1

246 5 1
                                        

                                                                                     Sare
Sonunda ne olacağını bilmediğim ve tahmin edemediğim hikayeler bana hep çok çekici gelmiştir. İnsanlar ölecek mi yoksa mutlu mu bitecek derken bi anda mutlu sonla bitiverir ya içim o zaman huzurla dolar. Umarım bir gün kendi hikayem de mutlu sonla biter diye dua ederim hep. Aslında kalbinde iyilik taşıyan insanların tümü mutlu sonla bitirirler hikayelerini yani en azından ben öyle düşünüyorum ve sen bu satırları ve devamını okuyacak olan kişi umarım hikayen mutlu sonla biter ve istediğin her şey senin olur.

Ben Sare, hayata 1-0 geride başlamış biriyim. Annem beni doğururken ölmüş babam da bakamam deyip beni bırakıp gitmişti. 17 yıllık hayatımda hiçbir zaman karşıma çıkmadı ve bende onu arama gereksiniminde bulunmamıştım. Beni bırakabildiğine göre çok meşgul bir hayat sürüyor olmalıydı.

18'nci doğum günüme bir gün kalmıştı. Normal gençler reşit olacakları için çok mutlu olsalar da ben çok üzgündüm. Yaşım gereği yurttan çıkış yapmam gerekiyordu ama benim ne gidecek yerim ne de para kazanabileceğim bir kaynağım vardı. Keşke saatler hiç geçmeseydi ve sabah olmasaydı. Yapmacık bir partinin ardından eşyalarımı toplamam söylenecek ve çıkışım yapılacaktı. Şansıma da hava en az terminaller kadar soğuktu ve ben bu soğukta napacağımı bilmiyordum. Yurt sahibi insan olsaydı belki de daha değişik olurdu gerçi bütün yurt müdürleri ve sahipleri aynı soydan oldukları için buna şaşmamak gerekiyordu.

Ben kara kara düşünürken kendimi bildim bileli bu yurtta bizimle beraber olan Selma annem odama girdi. Her ne kadar istemesemde bana yardım etmeye gelmişti. "Selma anne ben yaparım demiştim ya sen neden zahmet ediyorsun?"
"Elimde büyüdün yavrum sana yardım etmeyeceğim de kime edeceğim ben." Gözleri dolmuştu. İşte yeniden başlıyorduk saatlerce süren ağlama serüvenimize. "Yapma ama bak beni de ağlatacaksın şimdi."
"Ne ağlaması kızım gözüme toz uçtu benim bavulunu indirirken ondan şey oldu." Halbuki daha sabah toz almıştı.

Beraber kâh gülüp kâh ağlayarak eşyalarımı topladık ve birbirimize anılarımızı anlattık son olarak da sımsıkı sarıldım ona. Annemin içime çekemediğim kokusunu Selma annemde bulmuşum gibi çektim içime o güzel hanımeli kokusunu. Beni alnımdan öpüp odamdan çıktı ve bende geceliklerimi giyip yatağıma uzandım. Her zamanki gibi olmayacak hayaller kuruyor sonra ufak atta civcivler yesin diyerek uykuya dalıyordum. Ancak bu gece yarın gecemi nasıl böyle rahat geçirebileceğimi düşünüyordum. Ne yaparım nerde kalırım diye düşünmeden edemiyordum. Belki de yıllardır inat edip almadığım babamın numarasını alıp ondan yardım istemeliydim. Babamdı sonuçta yardım ederdi herhalde. Geceliklerimle olmayı umursamadan kalktım ve burada bizimle beraber kalan bizden sorumlu ablamız Derya ablanın yanına gittim. Biraz uzun sürse de telefon numarasını bulmuştum ama aramaya cesaretim yoktu. Hem belki adam numarasını değiştirmişti, bende bu şans varken kesin öyle olurdu. Odama döndüğümde saatin geç olduğunu fark edip arama işini sabaha bırakmaya karar vermiştim. Uzanmıştım uzanmasına ama uyuyabilir miydim orasından hiç emin değildim.

