Carl ile tanışın

3 1 0
                                        

Sessizce uyandı sessiz uyanmaya alışmıştı. Yatağından kalkıp kardeşleriyle paylaştığı odaya baktı. Bunlar aslında onun kardeşleri değildi. Carl evlat edinilmiş bir çocuktu. Bu eve de daha yeni gelmişti. On yaşında bir çocuk için normal bir boya, kahverengi saçlara, kahverengi gözlere sahipti. Bu evde ona iyi davranıyorlardı. Ona günlük işler vermişlerdi. Bunun onun sorumluluklarını geliştireceğini söylemişti yeni annesi olan Karla. İyi bir kadına benziyordu. Carl'ın şimdiye kadar ki en genç annesiydi. Kocası Frank'ta iyi biriydi. Fakir bir aileydiler. Carl bu işleri bilirdi. Bu tip aileler genelde evlat edindikleri çocukların bakım parasıyla geçinirler sonunda çocuklara bakmayı başaramazlar ve sosyal güvenlik görevlileride bu çocukları alırdı. Bu Carl'ın dördüncü ailesiydi. O Şimdilik kötü aileler ile karşılaşmamıştı fakat bazı çocuklar yetimhaneye geri döndüklerinde korkunç hikayeler anlatırdı. Bazıları ise hiç birşey söylemezdi ama Carl onların vücutlarında ki yaraları görürdü.

Carl eski evdeki eski fakat temiz banyoya girdi. Hızlıca yüzünü yıkadı. Koşmaya çıkacaktı. Mutfakta ki kapıyı kullanmak üzere mutfağa gittiğinde Frank'ı gördü. Elinde beyaz emaye bir bardak tutmuş düşünceli düşünceli arka bahçedeki kabaklara bakıyordu. Mevsim sonbahardı. Carl kabakların artık toplanması gerektiğini tahmin edebiliyordu. Hepsi olgunlaşmıştı. Carl Frank'i görünce durdu. Sessiz bir çocuk olmasına rağmen Frank onu duymuş yada orada olduğunu hissetmişti. Dönüp baktı. Bu yeni çocuğu sevmişti. Sessiz ve işini yapan söz dinleyen bir çocuktu. Yinede onun için endişeleniyorlardı. Karla onun diğer çocuklarla hiç konuşmadığını söylemişti. Belkide alışmaya ihtiyacı vardı. Herşeyin yolunda gideceğini umuyordu Frank.

"Carl? Seni duymamıştım. Günaydın." dedi Frank kocaman gülümseyerek. Carl pekte çocuklara özgü olmayan bir ciddiyetle sessizce başıyla selam verdi.

"Koşmaya gidiyorsun?" dedi soru sorar gibi . Carl cevap vermeyip sadece izliyordu. "Hadi bakalım sen iyi bir çocuksun. Bir gün büyük bir sporcu olacağına eminim." dedi. Carl sadece Frank'in bakışları altında kapıdan çıktı.

"Carl," dedi Frank. Carl geri dönüp baktı. "Dikkatli ol. Orman tehlikeli olabilir."

"Peki efendim." dedi Carl ve dışarı çıktığında hızla koşmak üzere yavaşça çıktı.

Carl koşmaya başladı.  Önce sakatlanmamak için yavaş yavaş başladı. Rahibe Reese onlara hep ısınmadan koşarlarsa sakatlanacaklarını söylerdi. Isınma koşusu kısa sürdü ancak. Carl ısınmayı bekleyemeyecek kadar sabırsızlanırdı her zaman koşarken.

Karanlık ormanın yanında koşmaya başlarken yeni ailesini düşündü. Onu seviyor gibi görünüyorlardı ama Carl bundan emin olamıyordu. Bazen kaldığı evlerde ona şevkat göstermek isteyen aileler onlara dokunurdu. Carl bu dokunuşlar ile alakalı o kadar çok kötü hikaye duymuştu ki her zaman sebebini her dokunuşun altında kötü bir sebep arardı. Bu evde ona ve diğer çocuklara kimse dokunmuyordu. Sadece kocaman gülümsüyorlardı. İstedikleri zaman su kaynatip banyo yapmalarına bile izin veriyorlardı. Hatta banyolarını yaparken kapıyı kilitlememeleri şartıyla kendi başlarına banyo yapmalarına dahi izin veriliyordu.

