TORTU
HAYALLERİNİ GERÇEKLEŞTİRMEK İÇİN YARATILDIN.SENİ DURDURMALARINA SAKIN İZİN VERME.
Sen herkes değilsin.Sen bu dünyanın bir parçasısın.Tekbaşına bir bireysin ve çoközelsin.Yaratıldın ve senden yaşaman istenildi.O halde yaşa.Herkes olmaya çalışma başkalarının kriterlerine göre yaşama.İki anahtar kelime hayatı boyunca unutma HAYAL ET ve İNAN... Üniversite en büyük hayalimizdi.Neredeyse her dakikamız her sohbetimiz üniversite hayallerimizden başka bir şey değildi.İnanırsak yapardık.Peki nasıl yapacaktık?Hayatlarımız yolunda gitmezken, çevremizde ki insanlar bize inanmazken, ailelerimiz bizden emin değilken, en önemlisi de yapabilmek için elimizde maddi manevi hiçbir şeyimiz yokken gerçekten mümkün müydü?İşte bu sorulara bizde cevap bulamıyorduk. Bizde hayal etmekle başladık.Biz inanmazsak bize hiç kimse inanmazdı.O günlerde en büyük zevkimiz çocuklarla vakit geçirmekti.Çünkü onlar dünyanın en saf ,en temiz,en güzel yaratılanlarıydı.Hayallerin en güzelini onlardan dinlerdik.Kimi astronot olurdu , kimi yanar dağları söndürür , kimileri şeker tarlalarında oyunlar oynarlardı.Bizlerde onların ablaları , öğretmenleriydik.Bir de kitap okurduk.Kitaplar bizim hem yalnızlığımızın ortağı,hem hayallerimizin kaynağıydı.Bazen bize nasıl başaracağımızı , bazen hayalimizde aşık olduğumuz adamları anlatırdı.Belki de yaşamak istediğimiz hayatları okurduk.Lise zamanlarımız da her öğrenci gibi okulu pek sevmezdik.Günler gelip geçici dostluğumuz bakiydi.Dünyaya göre küçük bize göre büyük gelen zor günler yaşamıştık yaşamaya da devam ediyorduk.İşte bu da bizim hikayemiz...
Ela aramıza lise üçüncü sınıfta katıldı.Zor bir hayatın içinden çıkıp yeni hayat kurmak için gelmişti.Ailesini bir arada tutamamış olmanın acısını yaşarken bir de yeni geldiği şehre okula kendini tanıtma yaşamın bir ucundan tutmanın zorluğuyla mücadele ediyordu. Belki de insan için en zor karar anne ve babası arasında seçim yapmak zorunda kalmasıydı.Baba evlat için arkasını yasladığı büyük bir dağ ,anne ise ağaçlar gibi oksijen kaynağıydı.Biri olmazsa insan eksik kalıyordu. Ela ilk annesinden ayrı kalmak zorunda kalmıştı.Babasına tutunarak yaşamaya çalışırken evinde huzur kalmamıştı.Ev de yaşayan kişiler dedesi babası ve diğerleri Ela'yı görmezden geliyorlardı.Evin içinde yaşayan bir hayalet misaliydi.Gördüklerinde ise tam anlamıyla işkence saatleriydi. Ela görülmek mi yoksa görülmemek mi daha iyiydi buna cevap ararken gözyaşı dökmekten yorulmuştu.Uykudan dövülerek uyandırılmak , özgürlük aradığı sokaklardan bin işkence ile ev denilen cehennemine döndürülmenin , anne diye uykudan ağlayarak uyanmanın verdiği acıyla mücadele etmek zorundaydı.Evde bulamadığı huzuru sevgiyi sokaklarda, ait olmadığı kalplerde aramaya başlamıştı.Sevgiyi bulduğu kalp onun evi, sığınağı, gözyaşını dökebileceği bir omuz olacağı düşüncesine sığınmıştı.Ela gerçek olmadığını bildiği bir kalbe sığındı.
Ela artık huzuru Meriç'in kalbinde, gözlerinde, omzunda bulmuştu. Meriç'le Ela'nın kaderi ortak gibiydi.Meriç'te ailesinde aradıklarını bulamıyordu.Ela onun yalnızlığının ortağı , sırdaşı ,sevgilisiydi.Ela'nın gülmeyen yüzü gülmeye başlamıştı.Meriç Ela'nın kanayan yaralarına yara bandı oluyordu ama yaraları öylesine kanıyordu ki tam olarak kapanmıyordu.Acımaya kanamaya devam ediyordu. Ela'nın Meriç'ten farkı ise çok güçlü bir yüreğe sahip olmasıydı.Meriç Ela kadar güçlü değildi.Meriç sokaklarda , alkol masalarında hayatını harcarken Ela'nın sığınağını da yıktığından habersiz karanlığa doğru yürüyordu.Ela da karanlığa sürüklenirken artık korkmaya başlamıştı.Karanlık değil bir umut , bir ışık bulmak istiyordu.Gerçekten adalet varsa neden Ela içinde işlemiyordu?İşte Ela sürekli bunu kendine soruyordu. Meriç sürüklendiği karanlık içinde sevgiyi harcamış.Başka kollarda Ela'yı unutmaya başlamıştı , çıkmaz sokaklara giriyordu.Ela'nın sığındığı liman artık yangın yeriydi.Acısına bir yenisi daha eklenmişti. Ela için ne yaşamanın ne de sevginin bir anlamı kalmamıştı.Meriç'te Ela'yı yalnızlığa bırakmıştı.Ela için evdeki işkenceler bitmek tükenmek bilmiyordu.Vücudunda söndürülen sigaralar bile canını daha az acıtır olmuştu.Bir de evde kendisini tek seven ninesinin Ela'nın kollarında son nefesini vermesi ölüm acısını da yaşatmıştı. Ela'nın babası da kendine yeni bir hayat arkadaşı bulmuştu.Ela'nın yaşadıklarına rağmen buna daha fazla üzülmüştü.Evde annesinin yerine gelmiş bir kadını nasıl kabul edebilirdi.Babası Ela'yı yaşarken öldürüyordu.Ela artık ne o şehirde nefes alabilirdi ne de o evde yaşamaya devam edebilirdi. Ela canı acısa da babasının yanından ayrılmak istediğine karar vermişti.Annesinin yanına giderek yeni bir hayata yeni bir şehirde başlayacaktı.Bu sonunu göremediği bir yola yürümek gibiydi.Hiç bilmediği bir hayat ve yabancısı olduğu bir şehir de kaybolup gidecek miydi yoksa hayatına devam mı edecekti?Ela'nı korkuları vardı.Ama güçlüydü.
