-Yıl 1998-
Minik çocuk, sıkı bir şekilde kapattığı elleriyle caddede koşturarak ilerlerken aniden önüne çıkan bisikletle irkilerek geriye sendeledi. Bisiklet, tiz bir fren sesiyle durduğunda ne zaman kapattığını bilmediği gözlerinden birini açarak ona baktı ufak olan. Kendinden büyük olanın bedenini gördüğünde yüzünde kocaman bir gülümsemeyle ona doğru yaklaştı.
''Gege!''
''Oh Yixing, seni korkuttuysam üzgünüm.'' Mahçup olmuş bir şekilde ensesini kaşıyarak direksiyondaki ellerini çekti, dik bir biçimde oturdu. Yixing kafasını iki yana sallayarak avuç içlerini açtı. Rengarenk, değişik şekillerdeki bisiklet süslerini gördüğünde Yifan ister istemez şaşırmıştı. Uzun zamandır bunları almak için para biriktirmeye çalışıyordu, ancak bu parayı abur cubura yatırıyor, onları da sürekli Yixing'le birlikte eski kereste fabrikasının bahçesinde yiyorlardı. Yol biraz uzaktı, ama iki çocuk da bundan şikâyetçi değildi. Birbirleriyle geçirdiği her dakika ikisi için de çikolatalı pastadan daha değerliydi. Ki özellikle Yixing, çikolata pasta için her şeyi yapabilecek bir çocuktu.
''Bunlar senin için, Yifan-ge. Birlikte takalım mı?'' Eğilerek ellerindeki süsleri yere bıraktı, birini alarak bisikletin ön tekerindeki demirlerden birine taktı. Beklentiyle uzun olana baktığında, Yifan kendine gelerek yanına çömeldi ve ona yardım etmeye başladı.
''Xing, bunları nereden buldun?''
''Evden...''
''Ama bunlar pahalı olanları. Gerçekten, evden mi buldun?'' Yifan şüpheyle sorduğunda Yixing yavaşça başını salladı.
''Evet, mutfak masasının üstündeydi.'' Bir süre sessiz kaldıktan sonra dürüstçe cevaplamıştı Yixing. ''Babam getirmiş. Ama annem ona bağırdı ve bir daha eve gelmemesini, saçma sapan hediyelere ihtiyacımız olmadığını söyledi. ''
''Baban verdiği için mi kendi bisikletine takmıyorsun?''
''Ben, babamı seviyorum. Onu özledim. Annemle babamın kavga etmesini istemiyorum. Sonra hep annem ağlıyor. İlacını içiyor ve uyuyor. Ben bunu istemiyorum... Kendime takmadım çünkü sen istediğini ancak alamadığını söylemiştin. Ayrıca büyük olan tüm çocuklarda var, ben de bunları s-sana getirdim.'' Utangaç bir şekilde konuştuktan sonra yüzünü saklayarak süsleri yerleştirmeye devam etti. Yifan gülümsedi, yüzünün pembe olduğunu ve bu yüzden gizlediğini biliyordu. Yixing çok tatlıydı, çilek aromalı lolipoptan çok daha tatlı.
''Bak, çok güzel oldu.'' Yixing mutlu bir sesle konuştuktan sonra doğruldu, farkında olmadan dizlerini toz yapmıştı. Silkelemek için uzandığında Yifan ondan önce davranmış, tozu birkaç hafif vuruşta yok etmişti. Ardından küçük olanın gözlerine giren uzun kıvırcık saçlarını yüzünden uzaklaştırdı.
''Haydi gel, eve birlikte dönelim.''
''Ama ben bisikletle gelmedim gege.''
''Olsun, ben ikimizi de taşıyacak kadar güçlüyüm.'' Göğsünü kabartan tavuk taklidi yaparak söylediğinde ikisi de kıkırdamıştı. Ardından Yifan önünü patpatladı, hala taşımakta zorluk çekeceği kadar ağır olduğunu söyleyerek kaza yapacaklarını iddia eden ufaklığı dinlemeyerek kolundan çekti. Kucaklayarak önündeki demire oturttuktan sonra, iki yanından kollarını uzatıp direksiyona tutundu, pedalı çevirdi. Bisiklet gittikçe hızlandı, iki çocuk konuşarak gülüşürken yoldan geçen insanlar onlara gülümseyerek bakıyordu.
Ve Yifan, ilk defa o zaman Yixing'i şakacı bir tavırla azarladı. Çünkü Yixing, düşündüğünden çok daha hafifti. Eğer bu kadar hafif olmasaydı eve daha geç dönebilirlerdi.
