1- Doğum

19 2 0
                                        


Koşuyordum. Kendime geldiğimde ilk fark ettiğim şey buydu. Neden? Arkama baktım, bir şey görünmüyordu. Çevreme bakındım. Ormandaydım. Gökyüzü lacivertti, hava yeni kararmıştı. Koşuyorsam önemli olmalıydı, hemen durmamalıydım. Biraz daha koştum nereye gittiğimi bilmeden. Yorulmuştum. Nefesim yetmiyordu. Yavaşlayarak durmam daha akıllıca olurdu, kovalanıyor olabilirdim. Yavaşladım. Gelen giden yoktu. Durabilirdim.

Bir ağacın altına oturdum. Düşünmem lazımdı. Kafam karmakarışıktı. Sanki onlarca şeyi aynı anda düşünmeye çabalıyor ancak hiçbirine odaklanamıyordum. Sakinleştirmeye çalıştım kendimi, düşünmeliydim, düşünmeliydim...

Neyi?

O an fark ettim. Aklımda aslında hiçbir şey yoktu. Bomboştu. Yeniden doğmuş gibiydim. Kim olduğuma, nereden geldiğime ve neden burada olduğuma dair aklımda en ufak bir ipucu bile bulunmuyordu. Zihnimi bu boşluktan kurtarmak için hafızamı zorluyordum ancak bunun hiçbir faydası olmuyordu. Güvensiz hissettim. İçinde bulunduğunuz bedene dair hiçbir şey bilmiyorken nasıl güvende olabilirdiniz ki?

Hızlıca yürümeye başladım. Boş bir umutla. Belki karşıma bir şey çıkardı da her şey açıklığa kavuşurdu. Biri beni görürdü ve "Senin burada ne işin var?" diyerek eve götürürdü. Yahut bir yere oturtup her şeyi anlatmaya başlardı bir bir. Bütün boşluklarını doldururdu zihnimin. Olmadı.

Yürümenin hiçbir işe yaramayacağını fark ettim. Daha mantıklı düşünmeliydim. Bir ormandaydım ve hava gittikçe kararıyordu. Üzerime baktım. Kalınca bir kaban, kazak, pantolon ve botlarım vardı. En azından donarak ölmezdim. Kabanın ve pantolonun ceplerini karıştırdım. Bir çakmak, yarım paket sigara ve birkaç kirli peçeteden başka hiçbir şey yoktu. Ateş yakabilirdim. Önce sığınacak bir yer bulmalıydım.

Gece, zifiri serinliğiyle beraber üzerime iyice çökene kadar yürüdüm. Bulamadım.

Zeminin görece düz olduğu bir alan aradım. Yere çöktüm ve yerdeki çalı çırpıyı olabildiğince temizleyerek sadece toprağı bırakmaya çalıştım. Isınayım derken tüm ormanı ateşe vermemek için epey büyük bir alanda yapmalıydım bu temizliği. Bir süre uğraştıktan sonra o çalı çırpıdan ve yine bulmak için epey uğraşmam gereken kuru dal ve kozalaklardan bir yığıntı yaptım. Çakmağımla alttaki kuru çalı çırpıyı yaktım ve gecenin kör karanlığında ateşin yığıntıya hakim olma çabasını izledim.

Uyku zordu. Ateş ısıtsa da hava epey serindi ve uzaklardan belli belirsiz gelen köpek ve kurt sesleri gözlerimi kapatmamı engelliyordu. Ayrıca bir ağaca yaslanarak uyumaya çalışmak göründüğü kadar rahat değildi. Yine de sabaha karşı bir ara gözlerim iyice ağırlaştı ve nihayet düşüncelerimden, daha doğrusu düşüncesizliğimden, arınarak uykuya dalabildim.

Ormanda 101 GünHistórias para pegar e não largar. Descubra agora