Ve artık şehirden ayrılma vakti gelmişti.Ela son bir kez ardına döndü yaşadığı yere baktı bir de gideceği yola baktı.İçinde heyecan,mutluluk , üzüntü, korku hepsini yaşıyordu.Otobüse bindi.Yol boyunca düşündü durdu.Ela düşündü yolun sonunda annesi vardı.Düştüğünde onu kaldıracaktı.Karanlık gecelerine ışık olacaktı.Her zorluğun üstesinden gelebilirdi.Yeni hayat için yaşama vaktigelmişti.Ve bu düşüncelerle yorgunla uyudu. Gözlerini açtığında gün ışığını, güneşi gördü.Ve otobüsten indi.Derin bir nefes aldı.Rüzgarı teninde hissetti.Aldığı nefes hem boğazını yaktı hem rahatlattı.İşte o an annesine sarılıp kokusunu en derinden içine çekme vakti gelmişti.Koştu ve sarıldı.Kokusunu, anne demeyi öylesine özlemişti ki gözyaşlarına hakim olamıyordu.Annesi de karşılaştığı hayatın zorluklarıyla savaşmış ve hayata tutunmaya çalışıyordu.Kendi için ve evlatları için yaşamalıydı. Ela ve annesi evin yolunu tuttular.Kısa bir süre sonra yeni evindeydi.Yabancı olduğu bir evde ve şehirde artık nefes alacaktı.Hayat için yeni hayalleri vardı.Karanlıktan çıktığını düşünüyordu.Ela için artık bir umut ışığı vardı. Fakat bu hayatta çok kolay olmayacaktı.Yeni doğmuş bir çocuk gibi her şeye en baştan başlayacaktı.Dağlarla çevrili bir şehirden çıkmış huzur veren sonsuz maviliği olan deniz olan bir şehirdeydi.Masmavi gökyüzüne ve yabancısı olduğu yaklaşmaya korktuğu denize baktı.Hayallere daldı gitti.Yaralarını iyileştirebileceğini düşünüyordu.Okuluna artık burada devam edecekti.Ela yeni okulunun, arkadaşlarının nasıl olacağı düşüncesindeydi.Ama Ela insanlara kendini sevdirebilecek bir yapıya sahipti.Gülümsedi ve yapabilirim dedi.Artık yeni bembeyaz sayfalara yeni hayaller yazmak istiyordu. O büyük an gelmişti.Okulunun sarı renkli açık olan kapısından girmişti.Yeni okulu denizin karşısındaydı.Bu Ela'yı daha fazla hayallere sürüklemişti.Korktuğu o deniz anlam veremediği bir huzur veriyordu.Sonsuz maviliği içini rahatlatıyordu. Artık sınıfının kapısının önündeydi.Biraz gerildi ve sınıftan içeriye girdi.Boş olan yeni sırasına oturdu.Heyecanla yeni arkadaşlarıyla tanışmak istiyordu.Bir saat sonunda ne yazık ki Ela'nın beklediği olmadı.Çünkü sınıf arkadaşları kendi gruplarını kurmuş ve yeni birini kabullenmemişlerdi. Ela biraz düşündü ve çevresini süzmeye başladı acaba kiminle tanışabilirim arkadaş olabilirim diye.Ela insanları bakarak anlayabiliyordu.Biraz sonra ilk sırada oturan iki kişiyi gözüne kestirdi ve sıcak hissetti.Evet bunlarla tanışabilirim dedi.Ela o gün yalnız değildi.Sınıfa yeni gelmiş başka kişilerde vardı.Onlarda Ela gibi uzaklardan gelmişlerdi. Sırasından kalktı ve ön sıraya yaklaştı ve "Merhaba" dedi.İşte bu Ela'nın yaptığı küçük adım büyük dostluğun başlangıcıydı.Yeni dostları olacağını bilmeden selam verdi.Ve tanıştılar.Defne ve Elif yeni arkadaşlarıydı.Ela Defne'ye baktı ama anlam veremediği bir sessizliği vardı.İlerde bu sessiz kızı çok iyi tanıyacaktı.Elif ise sınıfın en sevilen öğrencisi ve ailesi için yaşayan masumiyet müzesiydi. Birbirlerine kendilerini tanıtmaya başlamışlardı.Ela insanları çok düşünen düşünceli kişiliğiyle yeni gelen diğer arkadaşlarını da yanlarını getirdi.Duru babasının işi sebebiyle,Ilgın ise ailesinin kararıyla gelmişti,Melek'te babasının işi sebebiyle gelmişti.Ela, Duru, Ilgın, Melek artık sınıfın yeni üyeleriydi.Diğerleri ise onları istemiyordu sevmemiş ve tanımaya çalışmamışlardı.Ela bu duruma üzülüyordu.Ela , Defne ve Melek çok iyi arkadaş olmaya başlamışlardı. Melek adının hakkını veriyordu.Sınıfın yeni Şirine'siydi.Ailesine, gelenek göreneklerine bağlı renkli bir karaktere sahipti.Melek rengarenk hayaller kuran küçük mutluluklardan sevinebilen biriydi..Ela Meleği sevmişti ama onun bu kişiliği Ela'ya basit geliyordu.Melek için mutluluk ailesi ve aşık olmaktı. Defne sıkıntılarını anlatamayan içinde yaşayan ama büyük hayaller kuran bir kişiliği vardı.Ela onu da çok sevmişti.Ama bu sessizlik Ela'yı sinirlendiriyordu.Üç farklı karakter sahibi insan artık çok yakın dost olmuşlardı.Tabi hayat toz pembe değildi.Can yakmaya devam ediyordu.Ela annesinin yanında da zor günler geçiriyordu.Aradığı huzur bu evde de yoktu.Huzuru annesinin kollarında arıyordu.Ama annesi de Ela'yı üzüyordu.Sarılmak istediğinde annesini de ulaşamıyordu.Evde rahatsız olduğu bir kalabalık hakimdi.
