- BIRINCI BÖLÜM -

115 8 13
                                        

"Şunları da halledince çıkabilirsin! "

Jongdae önüne doğru düşen kömür karası perçemlerini kulağının arkasına yerleştirdi.Üzerine eğildiği valize son kıyafetleri de yerleştirip kapanması için biraz baskı uyguladı. Bugün kaçıncı valizdi yerleştirdiği. Yorgunluktan ayakta zor duruyordu. Şimdi de bu eksikmiş gibi valizin başında uyuyası gelmişti.Yorgunluğun verdiği bitkinlik üzerine bide halası'nın dağ gibi eziyeti çökmüştü. Yanında bir Hareketlilik oldu. Halası onu omuzuyla kenara itti.

"Çekil şuradan uyuşuk!... On saattir kapatamadın bir valizi. Ancak yiyip içip gez sen! Sığıntı!!"

Oysa aşağılayıcı sözün nereye varacağını daha elindeki valizi çekiştirince anladı jongdae.

Kadın hafifçe hırçınlaştı. "Çok yüz verdik sana! Kendine gel, kızdırma beni.Anca orada burada oynaş"

"Yenge! "

"Kes sesini!! "

Susmuştu. Elinden ne gelirdi ki başka. Oysa jongdae bir saattir valizleri kapatmakla uğraşıyordu.

Buraya gelmek en çok halasının işine yaramıştı. Mantığına düşen hainlikle evde ne var ne yok jongdae'ye yıkatıp ütületmişti.Oysa jongdae buraya gelecekleri için ne kadar çok sevinmişti.Hakkı olmayan mucizeleri diler gibi ne hayaller kurmuştu. Elbette ki hüsranla biteceğinden habersizdi.

Evde zaten canı çıkıyordu.Kız olsaydı belki daha ağır işler yapardı.Zeki yengesi, evi buraya taşımakta fazla gecikmedi.Oysa o gün evi böcek basmıştı diye çok sevinmişti. Şimdi ise böceklere lanet okuyordu. Nerden çıkmıştı şu lanet böcekler!En azından evdeyken akşamları bu kadar yorulmuyordu.Gücü yetmemesine rağmen ağır valizi, kapının yanındaki duvara sürükleyerek götürdü.

Yorgun bakışlarını yengesine çevirip halsiz çıkan sesiyle, "yenge ben artık gidebilir miyim! " Diye sordu.
Yaşlı kadın, suratını memnuniyetsizce bir tavırla "Aman git, hemen kaç. Bir şeye yaradığında yok zaten. " Dedi. Sürekli hayıflanarak söylenmeye başladı. Bi ara vicdana gelmiş olacak ki merhametsiz yüreği, onun cevabını ayakta bezgince bekleyen genç oğlana isteksizce söylendi.

"Tamam git. Ama yarın sabah erkenden kalk. Yoksa gelip canını okurum!"

"Olur yenge." Diyerek bir sevinçle hemenecik atıldı jongdae. Masum gözleri sonunda bitti der gibi parladı. Tam arkasına dönüp gidecekken yengesi seslendi.

"Jongdae! "

Tanrım bana sabır ver!!!

Jongdae omuzlarını sarsakça düşürüp derince nefesini dışarı saldı. Yine ne isteyeceksin der gibi üzgünce yengesine baktı. "Efendim yenge?

" Zor olsa da halasına karşı saygısını bozmuyordu.
Yaşlı kadın fütursuz eliyle valizi işaret etti. "Şu valizi de yataktan indir de öyle git. Çok yorgunum hiç kalkamam. Zaten bütün gün yorgunluktan öldüm.Onu da sen hallet. "

Jongdae bıkkın bir halde yataktaki valizi alıp diğerlerin yanına koydu. Yengesinin tekrar emir vermesine müsade etmeden odadan çıktı. "İyi geceler yenge. "

Bu kadın her gün Çin işkencesine yeni bir yön çiziyor. Her daim bulduğu işkence icatlarıyla sadistlere yakında fark atacaktı. Eli hâlâ kapıdayken bi an durup nefes alma ihtiyacı duydu. Sırtını kapının zeminine yasladı.Kafasını geriye çevirip rahat bir nefes aldı. Yorgunluktan yanan gözlerini bir kaç saniyeliğine kapatsa iyi olacaktı.

Donghae de ortalarda yoktu. Yatmıştı diye içinden geçirdi. O da yorulmuştur haliyle. Yine her zaman ki gibi "Geçecek jongdae...hepsi geçecek. " Diye kendini teselli ederken bir hışımla kolundan çekilerek sürüklenmeye başladı. Kolunu tutan iri ve kaba ele çevirdiğinde, bakışları hiddetle koyulaşmaya başladı. Karşısındaki elin sahibi olan adama hırçınla çevirdi.

"Bırakır mısın kolumu!"

