Hemos actualizado nuestras Pautas de Contenido.
Consulta las pautas más recientes para seguir compartiendo historias de forma segura.

1. Episode "İhanetim (I Betrayed)"

239 26 18
                                        

Bazen yalan söylemek zorunda kalırsın. Bilirsin ki sevdiklerini korumanın tek yolu budur. Yalan, karşınızdakini inandırabildiğiniz zaman amacına ulaşır. Muzaffer de yalan söylemek durumunda kalmıştı. Eşine, çocuklarına, dostlarına; kısaca hayatına dahil olan herkesi bu yalana inandırmak zorundaydı. Muzaffer mutsuz bir adamdı, çok sevdiği eşinden ayrılmak istemiyor fakat mutluluğun özlemiyle yanıp tutuşuyordu. Hayat, kader, tesadüf. Pek çok insanın yaşamını alt üst eden bir kaza... Bunların hepsi gerçekti. Nefise ile Muzaffer'in hayatı da, acı gerçeklerin trajik kesişmesiyle birleşmişti. Artık "sır" iki kişinindi ve gerçeğin her zaman ortaya çıkmak gibi bir huyu vardı. Bir uçak, sırlarıyla birlikte okyanusun derinliklerine gömüldü. Artık suyun üzerinde sadece yalanlar yüzüyordu.

Nefise gece olmuş yine habersiz bir şekilde çıkmıştı evden gidiyordu her gece gittiği yere gelmişti yine bir mezar başına. Taşına sarılmış toprağını kokluyor yüzünü toprağa yaslayıp konuşuyordu. Muzaffer diyemiyordu iğreniyordu ama tek çaresi bu mezarlıktı tek yoldaşı Muzaffer'in mezarlığıydı. Muzaffer'in yaptığı ihanete karşı geliyordu yine bu mezarlığa...

Yarım bıraktığı kadının hikayesi...

Merhaba yüreğim, merhaba eksik parçam, merhaba can parçam...

Yine mi sen be kadın diyeceksin belki. Evet, yine ben. Döndüm dolaştım yine sana geldim. Kızma bu defa kanayan yaralarımdan, parçalanmış yüreğimden bahsetmeyeceğim. İhanetini de anlatmayacağım sana. Sadece seninle üç beş kelimede olsa konuşmak istedim. Nasılsın can özüm? Mutlu musun onunla? Bana güldüğün gibi mi gülüyorsun ona da? Kızma hemen ne diyeyim ki başka sana. Şimdi kalkıp özledim desem yarıda bırakıp gidersin. Sen alışkınsın bir şeyleri yarım bırakmaya zaten. Bakma öyle kaşlarını çatıp yalan mı? Alışkın değil misin yarım bırakıp gitmelere? Beni de yarım bırakmadın mı zaten? Bakma öyle kapatıyorum konuyu bilirim sevmezsin eski defterleri açmayı.