Henüz sabah çok erken olduğu için hala sis vardı. Carl sabahları koşmayı çok seviyordu. Kimsenin olmadığı sokaklarda koşmak çok zevkliydi. Fakat bu eve geldiğinde ilk defa bir ormanda koşmaya başlamıştı. Düz bir yol yoktu. Patikalar vardı. Engelli koşmak gibiydi. Bunu daha çok sevmişti Carl.

Bir süre yavaşlayıp durdu. Biraz yürüyüp esneyecekti. Esnemesi bitince bir kaç ağır adımla koşmaya başladı. Kısa sürede hızlandı. Eve dönüp banyoda yapması gerekeceği için çok fazla vakti yoktu. Kısa bir süre ağır ağır koştu. Belki on metre kadar. Ormanın arasından geçen toprak yolda koşmaya başladı. Yanında ki ormana bakmamaya çalışıyordu. Her ne kadar bakmasada ormanın karanlık olduğunu biliyordu. Henüz daha kalkmamış olan sis ormanın içinde daha yoğun olurdu. Sık ağaçlar yüzünden yeterince ışık alamayan ormanın tabanı daha da karanlık olurdu bu yüzden. Orada kuşların sesleri yoldakinden daha iyi duyulurdu sanki. Belki başka yaratıklarda vardı. Belki kurtlar yoktu fakat tilkiler vardı bundan emindi. Okulda ki çocuklardan biri babasının bir tilki vurduğunu gururla anlatmıştı. Bay Benefit koşmasına sesini çıkarmadığından insanlara saldırmadığını düşündü Carl. Carl bir beş dakika daha koştuktan sonra dayanamadı. Sola bir kaç adım attı ve ormana daldı. Ormana girdiğinde daha hızlı koşmaya başladı. Orman zemini düz olmadığı için sürekli nereye bastığına dikkat ediyor. Gerektiğinde zıplıyordu. Bu normal koşmaktan daha zevkliydi. Sık ağaçların arasında ok gibi geçiyordu. Karanlık ormanda, ormanın sesleri kulaklarında nabzıyla birlikte atıyordu. Kabuğu soyulduğu için kışı atlatamamış gri ağacı gördü. Bu onun geri döneceği noktaydı. Bir yarım daire çizdi. Biran toprak yola tekrar çıktı. Işık her yanını sardı. Sesler sakinledi. Hayat normale döndü. Sonra tekrar ormana daldı. Karanlık her yanını sardı. Koşmaya devam etti. Fazla hızlı koşuyordu. Göğsü yanıyordu. Damaklarının sızladığını hissetti. Nefes nefeseydi. Nefes alıp verirken ağzından tükürükler saçıyordu. yüzünün yandığını hissediyordu. Canı acıyordu fakat bırakmakta istemiyordu. Sanki bacakları sonsuza dek koşabilecekmiş gibiydi. Fakat ciğerleri yanıyordu. Eve yaklaştığını anladı ve yola çıktı. Işık her yanını yine sardı. Mutfak kapısına yaklaşırken adımlarını yavaşlattı. Sonra yürümeye başladı. Bir kaç daire çizdi evin arka bahçesinde. Sakinleşmeye çalıştı. Koşmayı seviyordu. Bu kimsenin ona sorular sormayacağı rahat bırakıldığı tek zamandı. Nefesi düzelince eve girdi.

Carl içeri girdiğinde Frank yoktu. Karla içeride fırına eğilmiş fırından birşey çıkartıyordu. Carl'ın içeri girmesiyle ufak bir çığlık atıp doğruldu. Gelenin Carl olduğunu görünce elini göğsüne koydu.

"Ah Carl sen miydin ödümü patlattın." dedi ve gülümseyerek gözlerini devirdi. Carl gülümsemesi gerektiğini biliyordu fakat hiç canı istemiyordu.

Karla koşarak çocuğun önünde elbisesin eteklerini toplayıp çömeldi.

"Yanakların kıpkırımızı olmuş canım. Bak spor yapmanın iyi olduğunu biliyorum fakat kendini fazla zorlama tamam mı? Hadi şimdi banyonu yapta kardeşlerini bekletme." Carl saygılı bir şekilde başını salladı.

"Peki bayan Benefit."

Parmaklarının uçlarında zıplayarak basamakları tırmandı. Banyoya girip kapıyı arkasından kilitledi. Çabucak bir duş alıp giyindi. On dakika sonra mutfaktaydı. Frank ve Karla masaya oturmuştu. Diğer çocuklar hala uyuyordu.

