmüştü. Uyuya olsa bile yüzünde çok hafif bir tebessüm vardı. Chloe onun bu halini incelerken artık yorgunluğuna karşı koyamayacağını anlamıçtı. Böylece kendini yavaşça uykunun kollarına bırakmıştı...
.
.
.
Draco, Harry Potter denen çoğuğun tavırları yüzünden biraz sinirlenmişti. Tabi büyük salona girdiklerinde bunu unutmuştu. Şaşırmış bir şekilde etrafa bakınırken Chloe'nin tepkisizce yürümeye devam ettiğini görmüştü. "Tanrım biraz etkilenmiş gibi davranamaz mısın acaba?". Vhloe buna sadece gözlerini devirmekle yetinmişti. Şapkanın yanına geldiklerinde hepsi durmuştu. Dumbledore'un sıkıcı konumasını ardından sırayla şapkanın yanına gidiyorlardı. Draco'dan sonra hemen şapkaya yöneldi Martin. Şapka zorlanmış gibi gözüküyordu. Gözlerini sıkıp içinden sayıklıyordu. Slytherin, Slytherin, Slytherin... O sırada şapkanın Slytherin diye bağırması tüm salonda yankılandı. Chloe tabi ki direkt olarak Draco'nun yanına yönelirken Slytherin masasından alkışlar yükseliyordu. Sakince yerine oturup yemeğin başlamasını bekledi...
.
.
.
Sonunda yemek başladığında beklediğinden çok daha fazla şey olduğunu görünce ağzı sulanmıştı.
Zaman kaybetmeden herşeyden tatmak istediği için hızlıca çatal ve bıçağını eline aldı. Tam yemeğe uzanıyordu ki elindeki bıçağa baktı. Artık her yemekten önce yaptığı şeyi yapamayacaktı. Martinler, Malfoylar kadar muhafazakar bir aile olmadığı için genç kız yemeğini hep odasında yerdi. Bu yüzden koluna bıçakla küçük kesikler atmasında sıkıntı yoktu. İnsanlar bunu görse deli olduğunu düşünürdü ama kendince haklıydı. Küçük yaşta çocukların güldüklerini, ağladıklarını, sinirlendikleri
vesaire şeyleri görmüştü. Ama nedense kendisi bunların ne olduğunu asla anlamıyordu. Duygusal olarak birşeyler hissetmediğini anlayınca kendini fiziksel acıya yöneltti. Çünkü bunun duyguların bıraktığı boşluğu tamamladığını düşünüyordu. 4 yaşından beri uzun kollu kıyafetlere mahkumdu. Neyseki Hogwarts'ın çoğunlukla soğuk havası ve uzun cüppeleri işini kolaylaştırıyordu. Kendini yemekten sonra da halledebileceği gerçeğiyle avuttu ve yemeğine döndü...
ESTÁS LEYENDO
CALLOUS//Draco Malfoy
Fanfiction"Callous". Yani duygusuz veya hissiz. Chloe Martin'i tanımlamak için mükemmel kelimelerdi. Yıllar boyunca nedenini düşündü. Duygusal olarak bişeyler hissetmemesinin nedenini düşündü. Asla bulamayacağını sanıyordu aslında. Tabi her za...