Defne hayatı kitaplar da yaşardı.Kitapta bazen baş karakter, kimi zaman aşık bir kadın,kimi zaman ise dostane bir insana bürünüyordu.Üzüldüğün de kitaptaki dostlarından güç buluyordu.Defne'nin en büyük hazinesi kitaplarıydı.Defne tam anlamıyla hayatı kitaplarda , huzuru denizde,sevgiyi ailesinde buluyordu.Deniz vazgeçemediği tutkusuydu.Robinson Cruso gibiydi.Sessiz sakinliğinin altında deli hayalleri vardı.Okyanusları aşmak , dünyayı keşfetmek en güzel hayalleriydi. Ama Defne'nin de hayatı kolay değildi.Ailesinin çevresinde huzur vermeyen akrabaları vardı.Defne bu insanlara kin doluydu.Bu insanlardan hesap sormayı canlarını yakmayı kafaya koymuştu.Ailesinin gözünden dökülen her gözyaşının intikamını almalıydı.Ve ilerde hem ailesine hem kendine çok güzel bir hayat sunmayı hedef etmişti.
Aşk mı?Defne o sıralar kimseye söyleyemediği, gelmeyeceğine emin olduğu birini bekliyordu.İmkansızlığın içinde ki imkanı arıyordu.
Levent Defne'nin ilk çocukluk aşkıydı.Defne bir umut, gün gelirde yollarımız kesişir hayaliyle kalbinin kapılarını kapatmıştı.Bu aşktan dostları bile habersizdi. Defne Levent'e 4.sınıfta ilk okul sıralarında iken çocukluğun en saf haliyle sevmişti.Bir denizin sonsuz maviliğinde bir de Levent'in düşüncesiyle kaybolup gidiyordu. Hayat zordu.Ama bu üç arkadaş birbirlerine sığınak olmuşlardı.Birlikte hayal kurdular.Ağladılar,güldüler,heyecanlandılar, hayat darbe vurmaya devam ederken artık birbirlerinde huzuru bulabiliyorlardı.Üç farklı insanın nasıl olurda bu kadar iyi arkadaş olurlar? İşte bu sorunun bir cevabı yoktu.Ama bir kelime bunu anlatıyordu.Dostluk.
Birbirlerine kardeş demişlerdi. "Üç Silahşörler"di artık.
Kardeş dediğin candı, acıya ortak ,mutluluğa mutluluk katandı.Meleğin mutlu olmak için bir sebebe zaten ihtiyacı yoktu.Melek kendi kendine de mutlu olabiliyordu.Onun bu mutluluğu çevresindekilere yansıyor mutlu edebiliyordu. Zaman akıp giderken arkadaşlıkları güzelleşiyordu.Ela hayatı iyisiyle kötüsüyle dolu yaşamayı seviyordu.Defne için huzur hayatta değil kitaplarda , Melek ise mutluluk sadece gülümsemek,
Ela ise bir çocuk gülünce dünya da gülümser gibi düşüncelere sahiplerdi.Hayatı birbirlerine böyle sevdirmişlerdi.Üç farklı yaşantıyı birbirlerine karışmış bir bütün oluşturmuşlardı.Ela'da ki şeytan tüyü denilen şey hocaları tarafından da çok sevilmesini sağlamıştı.Bu durum kimi zaman sınıfın diğer üyelerini rahatsız ediyordu.Ela'nın zayıf yanlarını söz konusu etmeleri zaman içinde sarsılmasına sebep oluyordu.Ellerinin titremesi onun kendini zayıf görmesine neden oluyordu.
Duru çılgın, marjinal bir kişiliğe sahipti.Ela'nın dikkatini çekiyordu.Üç kardeşin yanı sıra çokta güzel arkadaşları olmuştu.Artık hem büyüme hem çocuklaşma zamanıydı.Lise 3. sınıfta Çocuk Gelişimi ve Eğitimi bölümünü okuyorlardı.Hocaları staj zamanı geldiğini bildirdiklerinde korktular ama çokta heyecanlanıp mutlu oldular. Ela için yaralarını çocukların içinde çocuklaşarak kapatmak güzel olacaktı.Melek zaten çocuklar için masallardan fırlamış Alis gibi güzel bir dünya sunacaktı çocuklara , rengarenk şekerden yapılmış evler,hayallerle dolu bir dünya.Defne okuduğu okulunda aşık olduğu ilkokul sıralarında aynı mekanda staj yapacaktı. Defne kendi hayal dünyasını okyanuslarda çıktığı yolculukları ,keşfettiği adaları sunacaktı.Çocuklarla adeta çocukluğunu tekrar yaşayacaktı.Çocuklar artık üç arkadaşın en güzel uğraşı olmuştu.Bazen baş etmek zordu.Ama yaptıkları işi çok sevdiler, hayata en masum yerinden tutundular.Çocuklardan hayallerini dinlediler.Şarkılar öğrenip öğrettiler.Oyun oynadılar.Masallar okudular.Oyun hamurundan şirin kuleler inşa ettiler.Ela çocuklarla mutlu oldu ama acıları devam ediyordu.Annesine ulaşamamak,baba özlemi çekmek,ellerinin titremesi vs...
