Bölüm 1

71 5 0
                                        



Eğer beğendiyseniz oylamayı ve yorumlarınızı belirtmeyi unutmayın :) iyi okumalar!! 


BÖLÜM 1

Satra'da yine soğuk bir gün. Hissettiğim tek şeyin soğukluk olduğu bir sabaha daha gözlerimi açmış olmam kimilerine göre acınası, kimilerine göre ürkütücü, kimilerine göre ise nefret edilesi biri yapıyor beni. Oysa ben kendimi sıkılgan biri olarak tanımlamayı tercih ederim. Mesela siz, sıkılmamak için kendinize kolayca oyalanacak bir şeyler bulursunuz. Aşk, sevgi, aile... Şüphesiz, sevecek birileri olmasaydı ölürdünüz sıkıntıdan. Hatta o hoşlanmadığınız korku, endişe gibi şeyler bile sizi oyalayacak sevimli şeylerden aslında. Hiçbir endişesi kalmayanlarınız çoğu zaman hayatına son verir ve eleniverir yaşamak oyunundan. Doz önemli tabi... Sevginizde bile doz önemli. Sanırım iyi tanıyorum sizi, çünkü iyi tanımazsam, kolayca elenirim aranızdan.

Sorun şu ki; beni oyalayamıyor sizin bu duygu oyuncaklarınız. Tanrı'nın bana bir hediyesi mi yoksa bir laneti mi bilmiyorum. Sanırım nereden bakıldığına göre değişir. Gerçekleri görmenizi engelleyen o duygu perdeleri yok benim gözlerimin önünde. Sizden daha özgürüm, bir şeyi yapmak istediğimde o şeyi yaparım. Vicdan dediğiniz şey bir zincir gibi bağlamaz kollarımı, bacaklarımı. Ama bazen, bazen gerçekten çok sıkılıyorum. Bazen sizin gibi ağlak suratlı, kör bir aptal olmak nasıl rahatlatıcı olurdu diye düşünüyorum. Bazen içimde kocaman bir boşluk hissediyorum. Sizin kendinizi kandırdığınız kadar kolay kandıramıyorum kendimi. Bir amaç edinmek gerek, oyalanacak bir şeyler bulmak gerek.

Altı buçuk alarmını kapatır kapatmaz eşofmanlarımı giyip koşuya çıktım. Biraz koştuktan sonra soğuğu hissetmemeye başladım. Sabah sporu için dışarı çıkmış, flört eden bakışlarla beni süzen yirmilerinde birkaç kadın ve yine koşuya çıkan birkaç adam dışında birilerini görmek çok zor bu saatlerde. Sessizlik güzel. Kuru gürültüler, itici kahkahalar ve gereksizce gevezelik yapan insan yığınları olmadığında şehrin zarafeti ortaya çıkıyor. Şimdi eve gidip duş aldıktan sonra büroma gidip onlardan biriymiş gibi davranmaya devam etmeliyim.

Ülkenin en başarılı avukatlarından biriydim. Hatta henüz 32 yaşında olmama rağmen ülke çapında ün kazanmaya bile başlamıştım. En zorlu davalara girip henüz birini bile kaybetmemiştim.

Sabah ki ilk konuğum, müvekkilim Bay Lectan Vaimer'dı. Adı bir cinayet davasına karışmıştı. Vahşice katledilmiş sekiz kadının katili olmakla suçlanıyordu. Kurbanlardan birisi Lectan'ın sevgilisiydi. Genç kadının ailesi, Lectan ile kavgalı oldukları dönemde öldürüldüğü için, kızlarının ölümünde en büyük şüpheli olarak O'nu görüyorlardı. Hatta Lectan'ın kızlarının katili olduğuna neredeyse kesin olarak inanıyorlardı.

Bir katili tanırım. Lectan onlardan biri değil. Haklılığını kolayca ispatlayabileceği böyle bir davada, sıradan bir avukat tutmak yerine, tüm birikimini ortaya koyup benimle çalışacak kadar aptal birinin böyle bir şey yapabilmesine imkân yok. Lectan'ın suçsuzluğunu çok az bir çalışmayla kolayca ispatlayabilirdim. Ama bu dava özel olarak ilgimi çekiyordu. Gün boyu görüştüğüm diğer müvekkillerimin davaları nispeten daha fazla çalışma gerektiren fakat daha az ilgi çekici davalardı. Hepsinin arkasında bir amaç, bir düşman olduğu belliydi. Hepsi bir takım yaşanmışlıkların doğurdu sonuçlardı. Bazıları daha karmaşık, bazıları daha basit cinayetlerdi; ama arkalarındaki nedenler çok 'tahmin edilebilir' nedenlerdi.

Fakat Lectan'ın suçsuzluğunu ispatlayacağım dava... Çok fevri, fakat rastgele yapılmış çılgınca bir katliamdan çok daha ince ve ayrıntılı... Birbiriyle hiçbir alakası olmayan kurbanların hepsi; kullanıma kapatılmış eski bir otelde, otopsi raporlarına göre aynı gün içinde öldürülmüştü. Kadınlardan birkaç tanesinin düşük ihtimalle de olsa kendisini öldürebilecek bir düşmanı olabileceği düşünülebilse de; kurbanlar genel olarak kimseyle pek alakası ve problemi olmayan sıradan kadınlardı. Üstelik tüm bu kadınlar arasında, kadın olmaları dışında tek bir ortak nokta bile yoktu. Ne yaşları ne görüntüleri birbirine benzerdi; ne de kasıtlı olarak birbirinden çok farklı yaşlarda ve görünüşlerde kurbanlar seçilmiş gibiydi. Profiller ilk bakışta çok fazla "rastgele" görünüyordu. Bugün işten erken çıkıp cinayetlerin işlendiği otele gitmeye karar verdim. Kadınların öldürüldüğü odaları tek tek gezdim. Fotoğraflarını gördüğüm, vücutlarının farklı bölgelerinden parça parça derileri yüzülen kadınlar sanki daha dört gün önce bu odalarda bulunmamış gibiydi. Şuan gezinmekte olduğum küçük, sessiz odalar; yaşanan olayın izleri fotoğraflanıp incelenebilecek olanlar toplandıktan sonra temizlenip düzenli hale getirilmişti. Tek bir iz bile, onca izin içerisinde polisi kendisine yöneltebilecek tek bir iz bile bırakmamıştı bunu yapan her kimse. Ve içten içe hayranlıkla karışık bir kıskançlık hissettiğimi fark ettim O'na karşı. Yüzümde hafif bir tebessüm oluşturan bu his; durağan hayatıma renk getirecek hoş bir ezginin habercisi gibiydi. Garip bir haz almıştım bu eski otelde bulunmaktan; bunca şeye şahit olup da üzerinde yürürken ahşap zemininin gıcırdaması dışında en ufak bir ses çıkaramayan bu sessiz odalarda dolaşmaktan...

Ateşle Dans Eden KadınHistórias para pegar e não largar. Descubra agora