° YILLAR ÖNCE °
- TOKA -
Yanındakiler düştüyse oda düşmek zorunda değildi.
Her küçük çocuğun yaptığı gibi küçük kızda yürüyordu okuldan eve giden yolu. Attığı her adımda çarpım tablosunu tekrar edip yarın ki sözlü için hazırlanıyordu. Yarın ki sözlü onun için çok önemliydi. Sözlüden yüksek not almalıydı. Çünkü bu sözlülerin bile geleceği için birer basamak olduğunu biliyordu. Hem sözlüden yüksek not alırsa belki bu sayede babasının gözüne girer onu mutlu ederdi. Oda böylece birkaç gün kızını dövmez hatta belkide ödüllendirirdi. Küçük bir çikolata alırdı belki. Kızının kafasını okşayıp 'aferin kızıma' derdi. Çünkü arkadaşlarının babası öyle yapıyordu. Onlarda mutlu oluyordu. Küçük kız gülümsedi. Kalbinde ve karnında küçük bir haraketlenme olmuştu. Bu heyecan belirtisiydi. Babasını mutlu etme düşüncesi onu çok sevindirmişti. Tabi heyecanlanmıştı da. Ela gözleri kocaman açılıp parladı. Yüzünde ki gülümseme, gözlerine de yansımıştı sanki. Gözleri iğrenç bir babanın bile sönüremiyeceği bir ışıkla parlıyordu her zaman. Sanki hayatı boyunca yaptığı tüm başarılar gözlerine toplanmıştı küçük kızın. Gözleri sanki sadece kahverengi ve yeşilin birleşimi olan bir renk değilde dünyadaki bütün güzelliklerin toplandığı bir alan gibiydi. Küçük kızın kendi gibi küçük bedenine baktığınızda önce gözlerini fark ederdiniz her zaman. Yıldız gibiydi çünkü onlar ne olursa olsun parlamaya devam ederdi. Annesi bir gün ona gözlerinde ki ışığı kaybederse geride hiçbir şeyinin kalmıyacağını söylemişti. Küçük kız gözlerini birazda bu yüzden severdi aslında annesinden kalmıştı ona. Gözlerindeki ışığı zaten asla kaybetmiycekti küçük kız. Ne olursa olsun. Asla. Annesinden kalan başka bir şeyde yoktu zaten bu yüzden gözleri onun için çok önemliydi.
Gözleri ve yeteneği.
"üç kere bir üç eder.
üç kere iki altı eder.
üç kere üç dokuz eder..."
Çarpım tablosu onun için zaten basitti. Sınıfta ki çocukların dediği gibi söylenirse bebek işiydi onun için. Küçük kız bebek değildi. Bebek olmayı sevmezdi küçük kız. Küçüktü ama bebek değildi. Görünümüne tezat çok da olgun bir kızdı. Küçük şeyler için ağlamazdı mesela. Elinde olmayan bir şeyi istemez elindekilerle yetinir onlarla idare ederdi. Yaşıtları ellerinde olmayan bir bebek için bile üzülürken. Küçük kızın bir bebeği bile yoktu bu hayatta.
Ama olsundu.
Onun da Pafi'si vardı. O kızların oynamak isteyeceği bir bebek ya da erkeklerin istediği bir araba değildi. O oyuncaklar gibi cansız da değili. Küçük kızın gerçek dostuydu. Üç ay önce yağmur yağarken ekmek almaya gitmişti küçük kız. Saat henüz erkendi. Babası için ekmek almalıydı. Uyandığında yanında ekmek görmezse babası kızabilir çünkü sonra da ,küçük kız üzülebilirdi. Yanında ki insanlar koşarak yağmurdan kaçmaya çalışıyorlardı. Küçük kız biliyordu zaten yağmurdan kaçılmazdı ki. Ne olursa olsun yağmurlu havada dışarıdaysan ıslanmak zorundaydın. Bu yüzden küçük kız yavaş yavaş ilerliyordu. Yağmurun onu ıslatmasına izin veriyor, kendini mutlu hissediyordu.
Koşsa da ıslanırdı. Yürüse de.
Zaten ıslanmayı seviyordu. Onun için sabunsuz banyo yapmaktı yağmur bir nevi. Hafifçe kıkırdadı küçük kız. Hemen ardından da yanlış bir şey yapmış gibi elini ağzına kapattı. Kızlar her şeye gülmemezdi. Babası öyle demişti. Bu edepsizlikti.
Babasına göre kızlar acizdi. Keşke erkek olsaydım derdi küçük kız.
Babası erkekleri severdi.
