İnsan arkasında bıraktığı küllerinden anlıyordu ateşin varlığını.
Peki bu ateş nasıl oluyordu da bu aciz bedenleri küle çevirmiyordu?
" O kadar güzelsin ki dünyadaki bütün okyanuslar mürekkep olsa saçlarından kirpik uçlarına gelinceye kadar hepsi bi...
Okumaya başladığınız tarihi buraya bırakmanızı rica
İÇİMDEKİ VAVEYLA
Soğuktu... Soğuk... Ama içim yangın yeriydi hangi yağmur söndürürdü bu ateşi, gözyaşlarım söndürmemi sağlar mıydı? O an ruhumda bir kaç kelime peyda oldu, tam da o an açıldı kapattığım defterin sayfası. Kalemi elime aldım.
Tam o an bir damla yanağımdan süzülerek yere desenler çizmeye başladı. Kelimelerde ruhumda esirdi serbest bırakmak için kalemi elime aldım.
Gerçek her dürüst insanı kanatları altına almazdı.
Ve her yanlış kendi yalancısının esiri olmazdı.
Baktım, baktım, baktım... Pencere açıktı dışarısı buz, içim kor ateşti. Soğuk yüzüme bir tokat gibi vurmuştu. Dolunay simsiyah gecenin koynunda bütün masumiyeti ve saflığıyla tam ortasında duruyordu tamda orada.
Daha sonra birkaç tanecik düştü elime kar tanecikleri gökyüzünden birer birer özgürlüklerine kavuşuyordu.
Elim masanın üstündeki kurumuş solmuş olan güllere gitti aldım bir tanesini kırılmaya başladı bende onu elimde parçaladığımda küçük parçalara ayrıldı dışarı bıraktım onlarda kar tanelerinin içine karışarak kayboldular. Tıpkı bizim gibi...
Ya ben içimdeki bu layezal ve çaresi olmayan aşktan nasıl kurtulacaktım? Rüzgar şehrin yitik ve solgun saçlarını incitmeden okşuyordu.
Rüzgar gözyaşlarımı kurutmuştu peki ya şimdi içimdeki yangın nasıl sönecekti. Kilidi sonradan kırıldı içinde kelimelerin hapsolduğu ruhumun. Sonra yazmaya başladım. Yazdım, yazdım, yazdım... Yazdıkça dağılıyordu yazılar ve en son ortaya çıkan koca bir karalamaydı.
Aynalar küsmüştü onlara bakarken bile yalan söylemiştim. Bu içimdeki sessiz vaveylayı kim duyuyordu kim bilir?
Sanırım sesim kısılmıştı zira bu çığlıklarıma rağmen kimsenin beni duymamasının başka açıklaması olamazdı.
O da özlüyor muydu? Gerçi ne önemi vardı zaten biz hiçbir zaman biz olamamıştır. İkimizde yanlıştık... İkimizde yanmıştık...
Yavaş yavaş kıyametimiz yaklaşıyordu. Kimin sırasıydı?
Kıyamet her zaman güneşin batıdan doğması mıydı?
Pencerenin önünden bir karaltı geçti daha sonra bir pencere kırıldı. Birden arkamı döndüğümde karşımda bir çift mavi bakış karşıladı beni. Öyle bakıyordu ki sanki canımı istermiş gibiydi.
Gözlerinde kaybolan bu sabahsız geceler ne zaman aydınlık getirecekti bize?
Ucu bucağı olmayan sonsuz bir uçurumdu bu gözler hem deniz kadar güzel hemde derinlikleri kadar boğucuydu.
Bir zamanlar bakmaya bile kıyamadığım o gözler şimdi sanki nefesimi sökercesine bakıyordu. Lütfen nefret etme benden. Sende gidersen kimim kalır ki bu virane şehrin ıssızlığında.
Ne olmuştu bize ne ara bu hale gelmiştik. Birbirimiz için bambaşka insanlar gibi olmuştuk. Nasıl permeperişan olmuş,başkalaşmıştık birbirimize...
Ama kimse ölmüyordu mutsuzluktan. Kimse kimse için kendisini tarumar etmiyordu.
Dağılmaya başlamıştım peyderpey. Dağıtmışlardı... Nasıl toplayacaktım kendimi?
Bakışlarındaki bu meyus tavır kimseyi geri getirmeyecekti.
Çünkü her kalpte bir mezarlık vardır.
Sanırım bu sevdadaki hem gömülü ölü hemde kaldırılan cenaze benimki olmuştu. ...
✨
Oops! This image does not follow our content guidelines. To continue publishing, please remove it or upload a different image.
NOT:'İÇİMDEKİ VAVEYLA' adıyla yayımlanan ilk hikayedir.
Arkadaşlar hepinize merhabalar bu benim ilk hikayem yanlışlarım olabilir kusura bakmayın:)