Defne'nin aynı evde yaşadığı ninesinin hastalanması elinden bir şey gelmemesi, ailesinin acı günlerine şahit olması derinden sarsıyordu.Hayat bazen en masum temiz kalmış yanını sunarken, en acımasız tarafını sunmayı da ihmal etmiyordu.Melek için hayat güzeldi ama o da kimi zamanlar aşkın verdiği acıyla karşılaşıyordu.Ela ne kadar güçlü olsa da kendine olan inancını kaybettiği vakitleri oluyordu.Bu vakitlerde Melek ve Defne onu yeniden güçlendiriyor inandırıyorlardı.
Çocuklar artık üç arkadaşın en güzel uğraşı olmuştu.Bazen baş etmek zordu.Ama yaptıkları işi çok sevdiler, hayata en masum yerinden tutundular. Ela ve Defne hissedercesine Meleği uyarıyor bir gün Mehmet'in Melek'in canın yakacağını söylüyorlardı.Melek öyle çok sevmişti ki dinlemiyordu.Mehmet'le gelecek kurmak istiyordu.Ela aşka olan inancını yitirdiği için sahte kalplerde yalnızca vakit geçiriyordu.Defne ise beklemekten vazgeçmiyordu.Oysa ki Levent'in hayatında başka bir kalbin olduğunu duyuyor ve biliyordu.Belki bir gün deyip iç geçiriyordu. Melek , Ela ve Defne'nin en sevdikleri şeylerden biri de hayallerini anlatmaktı.Ne kadar acı çekiyorlarsa o kadar da hayal kuruyorlardı.Üçü de okuyacak , aşık olacak, sevdikleri işleri yapacak, dünyayı dolaşacak ama hiç kopmayacaklardı.Okul bitse de onlar ayrılmayacak hayallerini beraber gerçekleştireceklerdi.Hep bunları hayal ederlerdi. Hepsinin kendi düşleri de vardı.Ela'nın anne ve baba özlemi bir gün bitecek.Elleri iyileşecek.Güzel bir mesleği olacak yapamazsın diyen herkesin karşına geçecek ben yaptım diyecek dimdik duracaktı.Bir zamanlarda işkence çektiği baba evine dönecek 'baba kızın okudu bak adam oldu" diyecekti.Annesine sımsıkı sarılacak bir daha bırakmayacaktı.
Defne üniversite okuyacak hayal ettiği dünyayı yaşacaktı o yıllarda aşık olacak , tüm etkinliklere katılacak, kardeşlerinin yerini almayacak fakat yeni arkadaşları olacak onlarla her yere gidecekti.Okulunu bitirecek ailesine acı çektirenlerin karşına dikilecek "siz inanmadınız ama ben başardım" diyecekti.Ailesine ev alacak onların isteklerini yerine getirecek.Kızınızla gurur duyabilirsiniz yaptım diyecekti.Kendi iş yerini açacak kreş açacak her gününü çocuklara adayacaktı.
Melek çok sevecek dünyaya sevginin gücünü anlatacak.Tüm dünyası aşkı , ailesi ve çocukları olacaktı.Melek bunları hayal ederken hayal kırıklığı yaşacaktı.Meleğin babası onun kahramanıydı.Onu üzmeyi hiç istemezdi.Babası Mehmet'le bir geleceği olamayacağını henüz bunun için çok erken olduğunu anlatmıştı.Melek hiç istemeyerek bunları Mehmet'e anlatmak zorunda kalmıştı.Mehmet'ten bir gün bir hayatları olabilmesi için onu beklemesini istemişti.Mehmet Melek kadar iyi olmayı becerememiş ve Meleği yarıyolda bırakmıştı.Öyle ki Melek kadar sevgisi kuvvetli değildi.Ne yazık ki Ela ve Defne haklı çıkmışlardı.Meleği yalnız bırakmadılar.Acısına ortak oldular.Bir gün gelecek dökülen gözyaşları bitecek birlikte bu günlerini hatırlayıp güleceklerine inandılar.İnandılar çünkü herkes yapamazsın derken onlar yapacaklarına vazgeçmeyeceklerine dair hayata yemin etmişlerdi.Bu dedikleri olabilirdi ama önlerinde önce geçmeleri gereken bir üniversite sınavı vardı.Bu sınavı kazanmalı üniversite okumalıydılar.Artık kendilerini odakladıkları en büyük konu buydu.Başarabilmek için gecelerini gündüzlerine katıyorlardı.Belki de aynı şehirde okuyabilecek ve aynı evde kalacak olabilmenin verdiği hayalle hırslanıyorlardı.Kimi zaman inançlarını yitirebiliyorlardı.Ama dostluk imdada yetişiyordu.Düştükleri yerden kaldırıyordu. Mücadeleleri hiç kolay olmuyordu.
Defne hem ninesine üzülüyor hem hayata tutunmaya çalışıyordu.Ela'nın yaraları kapanmak bilmiyordu.Melek ise ailesinin dediklerini yapmaktan kendini düşünmeyi ihmal ediyordu.Umudun gücü dostluk,çocuklar ve üniversite olmuştu. Ela için çocuklara faydalı olmakta kolay olmuyordu.Elleri buna engel oluyordu.Defne yoruluyor neyle baş edeceğini bilmiyordu.Evde ninesi acı çekiyor sınava çalışamıyor,bir yandan çocuklara vakit ayırıyor, bir yandan okuluna gidiyor, ek derslere yetişmeye çalışıyordu.Bu maraton koşturmaca yıpratıyordu.Ama yine kitap okuyor güçleniyor ve devam ediyordu.Meleğin hayal kurmasına izin yoktu.Ailesinin istediği hayatı yaşamalıydı. Defne'nin çok güzel yetenekleri vardı.Hikayeler yazabiliyor, resimlerinde yeni hayatlar yarabiliyordu.Ama hayat ne hikayelerinin herkes tarafından okunmasına ne de resimlerinin galeri duvarlarında yer almasına izin veriyordu.
