Giriş

36 4 0
                                        

Uçak İngiltereye indiğinde Erasmus düşüncemin gerçekleştiğine bir kez daha emin oldum. Başka bir ülkede okuma hevesim beni buralara kadar getirmişti. Her ne kadar havalimanında arkamdan ağlayan annemin burukluğunu hala içimde hissetsem de yine de mutluydum. İleri de gördüğüm bir taksiye seslenerek kalacağım yurdun adresini verdim. Zaten her şey önceden ayarlanmıştı. Erasmus düşüncesini kafama koyduğumdan beri danışmanım olan Işılay hoca da desteğini üzerimden hiç esirgememişti. Üniversitedeki arkadaşlarından biriyle konuşarak bana rehberlik etmesi için bir öğrenci ayarlamıştı, o yüzden biraz olsun içim rahattı.

Yurdun önüne geldiğim ilk dakika Jessica beni bulmuştu. Kendisi son derece samimi ve neşeli biriydi. Bana neredeyse yurdun krokisini çizecek kadar bilgi verdi, aynı yurtta kalıyor oluşumuz şansın bir kez daha bana gülme şekliydi.

3 ay sonra

Geçen üç ay içinde İngilteredeki yeni hayatıma nerdeyse uyum sağlamıştım. Jessica sayesinde her şey benim için daha kolay olmuştu. Geçen ay Jessica'nın Lincoln'da ki ailesini ziyarete gitmiştik, onlarda tıpkı Jessica gibi sıcak kanlı ve samimi insanlardı. Jessica'nın doğum günü için gittiğimiz otobüs yolculuğundan onun doğum günü hediyesi olan Nissan Micrası ile dönüş yaptık. Daldığım düşüncelerden çıkıp tahtadaki son notlarıda defterime geçirdim ve Jessica'ya nerede olduğunu soran bir mesaj attım. Eşyalarımı toplayıp kapıya yönelmiştim ki arkadan Teo'nun bana seslendiğini işittim.

"Hey! Eva yurda beraber gitmeye ne dersin?"

"Şey aslında biz Jessica ile kütüphaneye gitmeyi düşünüyorduk."

"Pekala... O halde yarın öğle yemeğini birlikte mi yesek ?"

"Tamam yarın uygun olur. Görüşürüz."

"Görüşürüz."

Teo ile vedalaştıktan sonra telefonumu kontrol ettim ve Jess'den gelen mesaj ile fakültenin otoparkına yöneldim. Hava kararmıştı etrafta çok öğrenci kalmamıştı, iyice soğuyan hava ile birlikte yağmurluğuma daha sıkı sarıldım. 

"Eva bu taraftayız"

Jess'in yanında yaklaşık bir buçuk aydır birlikte olduğu sevgilisi Chris vardı.Cris sarışın uzun boylu yakışıklı bir çocuktu. Jess ile aynı fakültedelerdi. Tanışmaları klişe bir kantin çarpışması sonucu oldu. Ne hikmetse ikiside o an birbirlerine tutulmuşlar. Bende onların yalancısıyım.

"Selam Eva , nasılsın?"

"Selam Chris Mr.Hulk'un  dersinden çıkan bir öğrenci nasıl olabilirse öyleyim işte"

"Eva sana kötü bir haberim var tatlım, Chris bize vizyondaki bir film için 2 bilet almış seninle yaptığım plandan haberi yoktu,  ben ona söylemeyi unutmuşum. Kütüphane planımızı yarına ertelesek olur mu?"

"Aslında çarşamba  ödevimin son teslim günü ve benim tamamlamam gereken bir sürü işim var. Belki de ben bugün gitsem daha iyi olur."

"Üzgünüm tatlım o zaman benim arabamı al ben Chris'le dönerim. Ama lütfen dikkatli ol ve bir şey olursa hemen beni ara"

"Tamam Jess size iyi eğlenceler. " 

Ona sıkıca sarılıp vedalaştım. Arabanın anahtarını alıp kütüphanenin yoluna sürdüm , merkez kütüphane buraya biraz uzaktı. Yarım saatlik yolculuğumun ardından arabayı kütüphanenin otoparkına soktum. Çantamı alıp kapıları kilitledikten sonra asansörle 2.kata çıktım. Şu araştırmayı bir an önce halledip yurda dönmek istiyordum. Boş bir masa bulup yerleştim. İşime yarayacağını düşündüğüm bir kaç kitap ile masaya geri döndüm ve ödevi bir an önce halletmek için işe koyuldum.

Arkamdan gelen öksürük sesiyle bi an irkildim.

"Hanımefendi kütüphane kapanmak üzere daha işiniz uzun mu?" diyen kütüphane görevlisi  kafasıyla saati işaret etti. Saati görmemle toparlanmam bir oldu.

"Üzgünüm saatin bu kadar geç olduğunu farketmemişim."

 Ödevim bitmiş sayılırdı fakat bu kadar kaptırmış olmam beni şaşırtmıştı. Çantamı alıp kütüphaneden çıktım. Otoparka girip arabayı bıraktığım yerden aldım ve yola çıktım.
Hava iyice kararmış sokakta pek insan kalmamıştı. Yağmur yağmış yollar iyice kayganlaşmıştı karanlıkta bildiğim sokaklar bile yabancı gelmeye başladı. Kaygan yolda kaza yapmaktan korkarak hızımı yavaşlattım. Yolda arabanın önüne çıkan karartıyla aniden frene bastım ama geç kalmış olmalıyım ki araba birşeye çarpıp öyle durdu.

Korkudan gümbürdeyen kalbim, titreyen ellerimle arabadan inmek için elimi kapıya uzatmıştım ki yolcu kapısı açıldı ve içeri biri girdi. Kafama doğrultuğu silahla bütün şaşkınlığımın yerini büyük bir korku aldı.

"Tek kelime etmeden arabayı çalıştır."

Bir Erasmus MeselesiHistorias para obsesionarse. Descúbrelo ahora