10 YIL SONRA
Sonbahar mevsimiydi, ağaçlar yapraklarını dökmüştü. Bambaşka bir adamdım artık. Berke ismini taşıyamazdım. Bu geçmişe haksızlık olurdu. İstanbul'da yaşıyorum artık. Görünürde ne işim ve ne de gücüm. Yine işsiz herifin tekiyim anlayacağınız. Sahildeki bankların birinde oturuyorum. Yanımda çevreden kamufle bir şekilde duran, zaman makinem bulunuyor. Bu makinenin her detayını çözdüğümü düşünüyorum. Şimdi diyeceksiniz, "Hayırdır? Senin makinen vardı zaten." Evet o makinede işlevseldi ama başına bin bir türlü şey geldi. Bunu anlatmam için sanırım bir kitap yazmam lazım. Şimdi denizi izlemekle meşgulüm. Martıların sesleri kulaklarımda. İstanbul'u dinliyorum gözlerim kapalı. Peki neden buradayım? Bunu çok sonra sizlere anlatacağım. Hikayem bitmedi daha yeni başlıyor. Önce çevremdeki insanlardan kopmalıydım. Kendimi yapayalnız bıraktım. Bir de yol arkadaşım var ama adını söylememi istemiyor. Sanırım utanıyor biraz. Zaman makinesinin içinde bir şeylerle meşgul sanırım. Neyse ya çok konuştum hadi gelin 10 yıl öncesine insanları virüsten kurtardığım zamana gidelim. Gerçi şuan ben gitmedim. Şimdi zaman makineme atlayıp kendimi kurtarmaya gideceğim.
10 YIL ÖNCE (NOMESTED GEZEGENİ – SAAT 03:50)
Seyit Ali, Ben ve Biraz yaşlı Ben ile beraber ilerlemeyi sürdürdük. Virüsü çözmenin tek yolu Gezegen'in ana karargâhındaki laboratuvardan bir numune bulmaktı. Biliyorduk ki bu virüsü insanları gözlemlemek için üretmişlerdi. Yani daha büyük felaketler gelebilirdi insanların başına. Sessiz ve sakin bir biçimde liderliği benden büyük olan aldı. Karargaha gitmek için, var gücümüzle ilerlemeye koyulduk. Labirent benzeri bir yerden geçmeye çalıştık. İnanın o kadar kafamız karıştı ki ambale olmuş bir şekilde zor çıktık oranın içinden. Karargaha ulaştığımızda tüm uzaylılar uykuya dalmıştı. Sessiz sedasız bu işi halletmeliydik. Seyit Ali, sessizliğiyle meşhur bir arkadaş. Ona karargâhı araştırmasını ve laboratuvarı bulmasını söyledik. Ben ve Büyük Ben artık ona Berke Abi demek istiyorum. Beraber dışarı çıkık. Bu gezegende oksijen mevcut ve Dünyakilerin burayı bildiğini sanmıyorum. Biraz sohbete dalmak istedim. Cebimden bir adet sakız paketi çıkarıp Berke Abiye uzattım. Beni kırmayıp içinden bir sakız alarak çiğnemeye başladı. Bana, "Gelecek ile ilgili tek bir soru sormanı istemiyorum. Sana şu kadarını söyleyim Berke, sana kardeşim demek istiyorum. Sana şu kadarını söyleyim kardeşim her şey hayatımda arap saçına döndü. Tanıdığım sandığım kişilerin aslında öyle biri olmadıklarına şahit oldum. Sen sen ol kimseye güvenme ve bunu hayatına uygula. Belki şuan ki bana bir iyilik yapmış olursun." dedi. Şöyle bir düşünmeye başladım. Hayatımda sınırlı insanlar vardı. Güvendiğimiz insanlar. Demek ki gelecekte bana ihanet edeceklerdi ve bir daha aramızda herhangi bir iletişim olmayacaktı. Evet Berke Abi, gelecekle ilgili bilgi vermemişti ama bana değiştirebileceğim şeyler olduğundan bahsetmişti. Kendisi kaç yıl sonraki halim hiçbir fikrim yoktu. Kendisine şöyle sordum, "Gelecekte hiç sevdiğin bir kadın oldu mu?" Berke Abi, üzüntüyle karışık bir bakış attı. "Oldu ki tabi ki kardeşim olmaz mı. Birini çok sevdim. Sende ilerde seveceksin eminim. Sana ayrıntılı bir bilgi veremem ama hayatının kadınıyla karşılaşacaksın. Sadece sabırlı olup hayatın akışına bırakmalısın kendini. Tek anahtar sensin unutma." dedi.