Ve ölüm...Defne ninesinin beyin ölümü gerçekleştiği haberiyle olduğu yere yığılıp kalmıştı.O gün adeta bir daha gün doğmayacak , kuşlar ötmeyecek, mutlu olamayacakmış gibi hissetti.İlk kez bu acıyı tatmıştı.Ölüm onun için çok yabancı bir kelimeydi.Sevdiği herkesi hiç ölmeyecekmiş gibi düşünürdü.Daha önce bu acıyı hiç yaşamadı.Öyle ki bir parçasını kaybettiğini hissetti.Bu nasıl bir eksiklikti.Anlam veremiyordu.O gün sabaha kadar uyumadı.Ve sabah güneş doğuyordi.Neden güneş doğuyordu hayat neden devam ediyordu ve bu yokluğa nasıl alışacaktı?Bunları düşünürken yan odadan hafif bir ses duydu."Ağabey birşey oluyor" duyduğu buydu ve halasının sesiydi.Defnenin babası içeriye girdi ve artık hiç nefes almadığını kalbinin de atmayı bıraktığını anladı.Annesini kaybetmesiyle iki kelime dudaklarında çıktı."Onu kaybettik".Herkes o an ne hissedeceğini bilemezken Defne çığlık attı .Ve annesinin kollarında yere yığılıp hıçkırarak ağlamaya başladı.Gidemezdi hayır bunu kabul edemezdi.Onu toprağın soğuk kollarına teslim edemezdi.Kısa bir süre içinde evde inanılmaz bir kalabalık olmuştu.Defne'nin pekte sevmediği akrabaları cenaze için gelmişlerdi. Ve işte o an kefen giydirilip toprağa götürme vakti.Defne'nin ağlamaktan gözpınarları kurumuştu.Annesi ve babası mezarlıkta olduğu yere yığılıp kaldılar.Defne kendi acısını bırakıp onlarla ilgilenmeye başladı.Annesi oracıkta acıya dayanamayıp bayılmasıyla gözlerini hastanede açtı ve başucunda Defne duruyordu.Evlerine dönüklerinde artık evde bir kişi yoktu.Ertesi gün ve Defne'nin doğum günü.Geçirdiği en kötü doğum günüydü.Nasıl artık doğum gününe sevinecekti.O günü nasıl unutacaktı ki? Defne hiç unutmadı ama yaşamak zorundaydı.Gücünü toparladı ve yeniden ayağa kalktı.Melek ve Ela vardı.Onlar omzunda ağlayabileceği insanlardı.Kardeşleriydi. Nihayet bir sene bitmiş.Lise son sınıfa geçmişlerdi.Artık hayallerine daha fazla yaklaşmışlardı.Üniversite sınavını kazanmalıydılar.Okul tarafından bir gezi düzenlendiğini öğrendiler.Gezi Çocuk Esirgeme kurumu ve Huzur Evine yapılacaktı.Çok sevinip heyecanlandılar.Üç kardeş için de güzel bir hayat deneyimi olacağı düşüncesindeydiler.Hediyelerini hazırladılar.Gezi vakti...Yola çıkarken mutluydular.Eğlendiler güldüler yol boyunca.Nihayet kısa bir süre sonra ulaştılar.Çocuk Esirgeme kurumunun kapısında durdular.İçerde neyle karşılaşacak nasıl bir yer göreceklerdi?Orası hayata eksik başlamış çocukların kaldığı bir yerdi.Kimi yetim , kimi öksüz, kimi kimsesiz.... Kapıdan içeri girmeleriyle büyük bir sarsıntı yaşadılar.Henüz 4 yaşında bir çocuk.Kapı her açıldığında "Annem geldi" diyerek kapıya koşuyordu. Bu manzara karşısında büyük bir üzüntü yaşadılar. Ama gözyaşlarını saklamak zorunda kaldılar.Artık bu anı bir ömür unutmayacaklardı.Orada bir süre çocuklarla vakit geçirdiler.Hocaları onları bir odaya getirdi.O oda da bebekler vardı.Doğardoğmaz buraya getirilmişlerdi.Anne kokusu ne bilmeyeceklerdi.Baba kelimesine anlam veremeyeceklerdi.Anne sütünü, sarılmanın ve anne demenin nasıl bir şey olduğunu bilmeyeceklerdi. Defne, Melek, Ela sarsılmaya devam ediyorlardı.Büyük acılar yaşamışlardı ama anne ve baba diyebilmiş onları tanıyabilmiş olmanın bile ne kadar büyük bir lütuf olduğunu düşündüler. Tekrar yola çıktılar.Lakin artık iyi değillerdi.Gördüklerini unutamayacaklardı.Bu kez yolculuk Huzur Evine.Yol boyunca adeta dilleri tutulmuş ne konuşabiliyor ne de ağlayabiliyorlardı.Öylece sustular.Bir süre sonra Huzur Evinin önüne gelmişlerdi.Defne için burası çok özel bir yerdi.Kısa bir süre önce kaybettiği ninesini henüz unutmamıştı.İçeriye girdiler ve onlarla buluşup hikayelerini dinlediler.Kimini evlatları oraya bırakmıştı.Kimini hayat yalnız bırakıp oraya mahkum etmişti.Birgülümsediler bir üzüldüler.Defne gözyaşlarını tutamıyordu.Ellerini öptüler.Hediyelerini teslim edip oradan ayrıldılar.Unutulmaz bir gün yaşamışlardı.Çok etkilendiler.O gün karar verdiler.Hayallerine bir yenisini daha eklediler.İlerde o çocuklar için çalışacak tüm sevgilerini onlara vereceklerdi.Ailelerinin yerini dolduramazlardı ama bir parça faydalarıdokunabilirdi.Hatta ilerde belki evlat edinebileceklerini düşündüler. Gelecek hayalleri vardı.Daha fazla çalışmalıydılar.Acılardan güçlenirmiş yainsan.Başaran insanların hayatlarını okuyorlar.Artık daha fazla inanıyorlardı.Üçüde ayrılmayı istemezken farklı şehirlerde üniversite hayali kuruyorlardı.Ela Eskişehir, Defne İzmir, Melek aynı şehirde kalmayı istiyorlardı. Çevrelerinde ki insanlar onlara inanmıyor yapamazsınız diyorlardı.Ela'nın tedavileri bitmek bilmiyor elleri iyileşmiyordu.Artık korkuyordu.Sınava az bir süre kalmıştı.Bir yandan da son seneleriydi.En güzel şekilde hatırlamalı ve yaşamalıydılar.Ellerinden geldiğince bunun için uğraştılar.Her anlarını fotoğraflar ve videolarla hatırlamak için kayıt altına almaya başladılar.
