Nereliyim bilmiyorum. Ama biraz koyu tenliyim. Sanırım doğu taraflarındanım. Dışardan bakılınca kaç gösteriyorsam o kadar yaşındayım. ne kadar olduğuna sizin kadar aşinayım. Kimim kimsem yok. Belli ki yalnızım. Adım mı? Bilmem. Ama sanırım "Tasmalı Keşiş" olabilir. Çünkü beni gören "şu Tasmalı Keşişe baksana hahahaha!" gibi şeyler der. Hala neden olduğunu anlamadım. Belki de bir süre önce bir köpekten aldığım boyun aleti yüzündendir.
Günlerim insanların "İstanbul" dediği bölgede geçer. İnsanların oturup dinlendiği bir parlak taştan yapılma şeye otururum sürekli. Karnım sürekli yanar. Dilim sürekli kurudur. Ama köpekler ve kediler sayesinde bu acıyı gideririm. Eğer renksiz bir sıvıyı ağzımdan aşağı bırakır ve küçük kahverengi (ve kıtır) küreleri dişlerimle çiğnersem bu acı geçiyor. Onlar öğretti.
Etrafımı izlerim. İnsanları izlerim. Sabahları çok sakindir. Uzaktan sarı bir küre yükselir. yukarısı aydınlanır ve kuşlar sesler çıkarır. Hafif bir serinlik eser suratıma. İçimi anlayamadığım bir duygu kaplar. Ama sanırım iyi. Çünkü hep bu duygu kalsın isterim.
Sonra sarı küre en tepeye çıkar ve insanlar da ortaya karışır. Sesler yükselir ve çirkinleşir. Küçük insanlar, büyük insanlar derken park olduğunu öğrendiğim yer dolar taşar. Bir sürü insan yanımdan yürür geçer. Hepsi de bana gülerek bakarlar. Her ne kadar gülmenin iyi olduğunu kendimden bilsem de sanki o insanlar bunu iyi amaçlı yapmıyor gibi gelir. Ama neden olduğunu bilmem. Bir de sanki hepsi beni tanıyor. Herkes bana "Tasmalı Keşiş" diyor. Halbuki ben keşiş nedir bilmem.Her kafası kılsız ya da her siyah insan keşiş mi oluyor acaba? Bilmiyorum. Bilemiyorum. Acaba var mıdır bana söyleyebilecek birisi?
Ama gerçekten beni üzen bana kötü gülen insanlardansa bana dokunan insanlar. Bazıları gelip bağırır bana. Beni tutup kaldırır, sürüklerler. Genelde üstlerinde mavi bir kıyafet ve mavi şapka olur. Bana dokunurlar. Ama çok hızlı, süreklice... Canım yanar çok, çok, çok fazla yanar. Onlara bir şey mi yaptım acaba?
Gerçi güzel dokunanlar da var. Ama onlar çok daha az. Bazıları ellerini omzuma koyup yanıma oturuyor. Bazen bana bakıp gülüyorlar. Ama bu seferki sanki iyi hissettiriyor. Acaba aynı gülümseme nasıl hem içimi serinletip hem de içimi yakabiliyor?
Sonra, çok sonra insanlar gider. Sarı küreye de el sallarım. Onu yolcu etmemle beyaz bir şey yükselir. Tam olarak ne olduğunu anlamadım aslında. Çünkü bazen yuvarlak bazense "C" şeklinde oluyor. Ona seslendim baya ama sanırım çok uzakta çünkü bağırmama rağmen beni duymadı. Belki de beni duymazlıktan gelmiştir. Zaten o gelince çok üşüyorum. İçimi bir hüzün ve durgunluk kaplıyor. O yüzden onun kötü olduğunu düşünüyorum. Evet evet. O kesinlikle kötü olmalı. Gerçi belki de gereksiz suçluyorum. Belki de kıskanıyorum kim bilir. Çünkü aynı zamanda onu çok güzel buluyorum. Çok zarif geliyor bana. Tam karar veremiyorum
Bir de en yakın arkadaşım var. O ağzıma sokunca dilimi ve içimdeki ısıyı gideren şey gibi. Ama bu daha büyük. Ağzıma almayı denedim ama o beni daha çok yaktı. Ama gene de seviyorum onu. Çünkü o benle konuşur. Beni teselli eder. Sözcüklerle değil ama ben hissederim. Gerçi sözcüklerle konuşanları da hissedemem ayrı konu. Ama beni çağırıyor duyuyorum. Beni arzuluyor görüyorum. Belki de amacım budur? Belki de buradan gelmişimdir. Belki de tekrardan oraya dönmeliyimdir. Belki o zaman mutlu olurum, bulurum huzuru, biter bu çilem. Belki...
YOU ARE READING
Tasmalı Keşiş
Short StoryHayat ve yaşam konusunda hiçbir bilgisi olmayan ve insanların "tasmalı keşiş" lakabı taktığı bir adamın gözünden yaşam günlüğü