Belki de bir saat yatakta dönüp durduktan sonra sızıp kalmıştım ve hiç istemesemde sabah olmuştu. Bilerek dışarıda bıraktığım kıyafetlerimi giydim ve geçeliklerimi bavuluma tıkıştırdım. Telefonumu elime alıp numarayı tuşladım ancak arama tuşuna bir türlü basamıyordum. Adam benim babamdı ama sanki bir yabancıyı arayacakmışım gibi tereddüt içindeydim. Odamda voltalar atarken sonunda yanlışlıkla da olsa elim arama tuşuna bastı ve aramış oldum. Telefon açıldı ve karşıdan oldukça kalın bir sesle yanıt geldi. "Alo?" Ee ne diyecektim ben şimdi ne olacaktı.
"Alo?" Düşün kızım düşün Sare hadi bul bi şeyler. "Ş...şey Alo ben Sare." Aynen salak, adam hemen tanıdı seni zaten. "Kızım sen misin?" Kızım mı? Bu adam beni biliyor muydu? Yüzümde saçma ama tarifi mümkün olmayan bir gülümseme vardı.
"Evet benim Ali Bey."
"Ali Bey mi? Baba de bana kızım." İşte şimdi saçmalamıştı yüzümdeki aptal gülümseme yerini nefrete bırakmıştı. Daha fazla uzatmadan direkt konuya girdim. "Beni yurttan çıkarıyorlar kalacak yere ihtiyacım var ve benim param yok."
"Seninki de laf mı şimdi sana adresi konum atacağım hemen atla bir taksiye gel."
"Ha senelerdir yapmadığını bugün yapasın geldi yani çakma baba. Madem bu kadar kolaydı neden almadın o zaman beni burdan," İşte, tutamamıştım kendimi başlamıştım sorgu işlerine. "Hem bugün benim doğum günüm unutmuşsun belli ki gerçi hatırlasan da pek umrunda olacağını düşünmüyordum ama neyse."
"Babacım bak yapma böyle benimde kendimce haklı sebeplerim var hadi gel attığım konuma şimdi kapatmam gerek." Suratıma kapatmıştı ve kapatırken arkadan küçük çocuk sesleri gelmişti. Kimdi onlar? Birkaç dakika içinde konum gelmişti ancak yapmacık parti bitene kadar beklemek zorundaydım.

İnsanın içini bayan saçma parti bittikten sonra taksi çağırıp konuma gitmek için yola çıkmıştım. Yolda babama mesaj atıp kapıya çıkmasını ve taksi parasını ödemesini istemiştim. Hiçbir zaman istediği şeylere sahip olamayan ya birilerinin eski kıyafetlerini giyen ya da yurdun verdiği kıytırıp kıyafetleri giyen bi çocukluk geçirmiştim. Ama alışıktım bu duruma benim açımdan pek bir sıkıntı yoktu. Taksi evin önüne yanaştığında gözlerim şaşkınlıkla pörtlemişti. Bu ev değil resmen bir saraydı. Arabadan indiğimde babam olduğunu tahmin ettiğim adam taksi parasını ödedi ve beni içeriye davet etti. Bahçede mini bir çocuk parkı ve bir sürü oyuncak vardı. Bu kadar zengin olup 18 senedir bana para göndermeyen babama nefretim mümkünmüş gibi daha çok artmıştı. Kapı açıldığında içeriden gençliğinde çok yakışıklı olduğu belli olan biri çıkmıştı. Herhalde babam olacak adamın arkadaşı falandı kendisi... yani ben öyle sanıyordum. "Kızım, hoş geldin." Bu yakışıklı adam mı babamdı yani şimdi.
"Hoş buldum." Sarılmak istesede sarılmadan yanından geçtim ve içeriye girdim. İçeride küçük bir kız orta sehpanın yanına çömelmiş kaliteli boyalarıyla boyama yapıyordu. Babam içeri girdiğindeyse resmini gösterip, "Baba bak seni ve annemi çizdim." demişti.

