...Mavi gökyüzü, beyaz bulutlar ormanın en gözde tablosu...
Yeşil çimler üzerinde yürüyor, kuş cıvıltıları eşliğinde, çiçeklerden tad alarak bu ahenkli sesleniş ile dans ediyordum. Her şey o kadar güzeldi ki doyumsuz biri gibi davranarak her şeyi inceliyor, ağaçların gözde meyvelerini kopararak tatlarını alıyordum, göze en çok çarpanı anı diye saklamak için elbisemin ceplerine tıkıyordum.
Daha başka neler görebilirim diye hemen ilerideki belirsizliğe doğru yürüyüşe çıktım.
Gidebildiğim kadar ileriye adımlarımı atıyordum, sert ve hızlıydı. Hafifçe yavaşladım kelebeklerin dans edişini kıskanınca onlarla beraber dans ediyor, gülümsüyordum. Dans ederken benden bir kaç metre uzakta biri gözüme çarptı sanki beni izliyor gibiydi, benim onu gördüğümü gördü mü bilmiyorum ama bana doğru adımlar ile geliyordu.
O gelirken toz pembe görünen bu orman yerini bir anda griye çalarak karamsarlaştı. Bahar havası ilmek ilmek sonbahar havasına bırakıyordu yerini. Korku ve içimdeki telaş beni orada uzaklaşmak için ittiriyordu hızlı adımlar ile ilerdim ileriye...
Bedeni benimkinden büyük yakalasa bedenimi ezecek güçteki gölge bana doğru hızlı, sert ve sinirli şekilde geliyordu. Adımları benim adımlarımdan iki kat fazlaydı aramızdaki mesafeyi kapatmak ve beni yakalamak istiyor gibiydi sert bakışlar ardındaki bu gölgeyi tanımak isterdim ama üzerime doğru hızlı şekilde geliyor olması beni bir hayli ürkütmüş olacak ki kendimi ondan alıp ilerideki belirsizliğe doğru onu kaybetmek ve kurtulmak için koşuyordum...
Yolun bir sonu olduğu göründü az ilerideki ışık korku dolu bakışlarıma, ruhuma umut olmuştu, oraya doğru daha da hızlanarak ulaşmaya çalışacakken nefes alış verişim düzensiz bir hâl aldı bedenim iflas etti ve olduğum yere çöktüm gölge de bana yetişmişti bile bir adımda beni yakalaya...
Üzerimdeki elbisenin askılarından tutup yukarı kaldırmıştı beni gölge, çıplak ayaklarım hemen altımda akan nehre doğru sallanıyordu kahverengi gözlerim bir anda nehrin maviliği ile büyülenmişti
Nehrin karşısından bana doğru gelen rüzgâr enerjisiyle gül kurusu rengindeki ip askılı elbisemi havalandırmış gölgenin kahkahalar eşliğinde beni sallamaya büyük bir ödül kazanmış gibi hali beni daha da korkutarak içimdeki panik beni telaşlandırdı ve bu büyülü ormana çığlıklar hakim oldu...
Kahverengi gözlerime odamın penceresinden süzülen güneş ışınları dolduğunda başımı top fırlar gibi kaldırıp sert ve güçlü bir çığlık atmaya devam ettim, yatağımın pamuk gibi yumuşaklığını hisseder hissetmez odamda olduğum için rahatlamıştım derin bir nefes alıp elimi başıma götürüp başımı yastığa gömdüğümde kendimle bir dialog gerçekleştirdim
" Ah... Mira üzümlü kekim sadece bir rüyaydı." Derken kendimi iyice yatağa gömmüş yorganı üzerime daha çok çekerek güneşin gözlerime girmesine engel olmuştum çok geçmeden iç sesimden cevap geldi bile " O kadar etkileyiciydi ki onu hala hissediyorum kalbimin atış sesinde." Bir an bile olsa bu sözler doğruydu gözlerimi kapatmaya korkuyordum.
Saatim 7'yi gösterdiğin de alarm sesiyle ikinci şoku geçirdim yorganı üstümden atıp yataktan kalktım masamda duran telefonu hızlıca alarak alarmı kapatmaya çalıştım.
Kapatamayınca telefonu yere fırlatmamak için yerde kendi etrafımda dönerek ve zıplayarak sakinleşmeye çalıştım sonunda alarm susunca ben de durup dolabımın önünde ne giyeceğim telaşına merhaba dedim.
Karar verebildiğimde üstüme pembe askılı göbeği açık bir bluz üzerine kırmızı gömleğimi giydim, altıma siyah kargo pantolonumu giyip saçımı ve makyajımı yapmak için ayna karşısına geçtim saçlarımı uzun bir aradan sonunda düzleştirmiştim
makyajımı nude tonlarda yaptıktan sonra odamdan dışarı çıkmak için kapıyı açtım.
