Günlerden Cuma idi. Yine en sevdiğim tatlıyı yiyordum, yani dondurma. Güneş kafanıza vururken yapılabilecek en iyi aktivitelerden biri parkta dondurma yemektir. Herkes benim gibi düşünmüş olmalı ki, gördüğüm insanların çoğu elinde dondurmayla parkın yürüyüş alanında yürüyüş yapıyorlardı.
Birkaç dakika sonra yürüyüş alanından uzaklaşıp parkın ortasındaki ağaçlık yere doğru ilerlemeye başladım. Heryerde o kadar çok ağaç vardı ki, güneş ışınları oraya varamıyordu bile. çimlerin sık olduğu bir yere oturdum ve dondurmamı yemeye devam ettim. Ağaçların yarattığı gölge sayesinde güneşten de korunmuş da oluyordum.
Uykum gelmeye başlamıştı, gözlerim yavaştan devriliyordu ama ben kapanmalarına izin vermiyordum. Tam uykuma yenik düşecekken, kafamı yasladığım ağacın bir dalı düştü. Sıçrayarak uyandım, kendime gelmeye çalıştım ve eve gitme zamanı geldiğini düşündüm. Zar zor ayağa kalktım, ağır adımlarla ve esneye esneye ağaçlık alandan ayrıldım.
Dondurmam oturduğum yerde uyuyakalırken elimden düşmüş olmalıydı. Zaten neredeyse bitirmiştim. Keşke ağaçlık alandan ayrılmasaydım diye düşündüm çünkü güneş çok rahatsız ediciydi.
Etrafı izleyerek parktan ayrılmaya başladım. Yazın neredeyse her günüm böyle geçiyordu. Neyse, zaten memnundum. Sakinlik, Monotonluk her zaman iyidir bence. Heyecanı sevdiğimi pek sanmıyorum. Tehlike ve aksiyon hiçbir zaman tercihim değildi.
Parktan ayrılmadan hemen önce telefonumu çıkartıp parkın fotoğrafını çekmiştim. Fotoğrafı tüm sosyal medya hesaplarımda paylaşıp gelecek beğenileri bekledim. Gösterişi sevdiğimden değil, sadece insanların fotoğraflarıma bakıp; "ne kadar güzel vakit geçiriyor!" dediklerini (kendimden) bildiğimden ve bana imrenmeleri hoşuma gittiğinden paylaşıyorum. Egolu bir insan değilim, sadece tüm o beğeniler ve yorumlar beni o kadar mutlu ediyor ki...
Kısa bir yürüyüşün ardından şehre varmıştım. Biraz yorgundum, oturup birşeyler içebileceğim bir kafe güzel olurdu. Sokak sokak dolaştım ve iyi bir kafe buldum. Kafeye girdim ve güzel bir masa buldum. Derin bir nefes aldım, ve rahatlamış bir şekilde nefesimi vererek sandalyeye oturdum.
Oturduğum anda telefonumu çıkartıp hiç beğeni gelmiş mi diye baktım. Tam "284" tane beğeni, "15" yorum gelmişti. Birden aptal bir şekilde sırıttım ve sessiz bir şekilde kıkırdamaya başladım. Egomu tatmin ettiğimden degil, aklıma komik birşey gelmişti. En azından ben öyle olduğunu umuyordum.
Telefonu kapattım ve insanların beni ne kadar sevdiğini düşünüp bir daha güldüm. Gülmem kesildiğinde garson yanıma geldi.
"Ne Alırsınız efendim?"
"Ehm, menü alabilir miyim acaba?"
"Tabii."
Garson menüyü almak için yanımdan uzaklaştı. Garson yürürken onu biraz süzdüm ve aslında tatlı olduğunu düşünmeye başladım. Biraz daha baktıktan sonra, telefonumu çıkarttım. Yüzünü bana döndürdüğünde hızlıca fotoğrafını çektim. Arkadaşlarımla kurduğumuz mesajlaşma grubuna; "şuna bakın, çok tatlı değil mi yaa" yazarak fotoğrafı gönderdim. Birazcık utandım ama sonra "benim gibi biri onun fotoğrafını çektiği için asıl o bana teşekkür etmeli!" diye içimden düşündüm ve yine gülmeye başladım. Egolu olduğumdan değildi ama ben de fena kız değildim.
Garson geri döndü ve menüyü getirdi.
"Buyurun efendim."
"Sağolun."
Biraz bakındıktan sonra karar verdim.
"Ben bir "Americano" alayım lütfen."
"Tamamdır efendim."
Garson bana kahvemi getirmek için uzaklaştı. Acaba numarasını alsam mı diyr düşündüm. Sonra vazgeçtim. Birkaç dakika sonra garson geri dönüp "Afiyet olsun." diyerek kahvemi getirdi. Kahve güzeldi, aferindi ona.
2 dakikada bir telefonumu kontrol ederek kahvemi bitirmeyi başardım. Kalkıp içeri girdim ve hesabı ödedim. Kafeden çıkıp eve doğru yola koyuldum...
YOU ARE READING
MAVİ.
Teen Fiction" Masmavi gözlerine baktıkça kendimi sonsuz derinlikte bir okyanusta boğuluyormuş gibi hissediyordum. Bu daha önce hiç hissetmediğim bir duyguydu. Zaten onu sevme nedenin de buydu. İçimde saklı kalmış bazı şeyleri yeniden hissetmemi sağlıyordu. "
