Taehyung, Jungkook, Hoseok ile tüm gün gezmemize rağmen hala dinçte olmam hayret verici. Onları eve gönderip biraz daha gezmeyi düşündüm. Metrobüs'ün kalkmaya başladığını fark ettiğimde hemen koştum. Nefessiz kalırken herkesin 'bunun amacı ne?' diye kastettiği bakışlarla ulaşmıştım. Kapının kapanmasıyla kendimi içeri attım. O neydi öyle? Kolumla alnımı silip kapıdan uzaklaştım. Kolidora doğru ilerlemeye çalışıyordum ama malesef kalabalıktan kıpırdayamıyordum bile. Kendimi cama yaslayıp telefonumu çıkardım. Bugün Taehyung'un yeni tanıştığı çocuğu beklemiştik ama gelmemişti. Bizde normal günlerde ki gibi gezdik tozduk. Aradığımızda bir işi olduğunu söyledi. Çocuk resmen bizi ekmişti. Söylediğine göre yakışıklıymış, sertmiş, umursamazmış falan filan. Kakaotalk'a girip gelen iki mesaja baktım. İkiside Hoseok'dan neredesin gibi mesajlardı. Metrobüsteyim yazıp gönderdim. Hala bitmek bilmeyen yolculuğuma karşı beynim çalışıyordu. Aklıma gelen fikirle Taehyung'a mesaj attım. Bizi eken çocuğun numarasını istedim. Anında cevap gelirken hafifçe sırıttım. Kiminle konuşuyordu acaba?
Numarasını kakaotalk'ta aratıp profilini bulduğumda mesaj butonunda bir kaç dakika bekledim. Ne yazacaktım ki adama? Bizi ektiğini hatırladıkça aklıma gelen fikirler, müthiş. Hızla parmaklarım devreye girdi. Onca gelen fikirlere layık güzel bir 'merhaba' yazıp gönderdim. Ne bekliyordum? Telefonun ekranını kapatıp bir kaç dakika nefes almayı diledim. Yanımdaki yaşlı teyzelerin azabından kurtulup hızlı bir şekilde küçük kollarını aştım. Yeni ortama göz gezdirdiğimde gözlerim uyuyakalan çocuğa takıldı. Tanrım...
En son küçük bir kızın uyumasını kusursuz bulmuştum. Fakat bu dil dökülemez. Beyaz, pürüzsüz teni öyle bir hoştu ki. Gözlerim dakikalardır onun üzerindeydi. Kafası sallanmaya başladığında gözleri aralandı. Onun siyah boncukları iyice aralandığıdında fark edemediğim bir şekilde dudaklarım havalanmıştı. Gözleri elinde kulaklık takılı olan telefonuna kaydığında kafasını kaldırmadan telefonunu yüzünün hizasında kaldırdı. Gülüşüm iyice artarken ne yaptığımın farkında değildim. Aptal gibi kendi kendime gülüyordum. Elindeki telefona kaşları çatık bir şekilde bakıyordu. Kaşlarının çatılması bile mükemmel oluyordu ya kendime acıdım. Mükemmelik sadece yüz tipiyle değil sarı saçlarıyla, kılık kıyafetiyle nasıl bir şey gördüm ben? Düşüncelerimden ayrılmayı başartırabilen telefon titreşimi ile kafamı eğdim. Ekranda gönderdiğim mesajın cevap bulması ile heyecanlanıp mesajı açtım. Mesajı görür görmez yüzüm düşmüştü. 'Kimsin?' nedir? Aynı dilden konuşuyoruz, aynı arkadaşım seninde arkadaşın bu ne kabalık? Yani bir 'merhaba' dilemiştim. Kafamdakini hemen butona döktüm. 'Bu ne kabalık?' diye yazmıştım. Cevap olarak ise bir şey beklemiyordum hatta engel bile umut ediyordum. Cidden çok sert olduğunu tek kelimesinden anladım. Dahası? Bu kaba çocukla konuşmayı kesip karşımda ki mükemmeliğe baktım. Telefonun içine girecekmiş gibi eğilmişti. Bu sırada sadece parlak ve dolgun, yumuşak görünümlü saçlarını görebiliyordum. Aklıma düşen soruyla küçük bir hayal kırıklığı yaşadım. Sevgilisi var mıydı? Varsa oğlan şanslıydı veya kız. Gözlerim bir süreliğine siyah tişörtünün açık bıraktığı boynunda, ensesinde takılı kaldı. Bu nasıl