Bugün günlerden 5 Nisan Cuma idi. Bundan 12 yıl önce bugün hayatım tepe taklak olmuştu. Dağılmış, paramparça olmuştum. Çocukluk günlerim, heveslerim, hayallerim, isteklerim yok olmuş kursağımda kalmıştı. Küçücük kalbimde paramparça olmuş kanayan, yıllardır kabuk dahi bağlamadan dağlanan yara haline gelmişti. Her adımım da, gülüşümde, günümde, nefes alışımda acıtmıştı. Şimdi acıttığı gibi... O gün nasıl beni öldürdüyse hala öldürdüğü gibi... O gün benim babam gitmişti, birdaha da dönmemişti.
Dönmemek üzere gitmemişti. Sadece bana bebek alıp gelecekti. En çok istediğim konuşan bebeği... Günlerce anneme bebek al diye yalvarmış aldıramamıştım. Beni umursamamıştı bile. Evde ki bebeklerini oyna diye azarlamıştı. Günlerce babamın yurtdışından dönmesini beklemiştim. İşlererini halledip gelecek bana konuşan bebekten alacaktı. Sitede ki tüm arkadaşlarım gibi benimde konuşan bebeğim olacaktı. Herkes gibi bende düğmesine basıp konuşturacak, bezini değiştirecek, çantama koyup okula götürecektim. Günlerce bunun hayalini kurmuştum. Sonunda babam gelecekti. Annemin dediğine göre sadece 1 gün kalmıştı. Sadece 1 gece daha uyuyacaktım. Sabah kalktığımda babam evde olacaktı. Son kez uyumadan önce tüm hayallerimi kurup gözlerimi kapatmıştım hemen. Uyumalıydım ki çabucak sabah olmalıydı. Sabah olmalıydı ki babam gelmeliydi. O gecenin sabahı babamın öpücüğü yerine kardeşimin bakıcısı olan Fadime Ablanın kucaklamasıyla uyanmak hiç beklemediğim bir şeydi. Gelip beni yatağımdan kaldırmış, ceketimi giydirip aceleyle evden çıkarmıştı. Evde gürültüler artmış, biz çıkarken silah sesleri duyulmuştu. Fadime Abla beni arabaya bıraktığında dönüp tek sorduğum babamın nerede olduğuydu. Fadime Abla ise babamın bana bebek almak için gittiğini söylemişti. Nasıl sevinmiştim o an. Sevinçten ellerimi çırpmış, havaya zıplamıştım. Babam gelmiş ve bana bebek almak için gitmişti. Nerden bilebilirdim ki birdaha hiç gelmeyeceğimi. Bilseydim öyle sevinir miydim?
O gün bu gündür babam birdaha gelmemişti. Kimse bu yaşıma gelmeme rağmen bana açıklama bile yapmamıştı. Babam neden dönmemişti onu bile bilmiyordum. Neden hala bana konuşan bebeğimi getirmemişti? O günden sonra o evi, orada çalışanları, tüm okul arkadaşlarımı geride bırakmış başka bir şehire yerleşmiştik. O evi bırakırken babamı da orada bıraktığımızın farkındaydım. Ama ses çıkaramıyor hala babamın arkamızdan geleceğini umuyordum. Buraya İstanbula geldiğimizden birkaç yıl sonra kardeşim de babam gibi gitmişti. Bakıcımız onu doktora götürmüştü. Sonra ise ne bakıcı ne de kardeşim yeni evimize dönmüştü. Koca evde sadece annemle kalmıştık. Her kapının çalışında minik yüreğim heyecanlanır, babamın kardeşimi de alıp geldiğini düşünürdüm. Kapı açılıp gelenin babam olmadığını gördüğümde yüreğim ezilirdi sanki. Akşama kadar pencerenin kenarında bekler yoldan geçenleri babama benzetirdim. Yolda ne zaman bebek görsem kardeşim zanneder kapıya koşardım. Onu eve getirmelerini beklerdim. Annem görür beni azarlar odama gitmek zorunda kalırdım. En kötüsü de odamda pencere yoktu. Ne dışarı bakabilir ne de babamın yolunu gözleyebilirdim. Bazen anneme odamı değiştirmesi için ağlar yalvarırdım. O ise umursamaz beni odama kilitlerdi.