Ela babasını özlüyor ve sınav günü yanında olmasını istiyordu.Baba bir kere yanımda ol diye yalvarıyordu.Bir yıkıcı haber daha artık babasının ikinci eşinden yeni çocukları dünyaya gelmişti.Ela üzülerek yine de yanında olmasını çok istedi.Veişte mart ayı geldi.Sınav günü geldiçattı.O sabah üçü de erkenden sınav yerlerinin yolunu tuttular. Ela sınava buruk olarak girdi.Babası yanında olmamıştı.Sınava girdiler ve ellerinden geleni yaptılar.koca bir hayat sadece birkaç saate sığdırılmış bu sınav yollarının belirleyicisi olacaktı.Bunu kabul etmek istemiyorlardı. O kadar çaba boşa gitmemeli bir ömre birkaç saat nasıl karar verebilirdi? Artık bekleme zamanı sonuçlara çıklanacak hayatlarını değiştirecek yollar belli olacaktı.Bir hafta heyecanlabeklediler.Ama umut etmekten vazgeçmediler. İşte açıklanıyor.Heyecanlarıbekledikleri sonuçlar tam anlamıyla bir yıkımdı.Ela başaramamış, Defne veMelek'te istedikleri kadar puan alamamışlardı.Kabullenmek hiç kolayolmadı.Hayatları için zor kararlar almak zorunda ya da hayatın verdiğini yaşamak zorundaydılar. Ela için çok büyük bir yıkım oldu.Hayalleri yıkılmıştı.Artık ne olacak gelecek kaygısı sarmıştı.Defne'ye de aldığı puan ne istediği üniversiteye ne de okumak istediği bölüme yetmiyordu.Melek ise bu şehir de yaşamaya mahkumdu.Ailesi başka şehre gitmesine izin vermiyorlardı.Melek diğerleri kadar inatçı güçlü olmadığı için ailesinin sunduğu hayatı kabul ediyordu. Bir süre bu yıkımı atlatmakla uğraştılar.Dostluklarıyla ayakta durabiliyorlardı.Amayapamazsınız diyen insanların bakışları sınavın sonucundan daha fazla canyakıyordu.Artık hayatlarına başka yollar bulmak zorunda olduklarınıbiliyorlardı.Ayrılık vakti gelmeden önce son günlerinde hiç ayrılmadılar. Ama güzel olan bir şey varsa mezuniyetleriydi.Ogece çok eğlenmek beraber olmak ve çok güzel olmak istiyorlardı.Mezuniyet için bir hafta önceden hazırlıklarına başladılar.Lacivert cüppe giyecek kep takacak o an geldiğinde hayalini kurdukları kepleri dertlerini o gece fırlatırcasına havaya atacaklardı.Mezun olacak artık çocuk gelişiminden ustalık belgelerinialacaklardı.Gururla diplomalarını öğretmenlerinden teslim alacaklardı.lisebitecekti.Artık ayakları üzerinde duran birer birey olma zamanıydı. Ama bu güzel hayallere rağmen eksik ve buruklardı.Sınav kötü geçmiş ve okulda beraber geçirdikleri vakitleri özleyeceklerdi.Hayalleri suya düşmüştü. Mezuniyet sabahı akşama kadar hazırlıklarını yaptılar.En güzel kıyafetlerinigiydiler.Saçlarını yaptılar.Artık geceye hazırdılar.Deniz kenarında olan mezuniyetin yapılacağı mekana geldiler.Ve gece başlasın... Öncelikle yemekler dağıtıldı.Bir güzel doyduktan sonra okulu müdürü ve birkaç öğretmenleri konuşmalarını yaptılar.Görevlendirilmiş olan öğretmenleri sırayla isimlerini okudu.Yanına çağırdı ve öğrencilere belgelerini teslim ettiler. Kep atma zamanı.Melek , Ela, Defne yan yana ellerinde kepleri heyecanla atmayıbekliyorlar.O an kalpleri yerinden çıkacakmış gibi atıyordu.Öğretmenlerininkomutuyla müzik başladı.Büyük bir sevinçle kepleri fırlattılar.Öyle bir şölendi ki hayatlarının güzel günü olarak ilerde hatırlayacaklardı.Kepler havada uçuşuyor , yağmur tanesi gibi yere düşüyor , müzik çalıyor ,havai fişekler patlıyor , yerden kepleri alıp tekrar alıp fırlatıyorlardı.Müzikle deli gibi eğlenmek için dans ettiler.Saat mekan hayat kavramı adeta o gece yokolmuştu.Defne, Melek, Ela hiç durmadan saatlerce dans edip müziğin ve gecenin koynuna kendilerini bırakmışlardı.O gece böyle geçti. Evlerine döndüklerinde tatlı yorgunlukla güzel bir uykuya daldılar.Birkaç gün sonra üniversite tercihleribaşlamıştı.Defne istemeyerekte olsa o sene tercih yapmaya karar verdi.Melek ve Ela o sene gidememiş bir sonra ki sene sınava tekrar hazırlanmaya kararvermişlerdi.Defne tekrar başlamak istemediği için gitmeyi tercih etti.Melek ve Ela'dan ayrılacağına üzülüyordu ama onlar kardeşti görüşmeye devamedeceklerdi.Defne tercihini yaptı ve gideceği şehri sonuçları beklemeye başladı. Ela için günleri zorlaşacaktı çünkü hem sınavı kazanamamış hem elleri iyileşmemiş hem de annesinin ona olan inancını azalmıştı.Yapamamış olmasını sürekli dile getirmesi Ela için problemli günlerinin yeniden başlamasına sebep olmuştu.Artık evin yükünü üstlenmek hem de tekrar sınava hazırlanmak zorundaydı.