bir beyazlık? Bu nasıl bir kusursuzluk? Tanrım metrobüsteyiz lütfen yaptırma... Bu nasıl iştir ya? Daha yeni gördüğüm bir çocuğun ensesinden mi tahrik oluyordum? Bunun bir açıklaması olmadığı için hemen gözlerimi kaçırdım. Şimdi hiç sırası değildi. Telefonuma gelen mesajla hemen bakışlarımı telefona verdim. Bu kez 'numaramı nereden buldun?' diye yazmıştı. Ben özür bekliyordum. Peki. Kimden bulacağım canım tabikisi Taehyung'dan. Şimdi mesaj yazmayacağım. Çünkü zor durumdayım hemen şu durağa varmak için can atıyordum. Kafamı kaldırıp sarı saçlı çocuğa döndüğümde toparlandığını fark ettim. Kaçıncı durakta ineceğine bakmak için cama doğru biraz eğildim. Benim durağım olduğunu görünce yüzüme koca bir gülümseme yerleştirdim. Aklıma tanışma vesveseleri dönüp dolaşırken bunun biraz olsun imkanı olacağı'da vardı. Bir çarpışma veya takip etme gibi. Yada en sadesinden omzuna dokunup adını soracağım. Sonra konudan konu açılacak ve biz birbirimizi az olsun tanıyacağız. Belki numarasını alırdım. Ama sevgilisi olduğunu nasıl soracağım? Onu sorarsam kesinlikle beni benim kafamdaki gibi anlardı. Hıza düşüncelerimden soyunup onu takip ettim. Burnuma loş bir koku doldururken bunun kaynağının önümdeki varlıktan anladım. Kokusunu üç adım sonra alırken önümdeki kalabalık yüzünden de kokudan mahrum kalıyordum. Hızla onları aşıp metrobüsten inen sarı saçlı çocuğu takip ettim. Önce elindeki telefonu cebine atıp hızlı adımlarla karşıya geçti. Kafamdakiler tartarak onu takip ediyordum. Tanışmalıydım, çünkü o çok mükemmeldi. Bir süre yavaş adımlarla sanki yolda yürüyen normal biriymiş gibi onu takip ettim. Çok tanıdık gelen sokaklardan geçerken anında jeton düşmüştü. Burası benim sokağımın arkasıydı. Demek ki buralarda bir yerlerde oturuyordu. Adımlarını ben evimin yanındaki binaya çevirdiğinde Taehyung ve Jungkook'un evi olduğunu fark ettiğimde derin bir şok geçirdim. Ama bu şok bir kaç saniye sürmüştü. Sarı saçlı çocuk binaya girmişti. Kaçırmamak için hemen koşup Taehyung'un numarasını tuşladım. Kapı açıldığında koşarak asansöre yetiştim.Tam kapanmak üzere olduğunu fark ettiğimde kolumu uzatıp aralığı büyülttüm. Aynaya yaslanmış bir şekilde bana bakıyordu. Aklıma beni metrobüste fark ettiği aklıma geldiğinde kısa bir göz attım. Ama bu sadece göz göze gelmemizi sağlamıştı. Tanrım nasıl bir bakıştır o? Sert ve hafif. Bakışları terlemememi sağlarken hızla binip birazcık uzağında dikildim. Kenardaki aynalardan kafasını eğdiğini gördüğümde pür dikkat onu izleyeme başladım. İyiki 7. katta oturuyorlardı. Bu ilk defa işime gelmişti. Ama o nerede inecekti. Üzerinde siyah tişört altındaki siyah kot ne kadar sade olsada onun üzerinde harika durmuştu. Ne zaman 5. kata geldiğimizi bilmediğim için biraz sıkıntı basmıştı. Hala inmemişti. Bir üst katta kapı açıldı. Gözlerim ineceğini düşündüğünden onunlaydı. O ise tam inerken hiç beklemedeğim bir şey yapıp gözlerini gözlerimle buluşturdu. Umursamaz gibi baksada benim anlamlarım başkaydı. Bu bakış en mükemmeliydi. Kafamı eğip gülümserken kapı kapandı. Ama ben hala gülümsüyordum. Bu neyin etkisi? Bir kat daha çıktığımda durağıma ulaştım. Kapı aralandığında koşarak kapıyı tıklamaya başladım. Kapı pat diye birden açılınca sinirlenmiş bir Hoseok ile karşılaştım.