"Hey hazırlanmışsın bile küçük adam." dedi Frank.

"Küçük mü?" dedi Karla. "O kocaman bir adam ve iyi bir atlet. Belkide sende biraz spor yapmalısın balım." Frank ve Karla sürekli birbirleriyle böyle konuşurlardı. Carl başta bunu yapmacık bulmuştu fakat sonra içten olduklarına karar vermişti. Carl konuşmadı. Bir dilim ekmek yedi ve biraz tatlı patates. Sonrada çantasını alıp kapıya gitti. Ona bakmıyorlardı fakat ondan hoşçakal demesini beklediklerini biliyordu. Carl birşey demeden çıkıp gitti.

Carl yalnız başına servisini bekleyeceği yere gitti. Evdeki diğer çocuklarla aynı okula gitmiyordu. Eve daha geç geldiği için onu o okula gönderememişlerdi. Daha uzakta ki bir okula gidiyordu ve bunun içinde okul servisine binmesi gerekiyordu. Okuldaki yeni çocuk olduğu için başta diğer çocuklar ona kötü davranmışlardı. Herkes onun bir yetim olduğunu daha o gelmeden biliyordu. Başta bir kaç çocuk tarafından zorbalık denemeleride olmuştu. Carl bunlarla nasıl başa çıkılacağını öğrenecek kadar çok yeni çocuk olmuştu. Bunlar sorun değildi. Bir süre sonra onlardan biri olmuştu. Sporda iyiydi. Derslerde iyiydi. Herkesin aradığı şey ondaydı. Herkes onu takımında istiyordu. Hem ders çalışırken hem oyun oynarken. Kimlere karşı kazanıp kimlere karşı kaybedeceğini bildikten sonra diğer çocuklar ile anlaşmak kolaydı. Carl kime karşı kazanması gerektiğini kimlere karşı kaybetmesi gerektiğini bilirdi. Bu nedenle çocuklar kolayca onu aralarına almıştı. Yinede o çocuklarla olmaktan çokta hoşlanmıyordu. Brad hariç. Brad onun en iyi arkadaşıydı. Daha bu eve taşınalı altı ay olmasına rağmen Brad'le çok yakındılar.

Otobüs durağına gelip beklemeye başladı. Serseriler dün gece otobüs durağında ki bankları kırdığı için yolun kenarında ayakta bekliyordu. Bir saati yoktu. Bir saat alacak kadar parasıda yoktu. Keşke bir saat alacak kadar param olsaydı diye düşündü. Bulunduğu bölgede ki insanların çoğu fakirdi. Port Angeles'ın taşrasında yaşıyorlardı. Buradaki insanların çoğu fakir çiftçilerdi. Bir gün Carl'da bir çiftçi olurdu belki. Bunun için her akşam okuldan sonra Frank'e çalıştığı çiftlikte yardım ediyordu. Geri kalan zamanda da evde Karla'nın bahçeyle uğraşmasına yardım ediyordu. Henüz kimse ona ödeme yapmıyordu fakat Carl çok çalışırsa bir saat alacak kadar paraya toplayabileceğini umut ediyordu. O zaman koşmaya çıktığında ne kadar vakti olduğunu bilir erken dönmek zorunda da kalmazdı.

Karl bunları düşünürken otobüs durağının yanında ki çalılıklardan oyalanmak için bir sopa aramaya başladı. O zaman Dr. Hoffman'ın arabasını gördü. Son model bir arabaydı. Hemde bir Alman arabası. Carl arabalar hakkında çok birşey bilmesede Alman arabalarının çok pahalı olduğunu biliyordu ve Dr. Hoffman'ın arabası çok büyüktü.

Carl elinde yeni bulduğu sopası ile oynarken Dr. Hoffman tek başına yürüyen bir kızın yanında durdu. Kız arabanın camına eğilip konuştu. Sonra Dr. Hoffman'ın arabasına bindi. Muhtemelen şehre gidecekti. Dr. Hoffman'ı buradaki herkes tanıyordu. Carl onun kim olduğunu bilmesede son model arabasını tanıyordu. Okul servisinin geldiğini görünce çalılıklarda bulduğu sopasını gelişi güzel otobüs durağının arkasına attı. Çocuklar tarafından bir sopayla oynadığının görünmesini istemiyordu. O artık büyümüştü.

CihangirWhere stories live. Discover now