đ ! § + ¤ Þ ¥ ^

182 6 4
                                        

Sokakların alışılmadık biçimde sessiz olduğu bu saatte etraf oldukça tenhaydı. Gökyüzü ise hep olduğu gibi koyu gri bulutlarla kaplıydı. Yolları kaplayan sarı yapraklar, mevsimin sonbahar olduğunu bağırıyordu. Ağaçlardan birine çarpmış bir araba, içindeki ölmüş sürücüsüyle öylece duruyordu. Yaklaşık bir haftadır orada duruyor olmalıydı. Ölünün başına üşüşen sineklerin gürültüsü ise görmenin imkansız olduğu bir görüntü değildi.

Bu sistemin içinde sıkışanlardan biri de kurşun ve radyasyon geçirmez kıyafetleri ve başlığıyla sokakta yürüyen E. idi.  Etrafa bakmadan, gözleri yerde, durmadan ilerliyordu. Kimse kafasını kaldırma gereği duymuyordu. Görebilecekleri şeylerin uyandırdığı korku, insanlara boyun eğdirmişti. Sadece rüzgarda sürüklenen yaprakları izlemeye cesaretleri vardı.

Aslında E. şanslıydı. Neredeyse aile kavramının son bulduğu dünyada, ailesiyle yaşayabilme şansı bulmuştu. Bir hafta önce yapılan nükleer saldırı olmasa yaşamaya devam edeceği de kesindi. Yalnız yaşamak kolay değildi. Yeni dünyada yalnız yaşamak kimse için kolay değildi. Takas veya para yoktu, çalıp çırpmak vardı. Mahkemeler, hukuk sistemleri yoktu; kavga ve ölüm vardı. İnsanlığa saygının kalmadığı bu devletsiz, serbest toplum yapısında dinin yeri söz konusu bile değildi. Dünyada cami, kilise gibi yapıların benzeri kalmamıştı. Güzel sanatlar ve pozitif bilimlerin de bir önemi yoktu. Tek şey kalmıştı insanın içinde.

Yaşama çabası.

Sonuncu Dünya Savaşı'nın ilk zamanlarında yapılan nükleer savaşlardan sonra toplum yapısı bozulmuştu. Ülkeler yoktu, dünya vardı sadece ama artık onun adını umursayan da pek yoktu. Kimse birbirini dinlemediği veya dinlese bile anlayamadığı için liderler yoktu. İnsanlar gelişmek adına çaba göstermiyor, gösterenler ise katlediliyordu. Tarih kitapları olan biteni yazmaya vakit bile bulamamıştı. E.  yalnızca ailesinin anlattıklarını biliyordu. Ancak şu an koskoca dünyada yapayalnızdı.

Üç gündür yemek yemiyordu, nasıl yemek elde etmesi gerektiğini bildiği halde etik olmadığını düşündüğü için yapamıyordu. Küçük bir çocuğun dolmuş gözlerine bakarken çocuğun haftada bir yediği yemeğini çekip alamıyordu elinden. Vicdanına sığdıramıyordu. Ama açlıktan delirmiş insanlar için bunu yapmak kolaydı. Kimisinin insan eti yemeye bile kalktığı görülmüştü, kimse müdahale etmemişti buna.

O sırada gözüne yerde öylece duran bir patates ilişti. Bir an inanamadı, şansın son bir kez yüzüne gülüyor olduğunu düşündü. Yerde bırakılmış bir patates bulmak imkansız olmalıydı. E. sağa sola baktı, etrafı kontrol etti. İki kişi hariç kimseyi göremiyordu. Yavaş yavaş patatesin bulunduğu yere doğru ilerledi, dikkat çekmemeliydi.

Adımları patatese yaklaştıkça kalp atışları hızlandı. Yere eğilip eldivenli elleriyle patatesi yakaladığı gibi cebine koydu. Derin bir nefes verdi. Yoluna devam edeceği sırada bağıran birinin sesini duydu, tanıdık değildi. "Ne aldın yerden?"

E. arkasına bakmadan yürümeye devam etti. Arkasındaki adım sesleri hızlandığında gerildi. Aniden önüne kendi yaşlarında bir kız dikildi. Gözleri kıpkırmızıydı ve neredeyse dışarı çıkacak gibi bakıyordu. Teni bembeyaz ve dudakları mosmordu. Ağzı aralanmış, çenesine doğru salyaları akıyordu. "Hiçbir şey." dedi.

