Bölüm 1

414 1 1
                                        

Korkuyordum. Sevgilim bana "bunu yapmanı istiyorum" dediğinde ne yapacağımı bilememiştim. Sadece rahibe gibi giyinmeyi kesip biraz çekici olmamı istemişti halbuki. Önceleri dizlerimin altında etekler ve babaanne gömlekleri giyerdim, tam bir vintage... Ama o bunu değiştirdi. Kısa eteklerle, göbeği açık dekolteli bluzlerle ve yüksek topuklu ayakkabılarla. Ve kıpkırmızı bir ruj, bakımlı saçlar, ojeli tırnaklar... Yeni ben bir harikaydı.

Buna o kadar çabuk alışmıştım ki, sanki bunun için doğmuştum. İş yerinde bile çok dikkat çekmeye başlamıştım. Beğenilmek, güzel bulunmak çok güzeldi ancak bazı zamanlar içimde bir huzursuzluk oluyordu. Bunun adını henüz koyamamıştım. Bir kıpırtı vardı sadece, liseli bir kız gibi hissediyordum. Sanki bekarmışım gibi. Alp'le evli olmasak da aynı evde yaşıyorduk. Ve birbirimize olan sadakatimiz ilişkimizi dört yıl boyunca yürütmemizi sağlayan şeydi. Alp'in beni hiç kısıtlamaması onun en sevdiğim özelliklerinden biriydi, hala da öyle. Olabildiğince güzel görünmemi, başarılı olmamı ve mutluluğumu istiyordu. O da işinde çok başarılıydı, bir akademisyendi, bir yazar ve bir şairdi. Ayrıca çok zekiydi. Bazen ne düşündüğümü benden bile iyi biliyordu, beni okumada çok başarılı olduğunu hissediyordum. Sinirli olduğumu benim bile anlamadığım anlarda sinirli olduğumu çözüp "neye kızdın" diye sorardı. Yüz ifadelerimi ve düşünce akışımı bu kadar iyi okuyabilmesi beni korkutuyordu. Çünkü o... O zaman şeyi de anlayabilirdi... Benim bu bekarmış gibi hissedişimi.

Ahhh... Bunu nasıl yaptım bilmiyorum, kendimden çok korkuyordum, onun tepkisinden korkuyordum, ona söyleyip söylememeyi düşünüyordum. Her şey bir bulamaç halini almıştı. O gece, şirkettekilerle çok fazla içtiğimiz, şirketin kâr payının yüzde bilmemkaç arttığı kutlama gecesinde olanlar olmuştu. Bir barda olacaktı, gitmek istemediğimi ona da söylemiştim ama Alp elbette bunun diğerleriyle samimi ilişkiler kurmam için bir fırsat olduğunu söyleyip beni cesaretlendirmişti. Ve yine o hoşa giden kıyafetlerden birini giydim, bu kez biraz daha abartılı halini. Koyu mavi ruj, siyah bir mini elbise. Elbisem üstüme tamamen yapışıyordu. Resmen küçük, dolgun ve Alp'in "limon" diye seslendiği göğüslerim tamamen ortadaydı. Ve ben bile aynaya baktığımda utanırken o mükemmel göründüğümü söylemişti. Altıma da çok yüksek topuklu, rujumla aynı renk bir ayakkabı almıştı ve onları giymemi istedi. Yürürken dolgun kalçalarımın ortaya çıktığını hissediyordum. Bacaklarım ince ve uzundu, ben ince ve uzundum. Beyaz tenli, kumral saçlıydım.

Bara girdiğimde yan masamda oturan iki iş arkadaşımın fiziğimi süzüp içinden bana 'orospu' dediğini tahmin edebiliyordum, çünkü ikisi de pilatese giden ve hala fit bir vücuda sahip olamayan kadınlardı. Biri eşi tarafından aldatılmıştı, öteki de hala erkeklerin ağzının içine düşüyor ve görünüşe göre pek de olumlu geri dönüşler alamıyordu. Ama benim mükemmel bir ilişkim vardı. Onlara bakınca dudaklarım yukarı kıvrıldı, kıskançlıktan çatlıyorlardı ve ben sadece karşılarında piç gibi gülüyordum.

Herkesle tokalaştım, özellikle patronumla ve üstümdekilerle Alp'in bana öğrettiği gibi baş parmakla işaret parmak arasını kenetleyerek tokalaştım. Bu insanın etkileyiciliğini arttırıyordu. Sonra Mert'in yanına oturdum. Onu tebrik ettim. Kâr artışının ardındaki fikir babası oydu ve sağlam bir tebriği hak ediyordu. Ona karşı gerçekten içten duygular besliyordum. O da gülümseyip teşekkür etti. Ancak bir tuhaflık vardı, boğazını temizledi, "Bu arada çok şık olmuşsun." dedi gözlerime bakarak. Sanki gergin gibiydi. Gözleri arada bir göğsümde ya da vücudumda geziniyordu. Bundan rahatsız oluyordum. Yine de ne diyeceğimi bilemiyordum.