O an sanki yer altımdan çekilmişçesine dengemi kaybettim ve tutunacak yer aradım. Senelerdir beni arayıp sormayan adam evlenmiş üstüne üstlük çocuk yapmıştı. İçimde cayır cayır yanan nefret ateşiyle babama baktım. Derin bir üzüntüyle bana bakıyordu. Keşke çıkıp gidebilecek durumda olsaydım ama nalet olsun ki değildim işte. İçime atmak zorunda olduğum bilmem kaç milyonuncu bu derdi de içime attım ve kibar olmaya çalışarak ihtiyaçlarımı belirttim. Bana para vereceğini ve artık burda kalmamı istediğini söyledi fakat ben bu mutlu aile tablosuna dayanamayacağımdan bana bir ev tutmasını ve sadece para desteği sunmasını istedim. Mecbur kalmadıkça da onunla iletişim kurmak istemediğimi belirttim. Biliyorum biraz nankörce ama hakettiği buydu bence. Evi bulmak için biraz geç bir saat olduğundan bana verdikleri geçici odaya girdim ve sadece sabah tıkıştırdığım geceliğimi alıp giydim. Yemeğe inmek istemediğimi belirtip uyumak için uzanmıştım ama ne mümkün. Normalde çok huzurlu olmam gerekirken sanki bu ultra geniş oda benim üzerime geliyor içimi sıkıyordu. Belki de o küçük kız olmasaydı bu halde olmazdım onun babama baba demesi bana hiç bir şeyin veremeyeceği kadar üzüntü vermişti. Gözlerimi kapatıp hayal kurmaya çalışmıştım fakat o kadar hissizdim ki hiç bir şey gelmiyordu gözlerimin önüne. Öylece tavana dikmiştim gözlerimi ve uykumun gelmesini bekliyordum. Sonunda geldiğinde ise saatler geçmişti.

Sabah kalkıp eşyalarımı tekrar toparladıktan sonra babamın benim için tuttuğu küçük bir apartman dairesini görmeye gitmiştik. Bana gayet yeterli bir evdi. Evi beğendiğime ikna ettirip sonunda onu gönderebilmiştim. Ev eşyalıydı ve eşyalarda modern sayılırdı. Babamın verdiği parayla nevresim, birkaç temizlik malzemesiyle yiyecek bir şeyler almıştım. Gün boyu çılgınlar gibi temizlik yapıp yorulmuştum fakat evim nihayet içime sinmişti. Koltuğa yığılıp kaldığımda yan evden birtakım sesler duymuştum. Kırılma sesleriydi fakat yanlıştıkla değil kasten kırılıyor gibiydi. En sonunda benim duvarıma denk gelen kısma atılan sert bir şeyin sesiyle yerimden sıçramıştım. Bu ne ilkellikti canım böyle. Saçımın başımın halini unutup karşı evin kapısını çaldım. Kapı açıldığında tabiri caizse karşımda bir zombie belirdi. Oldukça etkileyici yüzü ve kasları olan fakat gözleri patlıcandan daha mor olan bi zombie. "Ne var?"
"Ne var mı? Saatlerdir temizlik yapan ben varım mesela ya da apartmandaki diğer insanlar."
"Birincisi umrumda değilsin, ikincisi bu apartmanda ikimizden başka kimse yok." Nasıl yani. Ama perdeler vardı ve hiç de kuytu köşe bir yer değildi. "A...ama perdeler falan?" Yüzünde histerik bir gülümseme oluştu. Bunun kafası mı güzeldi ne?
"O perdeler var ama evler boş güzellik. Sevgili apartman sakinlerimiz bana dayanamayıp kaçtılar apartmanın adı çıktı Deli Arın apartmanı diye duymadın mı?"
"Ne saçmalıyorsun sen ya öyle şey mi olur mis gibi evlerden niye kaçsınlar iki cam kırdın gürültü yaptın diye kaçılır mı?" İyice pis bir sırıtışa bürünen suratı tehlikeli bir hal almaya başlamıştı.
"Gece gündüz parti yapılan bu apartmanda kalmak istemediler. Dedim gelin eğlenelim ama yok gittiler. Sende gideceksin."
"Ben gürültüye alışkınım merak etme gitmeyeceğim."
"Gittiğin gün arkandan zevkle el sallayacağım şimdi gir evine ve kapımı çalmaya kalkma." Kapıyı suratıma kapattığında resmen sinirden deliye dönmüştüm. Kapısına olabildiğince sert bir tekme geçirip evime girdim ve karşılık olarak bir kahkaha sesi duydum. Uyuz herif! Duş alıp üzerimi değiştirdim ve yatak odasına gidip yeni aldığım nevresimleri serdim ve uzanıp düşünmeye fırsat bile bulamadan yorgunluktan sızıp kaldım.

You've reached the end of published parts.

⏰ Last updated: Jul 04, 2020 ⏰

Add this story to your Library to get notified about new parts!

SosyopatWhere stories live. Discover now