Çevresinde kazanıp giden arkadaşlarının olmasına da hem seviniyor hem üzülüyordu. Defne Kastamonu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümünü kazanmıştı.Yeni bir başlangıç yapacağı için seviniyordu ama istemediği bir şehirde istemediği bir bölümde okuyacaktı. Melek ve Ela'da Defne'nin gitmesine üzülüyorlardı.Mesafeler dostluklarına engeldeğildi.Defne arkadaşlarına sımsıkı sarıldı.Artık gitme vakti gelmişti. Defne"Gitmek mi daha zor yoksa kalmak mı?" olduğunudüşünüyordu.Ailesinden, arkadaşlarından, dostlarından ilk kez çok uzak kalacağına üzülüyor gözyaşını durduramıyordu.Yeniden başlamak kolay olmayacağını biliyordu. Uzun saatlerden sonra Kastamonu'ya varmıştı.Artık huzur bulacağı masmavi denizi göremiyordu.Birazgerildi ve içi ürperdi.Kalacak olduğu öğrenci yurdunun yolunu tuttu.Yurdavardığında kalacağı odasını gösterdiler.Defne artık buraya uyuyacak burada nefes alacak yeni insanlarla tanışacaktı.Acaba onları sevebilecek miydi?Odaya girdiğinde sekiz tane yatak olduğunu gördü.Yedi yeni arkadaş...Defne o gün yenioda arkadaşlarıyla tanıştı.Ama içinde tuhaf bir his vardı.Sanki nefes alamıyor kalbi sıkışıyor duvarlar üstüne geliyordu.Daha ilk günden kaçıp gitmekistedi.Dostlarını ve ailesini özlemişti.İlk ayrılıktı ve kolay olmuyordu. Melek ve Ela için hayat Hatay(İskenderun)'da devam ediyordu.Defne ertesi gün okulunun yolunu tutmuştu.İstemediği hayalinde olmayan bir üniversitedeydi.Okulunkapısından girdiğine birçok büyük Fakülte ile karşılaştı ve kendi Fakültesinin önüne geldi.İlk ders sınıfına girdi çok büyük bir amfinin sıralarınaoturuyordu.Yeni sınıf arkadaşlarına baktı.Burada kendine dost bulamayacağınınfarkındaydı.Melek ve Ela'nın yokluğunu hissedebiliyordu. Üniversite de arkadaşlıkların gerçek olduğuna inanmıyordu.Ya yapmacık , ya çıkar için, ya da okul bitene kadar olduğunu düşünüyordu.Ela artık neredeyse her gün daha fazlaüzülüyordu.Annesinin Ela'ya davranışları değişmişti.Ela evin yükünün ve gidememiş olma yükünün altında eziliyordu.Melek artık eve mahkumdu.Çalışacakevine katkıda bulunacaktı.Hayat güzel yanını hep esirgiyordu.Ne aileden, ne aşktan , ne de geleceklerinden bir türlü yüzlerinin güldürmesine izin yoktu. Defne yeni hayatında yaşayamıyor çok zor geliyordu.Günleri ağlayarak geçiyordu.Neokulunu ne arkadaşlarını ne de oda arkadaşlarına alışamıyordu.Neredeyse her gün Ela ve Melek'le konuşuyor.Dertleşiyor ağlıyorlardı.Defne uzakta olsa da huzuru dostlarından başka kimsede bulamıyordu.LeventDefne'nin kapanmayan yarası yıllar geçmiş onu unutamamıştı.Aslında çokta uzağında değildi. Levent de o sene Samsun On Dokuz Mayıs Üniversitesini kazanmıştı.Ama Levent'in kalbi başkasına aitti.Artık vazgeçmeye karar verdi.Lakin bir tesadüf sonucu Levent 'in sevdiği kız olan Selin'le tanışmıştı.Selin'insuçu yoktu.Nerde bilebilirdi Defne'nin Levent'i yıllardır beklediğini.Bir süre sonra öğrendikleri Defne'yi Levent'ten vazgeçirecekti. Levent'in Selin'i arkadaşıyla aldattığını ve farklı insanlarla bir kaç kez aldattığını öğrendiğinde böyle bir insana aşık olamazdı.Artık vazgeçme zamanının geldiğini anladı ve Melek, Ela'nın da yalnız bırakmamış olmasıyla vazgeçti.Bir gün gerçek aşkı bulacağı inancı ile hayatına devam etti. Ela'da memleketinde yeni girdiği ortamda yeni bir gençle tanışmıştı.Nereden bilebilirdi ki o gencin Ela'yı derinden yaralayacağını.Tuna artık Ela'nın hayatınagirmişti.Ela Tuna'ya aşık değildi.Diğerleri gibi vakit geçirebileceğinisanıyordu.Tuna öyle ki Ela'yı kendine bağlıyordu.Ela babasına hasret iken Tunaonun bu hasretine merhem oluyordu. Melek ise iş bulmuş çalışıyor evine de katkıda bulunak için mücadeleveriyordu.Melek'te yeni bir gençle tanışmış gönlünü Miraç'a vermişti.Miraçvatan görevini yapıyordu.Melek ise artık hem çalışacak hem de Miraç'ın dönmesini bekleyecekti. Defne Kastamonu'da nefes almak için saatlerini sokaklarda gezinerekgeçiriyordu.Hava'da ki soğuk Defne'yi insanlar kadar üşütmüyordu.Uykular haramolmuştu.Ağlayarak uyanıyordu geceleri.Oda arkadaşlarını pek sevmiyordu.Amazamanının bir kısmını onlarla geçiriyordu gezmelere sinemaya vb.. yerlere giderek alışmaya çalışıyordu.Ne fayda!Mümkün olmuyordu.