8 yıllık sevgililiğin ardından hayalini yaşadığı bir gündeydi. Beyazlar içinde sevdiği adamın gözlerine her zamanki gibi sevgi dolu bakıyordu. Bundan sonrası artık daha kolaydı. Her gün; onunla güne başlayacak, onun için yemek yapacak, onun için günü bitirecekti. Yani en azından böyle sanıyordu...
İki yıl cicim aylarıyla geçti. Sonrasında malum sorular yönelmeye başladı.
"Ne zaman çocuk düşünüyorsunuz?"
"Geç kalmadınız mı?"
"Sorun mu var yoksa?"
Bunların hiçbiri değildi yanıt. Sadece birbirlerine ve gençliklerine doymak istiyorlardı. Tabi siz ne kadar kendi kararlarınızı almak için çırpınsanız da toplum baskısı maalesef tüm hücrelerimize yayılıyor. Öyle de oldu.
Toplum baskısına yenik düşüp:" Çocuk için zamanı gelmedi mi sence de?" dediler. Evet zamanı gelmişti ve çalışmalar başladı.
İlk haftalar anlamadılar. Günler haftaları haftalar ayları tamamlayınca birbirlerine sormaya başladılar." Gerçekten de bir problem olabilir miydi?" Baktılar yanıt bulamıyorlar doktora başvurmaya karar verdiler ve sonuç hayatlarının dönüm noktalarıydı. Sevdiği adamın asla çocuğu olamayacaktı ne isteyerek ne de tedaviyle. Adam bunu kabul edemedi. Günlerce gizli gizli ağladı. Daha doğrusu görünmediğini sanıyordu ama yanılıyordu.
Bir gün kadına ayrılmayı teklif etti. Ona: "Ben baba olamayacağım ama senin anne oluşunu elinden alamam." dedi. Sevdiği adamın, yıllarını verdiği adamın dudaklarından dökülen cümleye kadın gözyaşlarıyla:
"Biz seninle iyi güne değil kötü güne de söz vermedik mi?"
"İyi ama hiçbir zaman anne olamayacaksın."
"Sende baba olamayacaksın."
"Ama ben sensiz de olamayacağım sen öyle mi?"
"Bunun hiçbir önemi yok."
"Gerçekten korkmuyor musun?"
"Anneliği tatmadım ki ben korkum olsun, ama seni kaybedersem nasıl bir hayatta olurum düşünemiyorum bile."
Dedi ve birbirlerine sarılarak saatlerce ağladılar.
O günden sonra evde konusu bile geçmedi. Belki akıllarından geçirdiler ama birbirlerini üzme korkuları, ikisininde ağızlarını açtırmadı.
Bundan sonra daha büyük bir acı yaşayamayacağını düşünüyordu kadın. Ta ki o güne kadar...
O gün evlilik yıl dönümleriydi. Yeni elbisesi ve hediyesi ile eşine sürpriz yapacaktı. Bunun için sabah hazırlanıp dışarıya çıktı. Her kadın gibi saatlerini mağazalarda geçirdi. Sonunda istediklerini aldı ve minibüsle evinin yolunu tuttu. Apartmana girerken anahtarını aradı çantasında. Evde unuttuğunu sandı ama zor uğraşlar sonunda çıkardı çantasından. Kapıyı açtı, asansörün düğmesine bastı. O anda arkasında biri belirdi ve kadının ağzının kapattı. Sürüklenerek bodruma indirilen kadın çırpındı sesini duyurmak için ama adam çok kuvvetliydi. Bir yandan kadının ağzını kapatıyor bir yandan da taciz ediyordu. Adamın kolunu ısırması ile bayılması bir oldu. Adam ona öyle bir tokat atmıştı ki kadın bayılmıştı. Gözlerini açtığında rutubetten kararmış tavanlara bakıyordu. Yerdeydi, üstü param parçaydı ve bacaklarının arasından kan geliyordu. Güç bela ayağa kalktı. Asansöre bindi ve evine çıktı. Kendini hemen banyoya attı. Sadece ağladı. Hem de bağırarak değil içine ata ata.
Akşam eşi geldi. Kadın ne yeni aldığı elbisesini giydi ne de eşine hediyesini verdi. Adam nesi olduğunu anlamadı. Defalarca sordu ama yanıt alamadı.
Bu olaydan yaklaşık 1-2 ay sonra kadının mide bulantıları başladı. Kendini ve o günü bilen kadın eczaneden test aldı. Sonuç pozitifti. Bunu eşine nasıl söyleyecekti bilmiyordu. Çocuğu aldırmayı düşündü ama onun masumluğu karşısında ve dini inancı gereği bunu yapamayacağını biliyordu.
Kocası karısının gül gibi soluşunu günden güne izledi. Ne yapsa da artık hiçbir şey eskisi gibi değildi. Ne oldu bilmiyordu. Bildiği tek şey vardı o da karısını çok sevdiği.
Biri kadına bu olaydan önce dese ki, sen kendini en kötü durumda sanıyorsun ama o bile bir nimet,kadın inanmazdı. En kötüsünü yaşıyor sanıyordu ama öyle değildi. Asıl şimdi en dipteydi ve ne yapacağını bilmiyordu...
Yorumlarınızı bekliyorum. Sadece ben değil hikayenin kahramanıda
YOU ARE READING
YALNIZ DEĞİLSİN
Short Story'Her bölüm gerçeklik içerir.' Farklı insanların aynı hayatlarda buluştuğu hikayeleri ben yazmak için heyecanlanıyorum umarım sizde okurken yalnız olmadığınızı ve aslında bir çok dert gördüğümüz şeylerin başkalarının gözünde ne kadar değersiz olduğun...
