last letter, from me, for her

314 64 30
                                    

ah, olivia!
oradaydın; giyinmiş, kuşanmıştın. hep topladığın dalgalı saçlarını özgür bırakmıştın. tanrı biliyor, o gece gözlerimi senden alamamamıştım. ve sen, sendin işte. sarı elbisen içindeydin ve saçlarına yer yer sarı papatyalar takmıştın.

gülümsüyordun, olivia.
ayrılık anlamına gelen o çiçeklere benzeyen sen, gülümsüyordun. tüm gece gülüşün hiç solmadı. beni bulmayı umuyor, bana bakınıyordun. ben oradaydım, olivia. hep, arkandaki gölgeydim. tanrı biliyor, sesimi işittim ama beni göremedin.

koşuyordun, olivia.
o kadar hızlı koşuyordun ki elbisenin bol eteği baldırlarını sarmalamıştı. bir ormanda durdun, olivia. güneş doğuyordu ve sen ağlıyordun. dizlerinin üzerine çöktün. sen, ne de hüzünlü bir güzdün!

ah, olivia.
sen ruhen yaşayandın ama bedenen bir ölüydün. ne bir ifrit, ne de başka bir şeydin. sen sanrılarımda beliren, geçmişten gelmiş o körpecik, o kutsal sevgiliydin. her sabah uyandığımda sağımda seni bulurdum ve bana kimsenin veremediklerini verirdin. olivia, sen o gece gittin gideli ben kimseyi bir daha hiç sevmedim. yemin ederim, senden başkasının adını ağzıma sürmedim. kendi adımı hafızamdan, seninkini sayıklarken kaybettim.

tanrım, olivia, neden gittin!
cenaze töreninden önce, hiç kimsecikler yokken saçlarını tarayıp sarı taç yaprakları iliştiren bendim. benim güzel sevgilim, ne olursun bekle beni, olivia. gökyüzüne, ölüm meleğinden zamansızca çaldığım kanatlarla yükselecek ve sana sarı güllerini getireceğim.

güller sarı olacak olivia ama seni hiç terketmeyeceğim.

You've reached the end of published parts.

⏰ Last updated: Aug 09, 2018 ⏰

Add this story to your Library to get notified about new parts!

yellow roses Where stories live. Discover now