İşteyılbaşı.Memleketinden ayrı ilk yılbaşı gecesi olacaktı.O gece sekiz arkadaş yılbaşına sokakta girmeye karar verdiler.Yılbaşıydı ve hiç yağmadığı karyağıyordu.Defne bu durumdan oldukça memnun kalıyordu.Kar görmeden yaşadığı şehirde büyümüştü.Belki de Defne'nin talihiydi o sene dört yıllık karın yağdığını söylemişlerdi.Önce küçük tatlı bir pastaneye oturup pastalarını yedikten sonra sokağa çıkma vakti gelmişti.Saatlerce çocuklar gibieğlendiler.Saat 00.00 gösterirken Kastamonu meydanında yeni yılagirmişlerdi.Defne mutluydu çok eğlendi ama buruktu iç geçiriyordu.Ela ve Meleği özlüyordu. Artık kendine yeni uğraşlar bulmaya karar vermişti.Yeniden kitaplarına kapandı.Boşvakitlerinde kitap okuyor, yeni filmler keşfediyor,ve Kastamonu'da küçük gezilere çıkıyordu.Okul hiç iyi gitmiyor sınavları çok kötü geçiyordu.Defneartık daha fazla nefret eder olmuştu.Okulu bırakıp yeniden denemeye kararverdi.Doğruluğuna emin değildi ama bu şehirde yaşayamıyordu.Ailesi bu kararına önce çok kızdılar ama sonra izin verdiler.Defne bir dönemi bitirecek orada sonra tekrar sınava girecek ve okuldan kaydını sildirecekti. Melek asker yolu bekliyor.Ela Tuna'ya aşık oluyordu.Tuna artık sıradan bir insandeğildi.Öyle ki yanlış ne doğru ne bilmeden taparcasına gönlünü Tuna'yavermişti.Tuna Ela'yı sevgisine öyle bir inandırmıştı ki artık dünya bir yanaTuna bir yanaydı.Ela yeniden sınava hazırlanıyordu.Evinde bulamadığı huzuru Tuna'nın omzunda bulabiliyordu.Tuna'nın ailesi Ela'yı istememiş ailesinin durumundan dolayı küçümsemişlerdi.Ela buna çok üzülüyordu.Ama vazgeçemezdi.Tuna'ya büyük bir bağla bağlanmıştı.Hiç kimsede bulamadığını Tuna'dabulabiliyordu.Ela aşktan ve gelecekten korkardı.Tuna ile korkularına yürüyordu ve bu durumdan şikayeti yoktu.Defne için memleketine dönüş vakti gelmişti.Birdönem bitmiş okuldan kaydını sildirmişti.Memleketine döndü ve Defne , Ela ,Melek yeniden beraberlerdi.Yine hayal kuruyorlardı.
Ela'yı hayata bağlayan hayalleri ve Tuna'ydı.Her saniyesinde Tuna'yı düşünüyordu.Ela'nın annesi de Tuna'yı sevmemişti.Ela'nın onla olmasına karşı çıkıyordu.Ela annesini de dinlemez olmuştu.Tuna olmadan hayatın anlamıyoktu.Ela üniversiteyi kazanacak Tuna ile beraber yaşacaklardı.Bu hayallerle yaşar olmuştu. Melek ve Defne Tuna ile tanıştıklarında onu sevebilmişlerdi.Kardeşlerine sahipçıkması ve Ela'nın mutlu olduğunu görmek onlara yetiyordu. Melek asker yolu beklerken hep bir korku ile yaşıyordu.Miraç içinendişeleniyordu.Askerliğini bitirmesini ve kavuşacağı günü dört gözlebekliyordu.Defne aşka inancını yitirmiş yalnızlığıyla dost olmuştu. Gerçek aşklar sadece filmlerde,kitaplarda,masallarda yaşanıyordu.Gerçek aşk eski zamanlardakalmış.Artık aşklar sahteydi.Defne inanmıyor sadece hayalleri ve ailesi içinuğraşıyordu.Tuna artık bir yerlerden açık vermeye başlamıştı.Bunu fark eden Melek ve Defne Ela'yı uyarmaya başlamışlardı.Tuna kardeşlerinin canınıyakacaktı.Ne kadar uğraştı ise vazgeçirememişlerdi.Gözü adeta kör olmuş Tuna'dan başkasını duyamıyordu.Tuna ile hatalara sürükleniyor vegöremiyordu.Tuna'ya hayatını bağışlamıştı.Tuna onun sevgilisi değildi sadece Ela'nın tabiriyle taptığı,baba olarak gördüğü kişiydi.Engin o sıralar Tuna'nın en yakın arkadaşıydı.Engin Ela'yı uyarmaya başlamış uzaklaşmasınısöylemişti.Ela bunu neden söylediğini hiç düşünmemiş.Melek ve Defne'yi dinlemediği gibi Engin' ide duymazdan gelmişti.Belli ki Engin'in de bir bildiğivardı.Ela ile Defne'nin ortak yönleri kafalarını dikine gitmeyi , uyarıları dikkate almamaları ve başlarına gelenlerden sonra akıllarının başınagelmesiydi.Kim ne derse desin duymuyorlardı.Belki de ilerde bu yönleri onlara hayallerini kazandıracaktı.
YOU ARE READING
TORTU
General FictionGERÇEK ARKADAŞLIĞIN HİKAYESİ... TÜM İMKANSIZLIKLARA RAĞMEN VAZGEÇMEYENELERİN HİKAYESİ... GÖKYÜZÜ GÖRÜNDÜĞÜ KADAR UZAK DEĞİLDİ, YALNIZCA BİR ÇİFT KANAT GEREKLİYDİ.ONLARIN KANATLARINI ARKADAŞLIKLARI OLUŞTURDU... Defne , Ela ve Melek birbirlerinden çok...
