Adada uzun süren yağmurlu ve kasvetli günlerin ardından diğer günlere nispeten güneşin bulutların arasından göz kırptığı bir güne uyanmış ve sahip olduğum küçük, şirin butik otelin sahile sıfır olan giriş kısmında bulunan masalardan birinde oturmuş sabah kahvemi içiyordum. Safir adası Marmara denizinde, İstanbul'a deniz otobüsü ile 4 saat uzaklıkta olan bir adaydı. Çocukluğumdan beri her sene tatile geldiğimiz bu adaya olan bağlılığım burada artık sadece bir misafir değil işletmeci olmama sebep olmuştu. Bu şirin butik oteli geçen sene uzun zamandır asıl sahipleri olan ve her sene burada bizi ailece konaklayan Tekin ve Yağmur çiftinden devir almıştım. Açıkçası geçen seneye kadar böyle bir planım yoktu, hatta İstanbul'da bir giyim firmasının insan kaynakları departmanında kalıcı olarak çalıştığım bir işim vardı. Yine her sene olduğu gibi tatil yapmaya geldiğim Safir adasından, Tekin abinin oteli devredeceğini artık Fethiye'de yaşayacaklarını ve iki ayrı oteli idare edemeyeceklerini söylemesi üzerine bu adadan kafamda birçok soru işareti ile ayrılmıştım. Hep bu adada bir evim olduğunu ve istediğim zaman gelip kalacağımı hayal ederdim, ama artık düşüncelerim neden kendine ait bir işletmen olmasına dönüşmüştü. Ailemle beraber oturup konuştuğumda bu konunun pek kolay olmadığında hepimiz hemfikirdik. Öncelikle kalıcı olan işimden ayrılmam, oteli biraz olsun yenilemek için bir bütçe oluşturmam ve tüm yazımı otele harcayıp elde ettiğim kazanç ile tüm kışı geçirebilmem gerekiyordu. İşte tüm bunları göze almış, sahip olduğum arabayı satıp üstüne de biraz olsun kredi çekip hem oteli devralmış hem de kışın otelin tadilatları ile ilgilenmiştim. Yaz başlangıcına kadar işimden ayrılmamıştım fakat Mayıs sonunda işimden de ayrılmış ve kalıcı olarak adaya gelmiştim. Bu süre içinde de ek gelir olarak yaptığım kitap editörlüğü işine daha fazla zaman ayırmış ve biraz olsun para kazanabilmiştim.
Nihayet artık sezon açılıyordu, otelin yıllardır süregelen ismini değiştirmek içime sinmediğinden ve Tekin abinin de sorun etmemesi ile otel aynı isimle devam ediyordu. Begonvil Otel.
Denizin sakinliğine dalmış otelin asla bitmeyen ve bitmeyecekmiş gibi gelen işlerini düşünürken abartılı bir esneme sesi ile irkilip arkama döndüm. Gördüğüm manzara beni şaşırtmamıştı.
"Oo Arda bey, bugün erkenciyiz bakıyorum. Ben sizin akşam dört gibi uyanmanızı bekliyordum."
Söylediklerime karşı tavrını hiç değiştirmeden esnemeye devam edip sonunda ağzını kapatabildi.
"Oyuna kısa süreli bir mod geldi. Ona kasıp kutu düşürmem lazım." dedi yanımdaki sandalyeye tabiri caizse kendini attıktan sonra.
Hayatı bilgisayar oyunlarından ibaret olan tipik bir ergendi.
"Arda seni buraya biraz havan değişsin, temiz hava al ne bileyim eve tıkılıp bunalma diye gönderdiler senin gözün şu ortamda bile oyundan başka bir şey görmüyor."
Sesim sitemkardan ziyade ılımlı bir ses tonundaydı, Arda benim için doğduğu günden itibaren kuzenden öte olmuş küçük erkek kardeşim gibiydi.
"Evde oturup oyun oynamak benim için eve tıkılı kalmak değil ki, bir nimetti. Buraya gelmek ayrı nimet tabi, sürekli test çöz diyen birileri olmadan oyun oynamak daha az vicdan azabı çektiriyor." dedi gülerek.
Ona umutsuz bir vakaya bakarcasına gözlerimi kısıp yüzümü buruşturarak bakmaya başladım.
"Sanırım sana her saat başı test çöz demem gerekiyor, benim gibi özgürlükçü insanı bile umutsuzluğa itiyorsun Arda."
Hızlıca oturduğu sandalyeden kalkıp arkama geçti ve kollarını omuzlarımın üzerinden bana sarıp sırnaşıkça yanağımdan öptü.
"Ya benim canım Göksel ablam, sen inan ya bak bu çocuk derslerde atıyor bilgiyi hafızaya beyin bedava!"
YOU ARE READING
ADAKARASI
RomanceGöksel İstanbul'da sahip olduğu işini bırakıp tüm yatırımlarını da küçük bir tatil adasındaki bir butik otel için satmıştı. Çocukluğundan beri her yaz tatile gittiği Safir adası artık onun için yepyeni anlamlar taşıyordu. Bir yandan bu yeni düzene...