"Tabii ki bırakmam! "

Uzun boylu ama zayıf adam, gülen gözleriyle onun yaptığı harekete alışık olduğunu belli edercesine arsızca sırıtıyordu. Parlayan gözleri jongdae'nin üzerinde edepsizce dolaşırken gözlerini buluşturdu genç oğlan'ın gözlerine. Ve ardından küstahça göz kırptı.

"Buralarda beni mi bekliyordun tatlım? Söyleseydin daha erken gelirdim. "

Bu tepkiye öfkelenen jongdae, hiddetle kolunu çekmeye çalıştı ama kaba adam buna izin vermedi."Ne münasebet hyunwoo hyung! Odama gidiyordum. Sadece biraz dinlenmek için durdum. Hemen kolumu bırakırsan gitmek istiyorum. Çok yorgunum, lütfen?! "

Sesindeki incecik yalvarışı sezse de hyunwoo, jongdae'nin kolundaki uzun parmaklarını sıkılaştırdı. Bakışlarıyla onu bırakmayacağını sessize dile getirip sözsüz bir şekilde tehtid ediyordu. Jongdae'nin kolu yarın yine moraracaktı. Bu kesin. Ben istemeden hiç bir yere gidemezsin mesajı veriyordu gözleri. Kolunu kendine çekerek jongdae'yi odasına yönlendirdi. Jongdae isteği dâhilinde olmaksızın -zorbaca- güç kullanarak odasına yürütülmeye başlanmıştı.

Hyunwoo'nun dudakları kibirle büküldü. "İyi.Ben seni götürürüm odana. Bu saatlerde burada tek başına dolanma."

Bütün gücünü harcayarak sesine kaygısız bir hava vermeye çalıştı. "Ya bıraksana kolumu! Canımı acıtıyorsun. Zaten odam iki kapı ilerde kendim de gidebilirim. "

Hyunwoo onun cılız itirazlarına kulak asmıyordu.Canının yanmasını umursamadığını zaten biliyordu jongdae. Bu zorbalıklar fena halde canını sıksa da çaresiz sesi çıkmıyordu.

Sıra sıra kapıların önünden geçiyorlardı. Arada onun adımlarına ayak uydurmak için adımlarını uzunca atıyordu. Hayli geç vakit olduğu için ortalık sessizdi. Jongdae inatçı tavrıyla çenesini hafifçe yukarı kaldırdı.

"Geç oldu. Bu saatte herkes uyuyor. Hyung lütfen bırak kolumu artık. Hem yarın zaten eve gideceğiz. Bırakda biraz dinlenim.çok yorgunum."
Genç adamın gözlerinde şeytanca bir ışık yanıp söndü. "O kadar geç değil kim jongdae. " Hyunwoo yumuşak bir sesle sözlerini sürdürdü. "Hem uyuduklarını elbette biliyorum. Belki biraz konuşuruz dedim. Artık bizim hakkımızda konuşalım ne dersin?Gün boyu vaktin olmadı ama şimdi müsaitsin. Jongdae biz sözlüyüz! "

Yandan, uyarıcı bir sert bakış attı jongdae. Bu adamdan nefret ediyordu. "Sende biliyorsun ki değiliz. Ben bunu onaylamıyorum!" Diyerek bu yakıştırmayk kati suretle kabul etmediğini belirtti.
"Senin onayına ihtiyaç duysaydım, elbette ki bunu da yapardım.Fakat gerek yok. Artık bu konuşma için çok geç. Babamın sözü üzerine söz mü getireceksin jongdae? "

"Hayır! Sen benim abimsin. Sana o gözle bakamam. "

"Bana abi demeni yasaklamıştım jongdae! Hatırladın mı? İnadına mı yapıyorsun? Bir daha duyarsam... " Dişlerini sıktı. Sesi boğuklaşmıştı. "Senin o tatlı dilini koparırım. " Her ne kadar bunu usulca söylemiş olsa da, yaptığı gerçekçi bir tehditti ve gözlerİ apacık bir terbiyesizlikle jongdae'nin dudaklarına kaymıştı. Sapık!

Kahrolası adam karabasan gibi üstüne çökmüştü. Jongdae her adımda dehşete kapılıyordu. "Ben bunu istemiyorum. "
Soğuk bir gülümseme aydınlattı adamın yüzünü. "Neden inat ediyorsun jongdae? Senden sadece sohbet etmek için vakit istiyorum. Sevişmek için değil! Benimle biraz vakit geçirmen zor değil! "

"Ben istemiyorum. "

"Jongdae! Beni delirtme. Sadece biraz muhabbet edeceğiz. Hepsi bu! "

Edepsiz şeyler düşünen hyunwoo, masum görünmeye çalışan sinsi bir şeytan gibi gülümsedi.

Tanrım! Birisi gelsin ne olur birisi...



💜merhabalar efenim. Evet chen'imiz evleniyor ama ben chanchen'den vazgeçermiyim 😅😅 HAYIR!
umarım jongdae'miz mutlu olur. 💜

Vaktim oldukça chanchen yazmaya devam edeceğim. Chanchen çok tatlı ~ chanchen'İ sevin lütfen

Promise Where stories live. Discover now