Günlerim haftalarım aylarım yıllarım babamı beklemekle geçti. Umudu hep yüreğimde canlı tutmuş konuşan bebeği alıp geleceğinin hayalini kurmuştum. Umudum tükendikçe bende tükenmiştim. Her gün içimde yanan umut gözyaşlarımla sönmüştü yavaş yavaş. Şimdi ise içimde umut adına hiçbir şey yoktu. Büyümüştüm. Aklım alıyordu artık. Babam gelmeyecekti. Ne konuşan bebeğim ne babam hiçbir zaman yanımda olmayacaktı. Babam gelmemek üzere gitmiş, konuşan bebek ise hiçbir zaman benim olmamıştı. Ve olmayacaktı.
Artık bebeğe ihtiyacım yoktu. Gösterecek site arkadaşlarım, götürecek anaokulum yoktu. Ama hala babaya ihtiyacım vardı. Hayal meyal hatırlasam da onun baba kokusuna hasrettim. Varlığına yanımda oluşuna beni sarışına saçımı okşayışına ihtiyacım vardı. Şunu da biliyordum babam yıllardır olmadığı gibi bundan sonra da yanımda olmayacaktı. Düşüncesi kalbimi ezerken yokluğunu yaşamak içimi parçalıyordu.
Kim almıştı onu benden bilmiyordum. Neden gelmemişti, annem hiç mi özlemiyordu ya da ne olduğunu da mı bilmiyordu, bilmiyordum. Bundan sonra istesem de öğrenemezdim. Annem hayattaydı ama felç geçirmişti. Ne konuşabiliyor ne de hareket edebiliyordu. Başka da kimsem yoktu zaten. Ne soracak ne de cevap verecek kimse yoktu.
Kapı açılınca kafamı kaldırıp gelene baktım. Hemşire elinde birkaç kağıtla odaya girdi. "Azra Hanım bunları imzalamanız gerek." Diyerek elinde ki kağıtları bana uzattı. Kağıtları alıp üstünde göz gezdirdim. Annem bugün bir kez daha beyin ameliyatı olacaktı. Tıkanan damarları açmaya çalışıyorlardı. Eğer bu ameliyatta 3 damarı açmayı başarırlarsa belden yukarısını fizik tedavisi uygulayarak hareket ettirmeye başlayacaklardı. Bu bir ihtimaldi. Diğer ihtimal ise damarları açamazlarsa yavaş yavaş beyin ölümü gerçekleşecekti.
Hemşirenin uzattığı kalemi alıp kağıtların gerekli yerlerine imza attım. Kağıtları hemşireye uzatıp odadan çıktım. Duvarlar üzerime üzerime gelmeye başlamıştı. Bugün babamın gittiği gün ya annem iyileşir babama gidecek yol açar ya da hem annemi hem de babamı kaybederdim bir kez daha. Bahçeye çıkıp kafamı gökyüzüne kaldırdım. Gün sona ermiş yıldızlar belirginleşmişti. Derin bir nefes çekip gözümden akan yaşı ceketimin koluna sildim. Bugün bir şeyler olmalıydı. Güzel bir şeyler...
Yorumlarınız benim için çok önemli. İlk bölüm hakkında düşüncelerinizi merak ediyorum. Benimle paylaşmayı unutmayın🌸
YOU ARE READING
OLAMAZ
Teen FictionBazı vazgeçişler mecburiyettir... Bazen tüm gölgelerin ardında ışık gördüğünüzü zannedersiniz. O ışık sizin ışığınız olsun istersiniz. Ona doğru giderken önünüzde ne var ne yok yok saymaya hazırsınızdır. Başlar yolculuğunuz. O ışığa doğru yol al...
