@funkystyles thanks for your permission
Bir süreliğine parmaklarımla masaya hafifçe vurmaya devam ettim, sanki ilginç bir şeyler görecekmişim gibi etafıma bakınıyordum. Bu biraz garip çünkü bunu teklif eden bendim. Bu kızı benimle vakit geçirmesi için zorlayan bendim, şimdiyse hiçbir şey söylemiyordum. Ama umursuyormuş gibi görünmüyordu; beş dakikadır buradaydık ve yaptığı tek şey, pencereden dışarıya bakıp tırnaklarını yemekti.Vaktini harcıyor olmam umrunda değildi. Ya da öyle davranıyordu, bu şekilde saklanmanın en iyisi olduğunu düşünüyor olmalıydı. Daha ne kadar süre bir şey yapmadan öylece oturabilirim bilmiyorum, şimdiden birkaç kez kendimi ona bakar halde buldum, bir şeyler söylemek için ağzımı açtığımda bazı sebeplerden dolayı doğru kelimeleri bulamıyordum. Bir çok sorum vardı ama beynim ve dilim şok etkisiyle engellenmişti. ‘’Siparişler hazır mı?’’ Yukarıya doğru çok iyi tanıdığım bu adamın yüzüne baktım,buraya kaç defa geldiğim göz önünde bulundurulursa, ve bu sefer ne söyleyeceğimi biliyordum. ‘’Bir Capricciosa istiyorum’’ söze başladım ve devam etmeden önce bir kez daha zihnimden Amerika’nın alkol yasalarına sövdüm, ‘’ve bir kola.’’ Joel onayladı, Angel’a dönmeden önce siparişlerimi yazdı ‘’ve hanımefendi için?’’ Aynı anda ona baktım ve onun da bana baktığını gördüğümde şaşırdım, gözleri biraz kısılmıştı. Şu an aklından geçenleri bilmek için yapabileceklerimi isimlendiremiyorum bile. ‘’Sadece bira’’ Joel’e baktı ve ona yanıtlamadığı gergin bir gülümseme yolladı. Joel ona bakmaya devam etti. ‘’Kimliğini görmek zorundayım.’’ Ve ceketine sıkıştırdığı küçük kimliği çıkardığında tekrar şaşırdım. Gerçekten kaç yaşında olduğunu düşünmemiştim, şimdiye kadar 21 yaşından büyük olduğunu biliyordum. Yani sadece benden uzun değildi, benden daha yaşlıydı. Ne ilginç bir gece. Birkaç saniyeliğine küçük kare nesneye baktıktan sonra düşüncelerimi onaylayarak başını salladı. Bu gerçekten ilginç bir geceydi. ‘’Yemek yemeyecek misin?’’ Joel uzaklaşırken sordum, o ise sadece başını salladı, onun yerinde olsam ikisini de yapmazdım.’’Ve’’ başladım ama hala yakınlarımızda olabilir diye tekrar Angel’a dönmeden önce etrafa göz gezdirdim. ‘’Sanırım 21 yaşından daha büyüksün?’’ İki kez göz kırptı,dudaklarında küçük bir gülümseme oluştu.’’Doğru tahmin.’’ ‘’Yani, bu sahte bir kimlik değil?’’ Angel birkaç saniyeliğine gözlerini kapattı, sanırım bu sorumun saçma olduğu anlamına geliyordu. ‘’Eğer bununla gerçek yaşımdan daha genç göründüğümü ima ediyorsan, teşekkürler.’’ Yüzüme geniş bir gülümseme yayıldı, bu resmen benim için kurduğu en uzun cümleydi, ve korkarım böyle de kalacaktı. Ama şimdilik sadece bu küçük gelişmenn keyfini çıkarıyordum. ‘’Gerçek yaşın nedir?’’ Aşağıya ellerine doğru bir bakış atarken dilini üst dudağına doğru yuvarladı, ve tekrar bana baktı. ‘’Bi kız bunu asla söylemez.’’ Gözlerim kısarak ona baktım ve yüzünü inceledim; kimliğini çıkarıp gerçek yaşının 21’den büyük olduğunu açıklamadan önce, aynı yaşta olduğumuzu düşünmüştüm.19’dan bir gün bile büyük görünmüyordu. Reşit bile olmayabilirdi. Şimdi ise doğru cevaptan korkmaya başlamıştım. ‘’Kaç yaşında olduğumu söylersem bu işine yarar mı?’’ Beni izlerken başını yana eğdi. ‘’ Bu sana nasıl yardımcı olacak anlamıyorum.’’ Cevabı biraz kafamı karıştırdı, bununla beraber korkarım olacaklara hazırlıklı olmalıydım. Yaşı hakkında ilk konuşmamızdan önce, biliyordum ki yaşını kolayca söyleyecekti; merak ediyorum acaba her zaman böyle miydi? ‘’Tahmin edebilir miyim?’’ Aptal soru ağzımdan çıkıverdi, ve hiç heyecanlı olmayan suratına baktım. ‘’Tabiki’’ omuz silkti. ‘’Yalan söylemediğini nereden bileceğim?’’ Tekrar omuz silkti, parmağını masanın kenarında gezdirdi.’’Bilemeyeceksin.’’ Kendimi bir korku filmindeymiş ve aynı zamanda kekleniyormuş gibi hissetmeye başlamıştım. ‘’O zaman tahmin etmemin ne anlamı var?’’ ‘’Sen söyle.’’ Şimdi hislerim kuvvetlenmeye başlamıştı; bu kız gerçek miydi? ‘’Sadece merak ediyorum.’’ ‘’Farkettim.’’ dedi Angel ve iç çekişimi duyduğunda dudaklarında halinden memnun bir gülümseme oluştu. Hala beni sinirlendirmeye mi çalışıyor yoksa dalga mı geçiyor bilmiyordum. Gerçi şimdiye kadar olanlara bakarsak ikisi de değildi. ‘’Ben sadece- ‘’ uzun bir tabak ve cam şişedek kolanın masama bırakılmasıyla sözüm kesildi. Birkaç saniyeliğine sadece yemeğe odaklandım ve Joel ‘’keyfine bak’’ dediğinde teşekkür bile etmedim. ‘’Ben sadece-‘’ sözüm bir kez daha Angel tarafından kesildi, yeşil şişedeki Heineken**i bana doğru ittiriyordu. ‘’Ne- yapıyorsun?’’ kekeledim ve şişe bana ulaşmasın diye tüm enerjimi kullandım. ‘’Al hadi.’’ Kelimeleri kulağıma sanki müzik gibi geliyordu. ‘’Ben de kolayı alacağım.’’ Joel’in görüş alanında olmadığını görmek için etrafa bakındım. ‘’Bunu farketmezler mi?’’ odadaki diğer insanları ima ederek sordum. Bununla beraber Joel’de ne cehennemdeyse döndüğünde bunu farkedebilirdi. Tekrar omuz silkti ve bunun benim sorularıma verdiği cevapların bir parçası haline geldiğini düşündüm.’’Kimse senin yaşını bilmiyor.’’ Gözleri kırptım ve kolamı kendisine çekip, pipeti dudaklarına götürene kadar onu izledim. ‘’Peki, sanırım bilmiyorlar,teşekkürler.’’ Utançla konuştuktan sonra nihayet şişeyi aldım; merak ediyorum hissettiğim gibi alkole ihtiyacı olan bir çaresiz gibi mi görünüyordum. İlk başta bu şekilde sipariş vermesinin sebebi bu olmalıydı. ‘’Lafı olmaz.’’ Dedi pipetini şişede hızla çevirirken. ‘’Burasının İrlanda’dan ne kadar farklı olduğunu hayal edebiliyorum.’’ ‘’İrlandalı olduğumu nasıl öğrendin ki?’’ ‘’Aksanın.’’ Tabiki aksanım. ‘’Ve aynı zamanda uzun süredir burda olmadığını varsayıyorum.’’ En uzun cümle kategorisinde yeni rekor. ‘’ Evet sadece birkaç aydır.’’ Onayladı ve kolasından başka bir yudum aldı. ‘’Seni Amerika’nın en tehlikeli şehirlerinden birine getiren nedir?’’ Başka bir rekor; eğer soruları soran ben olsaydım ve cevapları bu kadar uzun olsaydı bu daha ciddi bir ilerleme olurdu, ama bu da iyidir. ‘’Sanırım üniversite’’ Onayladı ve bu defa bakışlarını gözlerimden çekmedi. ‘’Hangi üniversite?’’ ‘’UIC’’** ‘’Uzmanlık alanın hangisi?’’ ‘’Mimarlık.’’ Yavaşça konuştum ve nihayet biramdan bir yudum aldım.’’ Yandal için de İngilizce eğtimi alıyorum.’’ Angel’ın yüzünde etkilenmiş bir ifade oluştu, ama bir saniye sonra yüz ifadesi tekrar sakinleşti, duyarsız, neredeyse ifadesiz bir hal aldı. Peki o zaman. ‘’Ben de o üniversiteye gitmek isterdim.’’ Bu söylediğine hayranlık duymak için bir çok sebebim vardı ama en önemlisi bana kendisiyle ilgili bir bilgi vermiş olmasıydı. ‘’Gerçekten mi? Hangi bölüm?’’ Dudaklarını büzdü, özel bir şey yokmuş gibi baktı ve kolasından bir yudum daha aldı. ‘’Tıp, beyin cerrahisi.’’ Onun bu cevabına neredeyse gülüyordum ama kendimi tutmayı başardım; o kesinlikle beyin cerrahisi okumak isteyen biriymiş gibi bir izlenim bırakmıyordu.Ya da herhangi bir cerrahi. Ya da tıp, bir arada. O muhtemelen şey de iyi olurdu.. Aslında bilmiyorum. ‘’Ciddi misin?’’ muzip bir gülümsemeyle sordum, bana cevap vermedi çünkü cevabı çoktan biliyorduk. ‘’Neden okumadın?’’ Yarı derinlikte bir nefes aldığını farkettim, ve nihayet bana baktığında gözlerindeki eğlenceli ifade gitmişti. ‘’Pizzan soğuyor.’’ Sözleri birkaç kez göz kırpmama neden oldu, nihayet ne demek istediğini farkettim; ve gerçekten, yemeğin kenarlarına dokunduğumda tamamen unutmuştum, neredeyse soğumuştu.Biraz kendimi kaptırmıştım, ve şimdi konuşmayı bırakmasıyla bir çeşit hayal kırıklığına uğramıştım. Bir kızla randevumda memnun olmayacağım şeyler şeyler olacağını asla düşünmezdim. ‘’Peki, bira için teşekkürler.’’ Konunun değişmesiyle oluşan gerginlik artmadan ve tekrar konuşmaya başlamadan önce sözlerimi tekrarladım. ‘’Bunu nasıl telafi edebilirim?’’ Açıkçası, şöyle demesini umuyordum ‘’Bir soru sorabilirsin.’’ ‘’Örneğin soru sormayı kesebilirsin.’’ Tamamen zıt kalmayı başarmıştım. ‘’Peki neden?’’ bir dilim pizzayı ağzıma götürürken sorma cesaretinde bulundum. ‘’Sen benim hakkımda çok şey biliyorsun.’’ Angel gözlerini tekrar kıstı ve dudaklarında başka bir küçük gülümseme farkettim. İlerleme? ‘’Bana ismini bile söylemedin.’’ Kaşlarımı kaldırdım ve bir saniyeliğine çiğnemeyi bıraktım. ‘’Gerçekten mi?’’ Ona ismimi söylediğime yemin edebilirdim, ama düşündüğüm zaman, doğrusu bunu yaptığımı hatırlamıyordum. Başını salladı ve gülümsemesi biraz daha belirginleşti. ‘’Peki o zaman.’’ Bunun doğru karar olduğunu umarak başladım. ‘’ Ben Niall, 19 yaşındayım ve Mullingar’danım. Orası İrlanda’da küçük bir kasaba.’’ Angel onaylamadan önce etrafına bakındı ve sonra tekrar bana baktı. ‘’Güzel.’’ ‘’Oh, hadi ama ‘’ biraz mızmız bir tonla söylendim ve gecenin en büyük gülümsemesini patlattı; üstelik geniş bir gülümseme bile sayılmazdı. ‘’Sadece ismini ve üniversitede ne okumak istediğini biliyorum.’’ ‘’Beni buraya zorla getiren biri için yeterli.’’ Bundan bahsedeceğini biliyordum, ama gözlerindeki eğlenceli görünüm fikrimi değiştirdi,bunun hakkında ciddi değildi.En azından tamamen değildi. ‘’Ve seni cinayet işleyecekken durduran biri için?’’ ister istemez kelimeler ağzımdan çıktı. Kendimi tokatlamamak için kotumu sıkıca kavramam gerekti. Ne tür bir insan böyle bir şey söylerdi ki? Benden bunu duymasındansa bana hiç cevap vermemiş olmasını tercih ederdim. Sanırım artık bunun için çok geç. ‘’Ne var biliyor musun?’’ Angel konuştuğunda, yavaşça ona baktım. Yüz ifadesinin sert bir şekil almasını ve öfkesini yenmek içn kola şişesini sıkıca kavramış olmasını bekliyordum. Ama gözlerim onunkilerle buluştuğunda gözlerinin hiçbir şekilde değişmemiş olması beni şaşırttı. ‘’Yeterince adil.’’ Başını yana eğdi, kollarını çaprazladı ve birkaç saniye için masaya odaklandı. Yüz ifadesinden bana ne söyleyeceğini tahmin etmek için dikkatle onu izliyordum ama ifadesiz yüzü bunu yapmama engel oluyordu. ‘’Şu nasıl, yaşımı tahmin et ve söz veriyorum yalan söylemeyeceğim.’’ Yüzü bu kadar ifadesiz olmasa bile böyle bir şey söyleyeceğini tahmin etmemin imkanı yoktu. ‘’Umm.’’ Kekeledim ve şaka yaptığını veya beni denedeğini anlamak için birkaç kez gözümü kırpıştırdım. Buna rağmen yüzü hiçbir şeyi açığa vurmuyordu, bir şekilde benimle oynamadığını biliyordum. ‘’Pekala.’’ ‘’Güzel.’’ Birkaç saniyeliğine dudaklarını kapattı. ‘’Başla.’’ Yemeğime göz attım. Bu en azından bir dilim bile almadan pizzamı beklettiğim en uzun süreydi. ‘’Peki.’’ Yavaşça bir dilimi ağzıma yaklaştırdım, ‘’kimliğin 21 yaş üstü olduğunu söylüyor.’’ Angel onayladı ve dudaklarında küçük bir tebessüm belirdiğinde rahatladım. Sadece bunun anlamı hakkında düşünebiliyordum. ‘’O zaman 21 ile başlıyorum.’’ Dilimimi ısırırken kaşlarımı kaldırdım, gerçi başını salladığında yutkunmam gerekti. Demekki yaş farkı 2 yıldan fazlaydı. Harika. ‘’Hmm, 22?’’ tekrar sordum ve tekrar başını salladığında kalp atışlarımın biraz arttığını hissettim. Üç yıl, Üç yıldan daha fazlası. ‘’Tamam,eğer otuz yaşında falansan biraz çıldırabilirim.’’ Düşünceler aklımı karıştırırken konuştum. O yirmilerinin sonlarında olan ama ergenler gibi görünen kadınlardan biri miydi? Belli ki öyleydi. Angel’ın gülümsemesi genişledi ama hala ortalamanın yakınlarında bile değildi. ‘’Eğer devam etseydin, dopru tahmin edecektin.’’ Kaşlarımı tekrar kaldırdım ve beni izlerken başını yana eğdi. ‘’23 yaşındayım Niall.’’ ‘’Oh’’ tüm söylediğim buydu, bir süreliğine yere baktım. Yani benden dört yaş büyüktü… Bu fena sayılmaz,sanırım.Bu onunla randevuya çıkabilecekmişim gibi değildi. Düşünceler aklımdan geçerken başımı salladım; onun gibi biriyle buluşmak gibi düşünceler benim için tuhaftı.Onu sadece yarım saattir tanıyordum, belki kırkbeş dakikadır, ve çoktan biliyordum ki biz zıt kutuplardık. O Yin’di ve ben de Yang’dım. ‘’Başka sorun var mı?’’ kaşlarını kaldırdı, gözlerinde eğlendiğine dair bir ifade vardı, iğneleyici olmaya başladığını biliyordum. Bu noktada anlaştığımız için memnundum. ‘’600 kadar, ama sorun değil.’’ Bana sırıttığında pizzamı çiğnemeyi bırakmıştım; ilk defa – ve bunu düşünmekten nefret ediyorum ama bu aynı zamanda son olabilirdi- bana gerçek ve ayrıca gözlerine ulaşan bir gülümseme gönderdi. Bir kızın gülümsemesinin beni bu kadar memnun edeceğini hiç düşünmemiştim. Gerçi hızla gülümsemesi ve bununl beraber gözlerindeki mutluluk gözden kayboldu. Yüzündeki ifade aniden duygusuz bir hal aldı, belki bir parça eğlence hala duruyordu ama eminim aynı zamanda bu da yok olacaktı. ‘’Daha sık gülümsemelisin.’’ Elimde olmadan söyledim; şimdi onun gerçekten mutlu yüz ifadesini görüyordum birkaç saniyeliğine sürmüş olsa bile, tekrar görmek isteyeceğim bir gülüştü. Angel nefesini verdi, sanki söylediklerim tuhafmış gibiydi. ‘’Bunu yapmam için bana daha fazla sebep verilmiş olmalı.’’ Tekrar çiğnememin durmasına sebep oldu, ama bu sefer tamamen farklı bir sebeple. Muhtemelen sinirlerini bozmuş olmalıyım. ‘’Umm.. özür dilerim.’’ Dudakları biraz kıvrılarak büküldüğünde biraz rahatlamış hissettim ve bu gece onuncu kez bana bakarken gözlerini kıstı, yüzümü inceliyordu. ‘’Ne için?’’ ‘’Senin için, gülmek için yeterince sebebin olmadığını hissettiğin için.’’ Bunu söylerken tuhaf hissettim; işte buradayız, Şikagodaki en küçük pizzacıda, kola ve bira içiyoruz, ve koyu bir sohbetteyiz. Bunları yapacağımı iki gün önce söyleselerdi – iki bsaat önce- onlara muhtemelen birinin içeceklerine bir şeyler attığını söylerdim. ‘’Sorun değil.’’ Angel’ın sesi beni düşüncelerimden çıkardı.’’Çokta şikayetçi değilim.’’ Onun sözleri beni tekrar şaşırttı, mekandaki eşyalara sanki bana bunları izah edeceklermiş gibi bakınmaya başladım. Bana fazla gülümsemiyor olmasıyla ilgili bir sorunu olmadığını söylediğinde – tekrar üzgün olduğumu söylemek istedim, ama yüz ifadesindeki bir şey – artık neyse- bana bunu yapmamam gerektiğini söylüyordu. Saatine bakarken, pizzamdan dördüncü dilimi aldım, ve ona bakmaya devam ettim. Birlikte geçirdiğimiz bunca zamanda olağandışı bir şey yapmamıştı ama elimde olmadan onu büyüleyici bulmuştum. Yani kişiliğini. Ve gerçek şu ki kendisinin iki katı bir adamı tekmeleyerek defetmesini izlemiştim. Angel tekrar bana bakarken dudaklarını birbirine bastırmıştı. ‘’Gerçekten şimdi gitmek zorundayım.’’ ‘’Ne?’’ geveledim, ağzım yemekle doluydu, ama o çoktan ayağa kalkmıştı. ‘’Ama bir saat henüz dolmadı.’’ Omuz silkti ve masaya on dolar bıraktı.’’Kola için teşekkürler.’’ ‘’Bekle.’’ Nihayet ağzımdaki bütün yemeği yuttum ve ayağa kalktım, birkaç saniye ayakta öylece birbirimize baktık. ‘’Seni eve bırakmama izin ver.’’ ‘’Hayır, sorun değil.’’ Bana isteksiz gülüşlerinden birini yolladı. ‘’Evimin yolunu biliyorum.’’ Uzaklaşmaya başladığında birkaç kez göz kırptım, arkamı döndüğümde Joel’in tezgahın arkasında olduğunu görünce rahatladım. ‘’Hey Joel, pizzayı paket yapar mısın, yanımda götüreceğim?’’ Başıyla onayladığında,kapının kapandığını duydum ve Angel görüş alanımdan tamamen çıkmadan önce ona yetişmek için çıkışa koştum. Neyseki, dışarı çıktığımda caddeden sadece on metre uzaklaşmıştı. ‘’Bekle.’’ Bir kez daha arkasından yürürken yüksek sesle söylendim, yine de durmadı. ‘’Bence durması gereken sensin.’’ Sözleri yüzümde küçük bir tebessüm oluşturdu, ve başımı salladım; sanki ne kadar inatçı olduğumu farketmemiş gibi. ‘’Durmayacağımı biliyorsun.’’ Gülümsemem belirgin bi hale gelirken işitebileceği bir sesle cevapladım. Angel’ın iç çekmesini duydum ama yavaşlamadı. Hızlı yürüdüğüm için şanslıydım. ‘’Hadi ama.’’ Tekrarladım, ve bu defa onu durdurmak için bileğini kavrarken korkmuyordum. Benimle yüz yüze geldiğinde şaşırdı, ama bunun için bir şey yapmadı. Oldukça eminim benim bir uğur böceği kadar zararlı olduğumu şimdiye kadar anlamıştır. ‘’Beni yalnız bırakmak istemeyen son kişiye ne olduğunu biliyorsun, değil mi?’’ kaşlarını kaldırdı, ama kızgın ya da üzgün olmadığını biliyordum. Belki biraz rahatsız olmuş olabilirdi, ama biliyorum bu bana zarar vermesi için yeterli değildi. ‘’Evet, ama ben kötü bir şey yapmayacağım.’’ Hala onun elini tuttuğumu farketmemişim gibi yaparak konuşmaya devam ettim. ‘’Sadece seni tanımak istiyorum.’’ ‘’Bunun kötü bir şey olmadığını nasıl bilebilirsin?’’ Eğer bu başka bir koyu sohbetin başlangıcıysa, bir biraya daha ihtiyacım olacaktı. ’’Çünkü sen kötü biri değilsin.’’ Gözlerini kırptı ve bir adım yaklaştı. Lanet olsun, şu topukluları giymiyor olsaydı, bu an mükemmel olabilirdi. ‘’Ve bunu nerden biliyorsun?’’ ‘’Bilmiyorum.’’ Göz temasını bozmadan konuştum. ‘’Bu sadece bir his.’’ Angel başıyla onayladı, ama tamamen ikna olmadığını biliyordum. İşte başka bir soru geliyordu. ‘’Peki neden bu kadar umursuyorsun?’’ ‘’Çünkü,’’ omuz silktim ’’ sen farklısın. Senden hoşlandım.’’ Sözlerimin etkisiyle neredeyse bir öncekine benzeyen gözlerine kadar ulaşan bir gülümseme dudaklarında belirdi. ‘’Peki, bana verebileceğin en meşru sebep bu mu?’’ Zorlama bir cevap verip, farkedilebilir bir şekilde başını salladığında, karşılığında sırıttım. ‘’Git ve pizzanı al, kıpırdamayacağım.’’
YOU ARE READING
Intrepid (Niall Horan-Türkçe Çeviri)
Fanfiction"En çok neyden korkarsın?" Çocukça sorum karşısında gülümsedi ve yere baktı. Doğrusu cevabı bulamayacağını ve bütün gece güneş doğana kadar burada kalacağımızı düşündüm. Ama beni şaşırttı, saniyeler içinde o aşık olduğum gülümsemesi ve sevgi dolu yü...