Aslında sana anlatacaklarım vardı benim. Bugün yolda giderken yanımdan bir adam geçti. Tam nefes alırken geçti, içime çektiğim nefesi kustum adeta. Sen kokuyordu o adam. Adama öyle kızdım ki o kokuyu nasıl senin gibi sıkmış, nasıl senin gibi kokar diye. Daha doğrusu kızmaya da vakit bulamadan yere düştüm. İçim acıdı be sevdiğim. O kokuyla kapandı dediğim bütün yaralarım açılıp kanamaya başladı. Yüreğimde yangınlar başladı. Neyin var kızım iyi misin diyen teyzeye, ne oldu kızım başın mı döndü deyip koluma giren amcaya yanıyorum, cayır cayır yanıyorum diyemedim. Hastaneye götürelim mi seni dediklerin de hayır diyebildim sadece. Doktor çare olmaz ki benim yarama diyemedim. Unutmuştum sevdiğim seni. Unutmuştum... Nereden bilebilirdim ki bir kokunun beni alt üst edeceğini. Kabuk bağladı iyileşiyor artık dediğim yaralarımı kanatacağını, kanatmakla kalmayıp bir bıçakla delik deşik edeceğini... Muzaffer bak bu sözümü sakın ciddiye alma tamam mı? Ben seni çok seviyordum. Keşke o kadınla seni görmeseydim keşke bu kara toprak altında değil de evde kızımızın yanında olsaydın. Çok özledi her gün seni soruyor; Diyemiyorum ki baban başka kadınla gönül eğlendirip layığını buldu kara toprağa kavuştu. Ne yalan şöyleyim her şeye rağmen özledim. Evde yokluğun o kadar belli oluyor ki? Kaç zaman oldu tam 3 yıl burada seninle sohbet ediyorum. Ama sen hep susuyorsun konuşmuyorsun bile ben konuşup ben cevaplıyorum. Şimdi dersin bu kadın deli diye inan ki deli değilim. Sadece yaramı senin toprağa kusmak o kadar iyi geliyor ki ama çok kısa sadece sabaha kadar saat kaç şuan gece dört buçuk yarım saat sonra gün aydınlacak ben yine yaralarım acısını çekicem. Neyse benden bugünlük bu kadar evde bekleyen bir kızım bir kocam var. Görüşürüz can özüm görüşürüz ihanetim şimdiden günaydın sana...

Nefise son sözlerini söyleyip ayağa kalkar. Üzerinde olan toprakları çırpar, saçlarını kulağın arkasına çekikten sonra durur bir şey unuttuğunu sanar öylece düşünür sonra aklına dank eder.

Pardon ya su, sulamadım seni az kalsın unutuyordum. Ben bu sıcağa dayanamıyorum. Sen nasıl dayanacaksın deme? Sonra kızımız çantamdaki su şişesi görünce demesin "Anne babamı sulamadın mı?" değil mi?

Sözlerin söyledikten sonra suyun kapağını açar hafif dizlerinin üzerine eğilir. Eğildikten sonra arkasından biri yavaşça yaklaşır ses vermeden sessiz bir şekilde gelir. Önce 3 yıl boyunca başına gelip dertleşen kadına sonra kendi mezarına bakar. Herkesin bildiği Muzaffer KARAMANER o kara toprak altında değil de capcanlı eski karısının arkasındaydı. Tam 3 tam 3 yıl boyunca sadece Nefise'yi kendi mezarında görüyordu. Nefise suyu döktükten sonra kapatıp bir kez mezarlığa bakar sonra suyu çantasına atar. Yavaşça arkasına döner siyah penyeli bir adamın göğsüne çarpar.

İlk başta bağırır korkudan arka arkaya gidecekken Muzaffer'in ellerini belinde hisseder. Nefise zaten kötüydü sadece yarım saatlik bir iyi hisseder gibi oluyordu. Gözlerini yavaşça açtığında karşısında Muzaffer'i görür.. Öylece baktıktan sonra kısık yorgun sesiyle

"Muzaffer" deyip susar. Nefise'nin yüreğindeki çığlık çığlığa, kan revan içinde kanayan yarasına bakıyordu. Tam karşısında öyle birbirlerine bakıyordu. 3 yıl önce temas edilen bel boşluğu ve kokusu birisi için özlem diğerinde için ise kan oluyordu.. Nefise bugün buraya bir adamın kokusu benzediği için onu anlatıp kusmak için geldiği günde eski kocası ihanetini karşısında görüyordu. Capcanlı karşısındaydı hiçbir şey diyemiyordu.

Muzaffer Nefise'nin düşmesin diye tuttuğu bel boşluğunu daha fazla kendine çekip yüzünü yüzüne yaslayıp kokusunu çektikten sonra birkaç dakikanın ardından Nefise'nin kulağına " İhanetin karşında Nefise'm şimdi yüzüme kus boş bir mezarlığa değil..."

01 Nolu SırHistorias para obsesionarse. Descúbrelo ahora