Elimde bavulumla yürüdüğüm her bi sokakta, içimde oluşan sevinç biraz daha artıyordu. Her bir adımda içimdeki heyecan yükseliyor, genç bir atılımcı olmanın sevinci damarlarımda dolaşıyordu.
Bir kaç sokak daha ilerledikten sonra gördüğüm küçük dükkanımla sevincim biraz daha artmış, içimdeki heyecan tutkusu alev alev olmuştu. Oradaydı, dışı kahvemsi ve bal renginde boyanmış küçük dükkanım.
Ankara da okumuş olduğum Tıbbı ve arotmatik bitkiler bölümünden sonra, sınıf arkadaşlarım gibi iş hayatına atılmak yerine, teyzemin yardımlarıyla satın aldığım bu küçük dükkanımda parfümler yapıp geçimimi kazanmak istemiştim. Kendimi bildim bileli kokulara hep bi zaafım olmuştu. Her bir kokuda farklı hayal dünyasına giriyor, ve o kokunun verdiği muhteşem huzurla benliğimi bulduğumu hissediyordum. İstanbulun eski evlerinin arasında bulunan küçük dükkanımla, ben artık tam anlamıyla kendimi bulduğumu düşünüyordum.
Merhaba, benim adım Rüya. Henüz 24 yaşında parfümleriyle dünyayı değiştireceğini düşünen, hayal etmeyi seven, içinde tam anlamıyla çocuk yatan, küçük dükkanının kendime çok şey kattığını düşünen bir kızım.
Bir hafta öncesinde anlaştığım mimarlar tarafından dükkanımın dekore edilmiş olması, ve bu dekorun tam istediğim gibi oluşu ile dükkanımın önünde tüm muazzamlığıyla içeriye bakıyordum. Çantamdan çıkardığım ve daha önce Hasan abiden, yani dükkanın sahibinden aldığım anahtarları yavaşça kapıya geçirip çevirdim. Kapıdan içeri girdiğimde çalan küçük çan sesi bile beni hoşnut ederken her bir duvarında, her bir deseninde dükkanımın biraz daha sıcak olduğunu hissetmiştim.
Bu kadar bakmanın ardından, kapıyı üstüne kapatıp dışarıda bıraktığım bavulumla binanın yan tarafındaki kapısına gelmiş ve daireme girmek için bu sefer başka bir anahtar çıkarmıştım. Kapıdan içeri girip bavulumu bir kaç merdivenden çıkardıktan sonra dairemin içine sonunda varmıştım.
Mimarın burayı da döşemiş olması gözümden kaçmazken, kutular içindeki eşyalarımla biraz vakit kaybedeceğimi çoktan anlamıştım. Üstümdeki yol yorgunluğu üşengeç olmamı sağlarken kendimi kanepenin üstüne attım. Telefonumu çıkarıp birkaç sosyal medyada gezindikten sonra zaten ben anlayamadan uykuya dalmıştım.
***
Gözlerimi akşam güneşinin kızımlımsı parlaklığıyla hafifçe aralarken saatin kaç olduğuna bakmak için bir yandan telefonumu arıyordum. Saat 16:59 du Yani akşam beşe gelmişti. Üstümdeki yol yorgunluğunu hala atamamıştım ancak uykum da yoktu. Bu yüzden eşyalarımın olduğu kutulara yaklaşıp kutuları teker teker açtım. Eşyalarımı tek tek yerleştirirken ortalığı hafif dağıtmam üzerine kısa bir de temizlik de yapmıştım.
İşte şimdi kendime ait olan eşyalarla bu evi artık tam anlamıyla benimsemiştim. Üzerimdeki yorgunluğu biraz daha atabilmek pahasına sıcak bir duş almam gerektiğini düşünüp henüz yeni dizmiş olduğum eşyalarımdan beyaz rahat bir eşofman altı ve sarı bir bluz çıkarıp havlumu da alarak banyonun yolunu tuttum.
Hızlı bir şekilde sıcak duşumu aldıktan sonra üstümü giyinip artık acıktığıma kanaat getirip mutfağa yöneldim başımdaki havluyla. Aslında yemek yapmaya üşeniyordum ve atıştırmalık bişeler için dolapları açıyordum.
Ne yazık ki yeni taşındığım için dolaplarda pek bişe bulamamıştım ve hava da kararmıştı. Işıkları yakıp evin içine verdiğim aydınlıkla odamdaki dolabımdan hırkamı ve çantamdan biraz para alıp en yakın markete doğru yol aldım.
Marketin nerede olduğunu bilmiyordum aslında, 16-17 yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim bi grup çocuk bu hava da hala oyun oynarken onlara sormak için yaklaştım.
YOU ARE READING
SENİN KOKU'N
General FictionGözlerimi kapatmıştım, hayal dünyam onunla doluydu. Beraber yürüyor, beraber koşuyor, beraber düşüyorduk. Sonra yine beraber kalkıyorduk. Sonuç olarak beraberdik onunla.. Yavaşça gözlerimi açtım, gökyüzündeki aya ve yıldızlara baktım. Sonra bir ses...