"Nasıl gidiyor hayat, hiç görüşemedik yoğunluktan" gibi klişe bir soru sordum.

Tek attı. "Harika. Buse'nin beni terk etmesi dışında" dedi.

Tuhaflığın nedenini anlamıştım sanırım. Mutlu taklidi yapıyordu. Aslında tahammülsüzdü, yorgundu, patronun ricasını kırmamak için buradaydı.

Ben de ona eşlik etmek için elimdeki kadehten bir yudum aldım. Tadı zehir gibi acıydı. Yüzümü buruşturdum. "Ç-çok üzüldüm." dedim.

Güldü. "Bu ne ya, o sadece şarap. Şarap seni çarptı mı az önce?"

"Iıı... Pek alışkın değilim." dedim zoraki bir şekilde gülerek. "Pek içmem de."

"İstersen sana meyve suyu söyleyeyim." Güldü. Garsona eliyle işaret etti. "Garson, bize-"

"Susar mısın," diyerek koluna dokundum. "Seyret şimdi," Tüm kadehi kafama diktim. Boğazımı yakarak geçmişti alkol. Başım dönmeye başladı.

İkinciyi atan Mert çakırkeyif gibiydi, kahkaha attı. "Ooo pekala sert kadın." dizime elini koydu. Tüylerim diken diken oldu. "Çek elini," desem de kabalık olacaktı. Arkadaşımdı ve kötü bir amacı olmadığını biliyordum. Hem de yalnız ve yorgundu... Ve o liseli kız gibi hissetme şeyi vardı bir de. Bacağıma dokunması... Çok rahatlatmıştı bir an için. Devam etmesini istiyordum ancak ona bunu da söyleyemezdim. Her şey ona bağlıydı. İçimden yalvarıyordum. Hatta biraz ileri giderek bacaklarımı hafiften açtım. Karşımızda oturan birkaç adamın ne yaptığımı fark edeceğini düşünüp bundan vazgeçtim sonrasında. Külodumun gözüktüğüne emindim. Hafiften sırıttım.

Mert bacağımdaki elini biraz daha yukarı kaydırıyordu. İnledim. Ancak aniden kendime gelip bileğini kavradım. "Olmaz, bunu yapamayız."

"Çünkü resmi bir ortamdayız. Ama seni buradan götürebilirim."

"Hayır, Mert. Alp ne olacak?"

Mert beni süzdü. Bakışının değdiği her noktam sanki yanıyordu. "Sen arzuları olan genç bir kadınsın, değil mi?" dedi. Ses tonu kalın ve dominanttı, etkileyiciydi. Bir şey beni sanki ona çekiyordu. Kendimi başımla onaylarken buldum. Arzuları olan bir kadındım ben.

Mükemmel ilişkim olsa bile... Yine de bir şeyler eksik gibiydi. Alp mesela, her şeyde olduğu gibi yatakta da sistematikti, mükemmeliyetçiydi. Onun bu hali beni o kadar çok geriyordu ki, onu memnun edebilmek ve beni çok etkilediğini göstermek için fake orgazm yapmaya alıştığımı hissetmiştim. Alp'in yanında hiçbir zaman kendimi bırakıp tamamen arzularıma teslim olduğumu hatırlamıyordum. Ama Mert resmen beni on altı yaşımda yatağımda mastürbasyon yaparken seksin ne kadar büyüleyici olduğuna inandığım ana götürmüştü. Sanki onunla birlikte bir şeyleri yeniden keşfedecektim.

Kalktım ve "Gitmemiz gerek, acil bir işim çıktı ve Mert," duraksadım, "beni eve bırakacak." Mert'e gülümsedim. O da şaşırmıştı ve hayran hayran bana bakıyordu.

Mert'in arabasına bindik, arabada elini yeniden bacağıma attı, bu kez okşarken daha yukarılara çıktı. Kulağıma fısıldıyordu. "Dirty talk sever misin?"

Başımla onayladım. Bunu asla Alp'e söyleyememiştim.

"Orospu," diye fısıldadı.

İnledim.

"Sen nesin?" dedi.

Sustum. Elini amıma attı aniden. Göğüslerim, klitorisim, her yerim aynı anda uyarıldı. "Immmhh... Orospuyum." dedim kısık sesle.

"Aferin kızıma." dedi gülerek. Saçlarımı okşuyordu aynı zamanda. Boynumu, sonra da göğüslerimi... "Bu sadece fragman." diye fısıldadı kulağıma iyice yaklaşıp. Ve geri çekildi. Direksiyona geçti.

"Yaaa!" diye bağırdım.

"Şşşş... Evime gidince seni doyuracağım küçük sürtük." dedi gülerek.

"Evine mi gideceğiz?" Tebessüm ettim.

"Hıhı... Seni hiç bu halde bırakır mıyım?"

You've reached the end of published parts.

⏰ Last updated: Jan 18, 2019 ⏰

Add this story to your Library to get notified about new parts!

Vintage vs Femme FataleStories to obsess over. Discover now