***
Bu sözünü hiçbir zaman unutmayacaktım. Bu umut bana bir ömür yeterdi. Demek ki gelecekte şuan olduğu gibi geçmişe çakılmamıştım. Zımba gibi ayaktaydım işte. Hem de tüm zorluklara rağmen. Kendime şöyle bir bakıp göz gezdirdim. Durumu anlayan Berke Abi, gülümsedi. "Niye o kadar inceliyorsun beni. Alt tarafı biraz zaman geçmiş aradan. Çok mu yaşlanmışım lan?" dedi. Ben de buna karşılık tebessüm ettim. İkimizde beraber mutluyduk çünkü ne olursa olsun Berke olmaktan gurur duyuyorduk ama onda eksik bir şey vardı. Sanki bütün Dünyaya güvenini yetirmiş bir adam. Gerçek bir lider. Ne yalan söyleyim kendisiyle gurur duydum. Bu adam olmak için en azından bu adamdan fazlası olmak için çabalamalıyım. Biraz bekledikten sonra Seyit Ali, ufak adımlarla yanımıza geldi. Laboratuvarı buldum. Lazer sistemleriyle korkuyorlar. Yani 'Komporyum Solez' yapmamız gerek dedi. İçimden, "O neymiş lan." dedim. Dışarı belli etmedim ama ikiye tektim. Bir dalarlarsa bitirirlerdi beni. Gerçi büyük halim beni niye dövsün. Yine saçmalıyorum siz boşverin beni. O dedikleri şeyi yapmak için ufak adımlarla laboratuvara ulaştık. Berke Abi, saatine bakıp anlamını bilmediğim kelimeler söyledi. Bir anda bir ışık patlaması oldu. Hayatım boyunca böyle bir patlamaya tanık olmamıştım. Ulan gerçi hiçbir patlamaya tanık olmadım ki. Patlamadan sonra lazer sistemi etkisini yitirmişti. Beraber içeri girdik. İçeri girer girmez alarmlar ötmeye başladı. Berke Abi, eliyle koymuş gibi numuneleri bulup kaçmam gerektiğini söyledi. "Bu numuneler sayesinde insanlık kurtulacak kardeşim. Önünde iki seçenek var. Bu numuneleri tesadüfen bulduğunu söylersen insanlar sana inanmayacaktır Bedelini ağır bir şekilde ödeyebilirsin. İkinci seçeneğin ise bulduğun en yakın hastaneye gidip danışma kısmına numuneyi bırakacaksın, yanına da bir not iliştireceksin. Seçim senin dostum. Tanıştığıma memnun oldum seninle. Bu anı çok iyi hatırlıyorum işte. Dejavu yaşıyorum ama olsun. Kendine iyi bak ve hemen zaman makinene kendi zamanını tuşla! Hadi durma!" Zaman makineme kendi tarihimi tuşlayıp evime geldim. Aylardır girmediğim evime gelmiştim. Leş gibi kokuyordu. Hemen pencereleri açtım sonra oturma odama gidip ışıkları yaktım. Düşünmeye başladım. İlk yolu seçersem muhtemelen kimseye bu durumu açıklayamayacaktım. Ne desem yalan olacaktı. Başka bir gezegene gittiğimi söylesem tımarhanelik olurdum. Bunu yapamazdım. O yüzden ikinci seçeneği denemeliydim. Üzerime bir şeyler giyip, maskemi takıp sokağa çıktım. Etrafta, sokak hayvanlarından başka kimse yoktu. Yürüyerek en yakın hastaneye gittim. Danışma bölümüne girdim. "Merhaba bir hastayı soracaktım. Kendisini burada yatıyormuş." dedim. Arkası dönük olan görevli bana doğru döndü ve dona kaldım. Kendisi de donakaldı. Bu benim yıllar önce sevdiğim kızdı. Meğer, şimdi burada çalışmaya başlamıştı. Hayat gerçekten tuhaf. Onu burada bulacağım aklımın ucundan geçmezdi. Bana sadece, "Berke? Sen misin?" dedi. Bende, "Evet benim. Hastanın ismini veriyim mi?" dedim. Tabi ki yüz vermedim. Hemen yüz verir miyim hiç.
***
Adını bile unutmuştum. O kadar zaman geçmişti ki aradan. Oysa benim adımı unutmamış. Çünkü bu hayatta en nefret ettiği kişi muhtemelen bendim. Bunun hiçbir sebebi yoktu. Yani bana göre yoktu. Sadece onu sevmiştim. Tek suçum buydu galiba. Ben kimdim ki onu sevecektim? Bana garip bakışlarla, "Tabi ismini verebilirsin Berke." dedi. Biraz utanmış gibiydi. Sanki bana karşı olan nefreti bir nebze azalmıştı. Gözlerinden yaş geliyordu sanki görebiliyordum. Elleriyle silmek istedi fakat silemedi. Virüs bulaşmasın diye. Kaşla göz arasında elimdeki numuneyi notla birlikte masasına bıraktım. Sonrasında, "Ahmet Kısa'ya bakabilir misin?" dedim. Göz gezdirmeye başladı. "Maalesef öyle biri kalmıyor burada Berke. Benim sende numaram var mıydı? Gerçi sana vermiştim bir ara doğru. Kesin silmişsindir." dedi. Sitemkâr bir hali vardı. Ben de bunun üzerine, "Seni lafa tutmak istemiyorum bekleyen onlarca hasta var onlara saygısızlık olur. Numaranı silmedim ama seni aramaya da cesaret edemedim. Sana numaramı veriyim. Yaz telefonuna. Son bir kez olsun konuşalım. Aradaki buzlar erisin. Biliyorum çocuktuk eski zamanlarda. Yazdın mı numaramı? Tamam. Hadi hoşça kal." dedim. Arkamdan meraklı gözlerle baktı. Hızlı bir şekilde evimin yolunu tuttum. Saat gece yarısıydı hızlıca eve girdim. Midem zil çalıyordu. Mutfağa girip dolabımın kapısını açtım. Dolapta, aylar öncesinden kalmış makarna vardı. Muhtemelen mutasyon geçirmişti çünkü iğrenç kokuyordu. Dolabı hızla kapattım. Mutfakta bulunan masama oturdum. Bir kebap siparişi verdim beş dakika içinde geldi. Hızlı bir şekilde yemeye başladım. Bu arada televizyonu açtım herhangi bir gelişme var mı diye. Televizyonda yine sıradan haberler vardı. Yemeği yedikten sonra üzerime büyük bir ağırlık çöktü. Kanepeye kıvrılıp uyuyakaldım. Televizyonu kapatmayı unutmuştum.
YOU ARE READING
Yüzümdeki Çizgiler
AdventureCebimdeki Bozukluklar'ın devam kitabı olan Yüzümdeki Çizgiler'de Berke'nin maceraları devam ediyor. Sende ortak ol! Yazılanlar tamamen hayal ürünüdür!