Güne ne kadar kötü uyansam da şu sözler sayesinde her zaman iyi görünmeyi başarırım "Mira TAŞ en kötü anında bile iyi görünmeli..." yavaşça salonda kahvlatı masasında beni bekleyen anneme gülümseyerek kahvaltı masasından bir adet peynir ve domates yürüttükten sonra annemin al yanaklarından öperek yüzümdeki gülücüklerle kahvaltı masasına oturdum.
Babam taze çıtır ekmekler ile eve giriş yaptı bile hızlı adımlarla yürüyen babam masaya ekmekleri koyup banyoya doğru ilerledi ellerini yıkadıktan sonra masaya oturdu bugün benim için en heyecanlı ve en güzel gündü...
İzmir'deki hikayemin sonu Ankara da başlayacak olan yeni maceralı hikayemin başlangıcı olacaktı.
Bu sabah şuan uyumakta olan kardeşimin yatağına doğru uzanıp iki yanağına da buseleri ilettim ve sessizce odadan ayrıldım.
Annemin ela gözlerindeki yaşı silip kocaman sarıldım beni içinde saklayabilecekmiş gibi bedenimi kendine doğru çektikçe çekiyordu çelimsiz ve zayıf bedenim annemin kolları altında can çekişiyordu.
Yaşama yeniden tutunmak için benim halime üzülen babam anneme doğru seslendi "Hayal rahat bırak kızı Osmanlı devleti gibi harap ve bitap düştü tekrar gelecek sadece okumaya gidiyor." Babamın sakin ve naif konuşması benim esaretime son vermişti bavulum bagaja yerleştirildi garaja ( otobüs terminali) gitmek için yola çıktık babamla annem sulu gözler ile arkamızdan su döktükten sonra dualar eşliğinde bana hoşça kal diyerek eve doğru çıktı en azından ben öyle tahmin ediyorum. Mutlu gözlerle ilerliyordum yeni öyküme doğru...
Ortamda bulunan garip sessizliği babamın nasihatleri bozdu her ebeveynin evladına söylediği türden bu nasihatlere sadece onaylar nitelikte kafa sallayarak geçiştirdim.
Babamın nasihatleri bittiğinde garaja çoktan girmiştik bile arabayı ertesi sabah gelip almak suretiyle emanetçiye teslim ettikten sonra Ankara'ya iki bilet alıp otobüs saatinin gelmesini ben dört gözle beklerken babam beni sevinçli ve bir o kadar da çömez tavrımı görüp mutlu oluyordu çünkü minik kuşu artık yuvadan uçmak için hazırlanıyordu.
Babamın kahverengi göz bebeklerinde ilkokula başlarkenki ürkek, telaşlı halim oynatılıyordu babam ise bana güvendiğini gösteren adımlar ile sırtımı sıvazlamıştı ben hep arkandayım der gibi bir anda o günkü anı tekrarlayarak sırtımı sıvazladı güven verircesine sonra aynı anda aynı şeyi düşünüyormuşçasına birbirimize dönüp gülümsedik.
Otobüs perona yanaşınca İzmir'den Ankara'ya gidecek tüm yolcular araç etrafında toplandı sırayla tüm yolcuların valizi bagaja koyuldu sıra bana geldiğinde konuşmak için hareketlendiğimde sesim çıkmadı ne kadar denediysem de heyecandan sesim içime kaçmıştı.
Kısa süreli de olsa yaşadığım bu durum etrafımdakiler için komedi olmuştu. Onlara pis bakışlar atıp "gülecek bir şey yok ortada hadi dönün önünüze." diyerek valizimi verip babamla beraber otobüste yerimizi aldık... Yolculukları hep sevmişimdir ister bir kitapta yeni yerler keşfet ister bir otobüs ile yeter ki nereye gittiğini bil çünkü tüm yollar seni mutluluğa götürür.
Kulaklık takıldı, gözler kapatıldı, hayaller açık...
Çok sevdiğim yazarın bir sözü aklıma geldi şarkıyı dinlerken "bütün mükemmel hikayeler iki şekilde başlar ya biri yolculuğa çıkar ya da şehre bir yabancı gelir." Ben de mükemmel hikayemi yazmak için yolculuğa çıkıyordum.
Yazardan kısa bir not bu benim ilk kitabım bu yüzden desteklerinize ihtiyacım var yorum ve votelerinizi beklerim en kısa zamanda yeni bölümü yükleyeceğim şuan da yapım aşamasındadır.
YOU ARE READING
tutsak
Teen FictionHer şeyden iki saat öncesi: Ben gölgenin gölge benim gözlerimin içine bakıyor. Birbirimizin tenini ilmek ilmek hafızamıza işliyorduk. Bir anda beni belimden kavrayarak kendine çekti yavaşça gözleri gözlerimden çekildi dudaklarıma kaydı... İşte ger...