"Yalan söyleme!" diye tükürük saçarak bağırdı kız. E. çok gergindi. Kızı ikna edemezse neler olacağını düşünüyordu. Belki o da bu akşam bu kıza yemek olacaktı. İfadesizce ne yapacağını düşünerek kıza bakarken kızın elleri E.'ye doğru uzandı. E. ani bir hareketle kızın ellerini tuttu. Kızı ittiğinde kız çığlık atarak yere düştü, E. bunu fırsat bilerek kaçmaya yeltendi. Fakat kız tekrar ayağa kalkıp sırtına atlayınca kolay kolay kaçamayacağını anladı.

Çırpınarak kızı üstünden atmaya çalışırken ikisinin mücadele sesleri birbirine karışıyordu. Kız,  "Yalan söylüyorsun!" diye bağırıyordu. Boynuna dolanan kolları çözmeye çalışan E.'nin nefesleri daralırken bu yolun iki çıkışı olduğunu hisseder olmuştu. Aniden kendini geriye doğru bıraktı ve kız altında ezilirken çözülen kollarını kenara itip karnına tekmeler atmaya başladı. "Sana yok diyorsam yok!" diye bağırdı. Hızını alamayıp yere çöktü. "Yok!" diye bağırarak sayıklamaya başladı. E. kendini kaybetmişti. Bağırmaya  devam ederken kızı saçlarından tutup kafasını yere vurdu defalarca.

Çat, çat, çat... Kimse dönüp bakmıyordu. E. kafatasının kırılma seslerini duymuyordu ancak kızın çığlıklarının kesildiğini fark etmişti. Duraksadı. Gözlerini bürüyen karanlık kalkıp önündeki manzaraya şahit olduğunda hızla ayağa kalktı. Başlığının camında, kıyafetinde, ellerinde kan vardı. Kızın kafası ise kandan görünmüyordu. E.'nin elleri titriyordu. Canlıydı, patates ondaydı. Yine de ruhunu kaybetmiş gibi hissediyordu.

Nefret ettiği sisteme ait olmuştu.

E. koşarak oradan uzaklaşırken hâlâ yaptığının şokundaydı. Aslında onu bunun için yakalayıp hapse atacak bir kanun yoktu hiçbir yerde. Umursayacak birileri de yoktu, kızın bir kimsesinin olduğunu da düşünmüyordu. Ama o bir insanı öldürmüştü. Yaptığına inanamayarak durdu. Gözlerindeki yaşlar yanaklarından süzülürken dizlerinin üstüne düştü ve bağırışı sokakta yankılandı. Ellerini kulaklarına kapatıp bağırmaya devam etti ve ağladı. Canavar olmak istemiyordu, bu sisteme kapılmak istemiyordu. Tek kurtuluş yolu bu muydu, katil olmak? Çözümü yok muydu dünyanın içine düştüğü bu karanlığın? Son gelmiş miydi? Evet, öyle olmalıydı. Daha ne kadar kötüye gidilebilirdi?

Bir süre daha orda bekledikten sonra ayağa kalkıp içinde kaldığı, üstü çalılarla kapalı çadıra girdi. Çadırın köşesindeki su bidonuna ulaştı ve eldivenleri ile başlığı üzerindeki kanları sildi. Bidonun kenarındaki kutudan bıçağı aldığında beyni ona bir katil olduğunu fısıldamaya başladı. "Devam et." dedi kendi kendine. "Artık böyle yaşamaya cesareti olmayan ölüyor."

Cebinden patatesi çıkartıp kabuğunu soydu. Ardından yıkayıp yemeye başladı. Pişirmek gibi bir şansı yoktu. Ateş demek;  burada yemek var, demekle aynı şeydi. Hiç değilse elinde bu vardı. Oldukça aç olmasına rağmen kafasını kurcalayan düşünceler onu yavaşça yemeye itti. Patatesi yemeyi bitirdiğinde midesi bulandı ve öğürdü. Çadırın bir köşesine kustu.

E. tekrar ağlamaya başlamıştı. Boş yere katil olmuştu. Boşuna almıştı bir insanın canını. Eline bıçağı alıp çadırı parçalamaya başladı. Çığlık atarak dolanıyordu etrafta ve bilemiyordu ne yapacağını. Gözü kıyafetlerindeki kana ve bıçağa takıldı. Daha fazla devam edemezdi. Bıçağı iki eliyle tutup diyaframına sapladı. Nefesi kesildi. Önce dizlerinin üstüne düştü, sonra elleri bıçaktan ayrılıp toprağa yaslandı. Yere yığıldı.

E.'nin cesedi orada çürüyecekti.

DistopyaBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin