"Milena."
İçeri koşarak girdiğimde onu salonda yerde otururken buldum, boş kanvaslardan birkaçı yere fırlatılmıştı ve bir boya da eski ahşap parkelere saçılmıştı. Galeri için planladığı son çizimleri ise hâlâ aynı yerde, geniş salonun köşesinde masanın üzerinde dik duruyorlardı. Yanına çöküp dökülmüş boyayı kaldırdım.
"Milena," ellerine doğru uzanmaya çalıştığımda korkunç bir haberin üzerine olduğu yere çöküvermiş gibi duran bedeni kıpırdamadı bile, hafifçe onu sarsmak istediysem de hiç temas etmeden yanına çöktüm, dizlerimin üzerine oturdum.
"Milena, tatlım, sorun nedir?" Bakışları bomboştu, yeni doğan günün ilk ışıkları kırışık koyu perdelerin arasından içeri girmeye çalışıyordu, Milena'nın önceki, belki de ondan da önceki günden kalan yapılmış saçlarının şimdi bozuluvermiş dalgalarına düşüyordu, açık sarı tonlarındaki güzel saçlarına.
Bütün gün aramalarıma cevap vermemişti.
"Milena, anlatmazsan anlayamam. Bir şey mi oldu?" Yüzünü hafifçe kendime çekmeye çalıştığımda minik gülümsemesini gördüm, lakin bu mutlu bir gülümseme değildi.
"Chris ile bitti," diye cevapladı.
Kahkaham boğazımda kilitlendi, lanet olsun, mutluluğum sandığımdan bile fazlaydı.
"Milena!" sanki onu değil de kendimi uyarmak istiyormuşum gibi çıkmıştı sesim. "Kahretsin, üzgünüm, yani, üzüldüm."
"Ya ya, tabii," diye cevapladı, "Müthiş üzülmüş görünüyorsun."
"Pekâlâ," hafifçe geri çekilip bağdaş kurdum, "Chris'ten daha kırmızı bayrak bir herif olmadığını söylemiştin, hatırlıyor musun?"
"Ay ona üzülmüyorum ki," diye döndü bana, "Artık Lauran Sanat Galerisi'ndeki işim bitti demektir, oradan ne biçim para dönüyor sen de biliyorsun, şimdi gidip süpermarketteki işime mi döneceğim yani?"
"Ah, öyle söylesene!" kıkırdadım, "Lanet olsun, Chris yüzünden bitivermişsin sandım." Kendimi silkeledim, "Pekâlâ, benim de sana bir haberim var, bil bakalım kiminle tanıştım?"
"Şu noktadan sonra Lauran Cassandra'nın ta kendisi olsa iyi olur, yoksa sıçtım."
"Oh, bebeğim! Daha iyisi."
Sekiz saat önce
"Lanet olsun, açsana şu telefonu."
İçimden sıkıntılı bir nefes çıkıverdi, ofistekilerin bana dönüp sert sert bakmasına neden olacak kadar.
"Ah, pardon."
Küçükçe gülümsemeye ve tabii yok olmaya çalıştım. Milena telefona hâlâ cevap vermiyordu, iş bitene kadar beklersem meraktan ölüverecektim işte. Eğer şu listeyi erken bitirirsem belki çıkmama izin verirlerdi, lakin buna da inancım çok düşüktü.
Bu randevular hiçbir zaman bitmeyecekti. Bu işte hiçbir yere yükseleceğim falan yoktu, şu 50 yaşındaki İnsan Kaynakları memurunun yerine geçmeyeceksem tabii, gerçi o da bir 30 yıl daha buralarda olacakmış gibi duruyordu.
Ofisin ortasında duran ince duvara asılı geniş ekran TV'de sabahtan beri birbirinden fena haberler dönüyordu, bir kez kanalı değiştirmeyi rica etmiştim ancak motivasyonumu düşürdüğünü kanıtlayan bir rapor falan yazmadığım sürece haberlere dokunmamam gerektiğini söylemişlerdi, yani anlamıyor değildim; her şeyden öte burası da bir kanaldı ama lanet olsun, evinde oturan insanlar her gün 8 saat haber falan izlemiyordu. Özellikle de WF Haber Ajansı kadar sadece kötü haberleri "gerçek haber" ismiyle yayınlayan bir kanalı.
YOU ARE READING
Kadife&Savaş
RomanceBazı adamlar krallıklar inşa eder. Bazı kadınlar ise onları yakar. Aşkın uğruna neleri yakabilirsin?
