Never click suspicious links
Reminder: Wattpad will never ask for passwords, payment information, or other sensitive account security details.

GİRİŞ

6.7K 163 67
                                        

GİRİŞ

"Harika bir iş buldum, Sevim! Sonunda para biriktirmeye başlayabilirim!"

Güneş heyecanla konuşurken bir yandan da insanlara çarpmamaya özen göstererek kaldırımda yürüyordu. Adımları hızlı ve telaşlıydı. En son mezun olduğunda bu kadar mutlu olmuştu galiba. Kötü geçen lise yıllarının ardından, üniversite hayatını tadabilmek amacıyla okuyup bitirdiği iki yıllık bölüm; ondan o kadar uzak bir alandı ki sonrasında kendine uygun bir meslek bulamamış, girdiği her işte başarısız olmuştu. Fakat bugün bulduğu iş diğerlerinden farklıydı, hissediyordu bir kere. Sonunda para biriktirip hayallerini kurduğu Avrupa turunu gerçekleştirebilecekti. Belki yine hayallerini es geçmek zorunda kalırdı ama en azından babasından para almak yerine kendi kazandığı parayı harcayabilirdi.

"Hayır, ben seni anlamıyorum kızım! Bin tane yere girdin, çıktın. Her defasında nasıl iş buluyorsun ve ilk defa iş bulmuş gibi sevinebiliyorsun anlamıyorum." Sevim'in söyledikleri Güneş'in, onu dinlediği sağ kulağından giriyor, boşta kalan sol kulağından uçuveriyordu. Bu lafları daha önce de işitmişti. Bir tek Sevim'den olsa iyi, annesi ve babası da buna benzer şeyler söylemekte bir numaraydılar. Ama hiçbiri Güneş'i yıldıramazdı!

"Bu sefer dünyanın en kolay mesleği! Öğlen gideceğim, sadece dört saat çalışıp döneceğim. Üstelik maaşı da iyi sayılır. Yani hiç yoktan iyidir!"

Güneş hâla yürümeye devam ederken bir yandan da arkadaşına laf yetiştirmekten geri durmuyordu. Yetişmesi gereken bir iş görüşmesi ve o işe alınacağına dair kesin tavrı dışardan görülmeye değerdi. Lakin durup bunu düşünemeyecek kadar acelesi vardı ki neredeyse geç kalacaktı.

"E neymiş bu meslek, onu söyle bari!"

Güneş alacağı tepkiyi kestiremiyordu, bu yüzden o an söylemek istemedi. Ne gerek vardı herkesin bilmesine? Hem daha kabul bile edilmemişti, öyle değil mi? Yapabileceği en makul şeyi yaptı ve "Ben otobüse biniyorum, otobüs de tünele! Sonra konuşuruz,"deyip telefonu hayretler içerisinde telefon ekranına bakakalan arkadaşı Sevim'in suratına kapattı...

***

"Evet, Güneşçiğim. Gördüğüm üzere pek çok yerde çalışmışsın. Ayrılmanın sebepleri nelerdi acaba? Hepsi de birbirlerine yakın tarihler olarak görünüyor bir de..."

Tülay Hanım, giydiği dar kesim, siyah, kumaş pantolonu ve dolgun göğüsleri her an fırlayacakmış gibi duran pembe gömleğin ardında, yaşıtlarına taş çıkartacak bir görüntü sergiliyordu; her zaman olduğu gibi.

Güneş, hayranlığını gizlemeye çalışsa da, otuz dokuz yaşında olduğunu, kolyesindeki tarihten yola çıkarak yaptığı basit bir işlemle anladığı bu kadının, bir çocuk doğurduktan bu kadar kısa bir süre sonra böylesine mükemmel bir fizik, bakımlı bir cilt, kemikli yüz hatlarını süsleyen harika bir makyaj ve doğal sarı saçlar ile ne kadar harika göründüğünü içten içe tekrar etmeden duramıyordu. Üstelik bu denli geç anne olmuş olduğuna göre bedeni de en az görüntüsü kadar sağlam olmalıydı. O bedeni eksenine almış hoş kokular ise iki insan mesafesindeki uzaklıktan bile burnunu dolduruyordu. Güneş aldığı kokuyu beğenmesine rağmen yoğun ve yakıcı kokudan ötürü öksürmek istiyordu ama bunun kabalık olacağını düşündüğü için kendi zorlukla frenlemekteydi.

"Şey..."diye cümleye başladığında, eliyle diline birkaç kez vurup kendine kızmak istemişti. Böyle başladığı her cümlede karşısındaki insana öz güven eksikliğini göstermiş gibi hissediyordu. "Ben yolumu arıyordum. Sadece deneyip görmek istedim. Staj gibi işte..."

"Anladım canım, peki birkaç gün sonra bu işi de bırakıp gitmeyeceğinin garantisini bana verebilir misin?"

Tülay Hanım'ın sorduğu iğneleyici soru, Güneş'in sırtından akan terlere yenilerini eklerken stresle dudaklarını ıslattı ve topladığı, koyu kahverengi saçlarından kaçan birkaç teli kulağının arkasına ittirip bu sefer boğazını temizleyerek, daha emin bir sesle konuşmaya başladı.

KALBENStories to obsess over. Discover now