Kış yavaş yavaş bastırıyordu. Birbirinden farklı kar taneleri yere düşüyor, etrafı beyaz bir gelinliğe bürüyordu.
Büyük bir alanı kapsayan şehirde,
Küçük çocukların gülüşmeleri etrafa yayılıyor, yetişkinlerin sesi duyulmuyordu. Bu güzel günleri çocukların eğlenmesi için onlara bırakmış ve evlerine çekilmiş gibiydiler.
Bu sokaklardan birindeki bir eve gidiyoruz şimdi,
Camdan düşen kar tanelerini oturduğu sandalyeden izleyerek kitap okuyan bir küçük çocuk vardı. Yüz ifadesinden anlaşılana göre yaşı yedi-sekiz olmalıydı. Uzun at kuyruğu saçları simsiyahtı, gözleri kehribar tonundaydı, üçgen bir yüz biçimi vardı.
Kitapta okuduğu bir sahneye gülermiş gibi hareket yaptı. Bu şekilde yanağında olan gamzeler belli olmuştu. Oturduğu sandalyenin yanında olan küçük sehpadan bir kupayı aldı ve ağzına dikledi. Daha sonra ise tekrar sehpaya koydu, kitabını kapattı ve ayağa kalktı.
Boyu ortalamanın biraz üzerindeydi. Bu konuda hiçbir sıkıntısı yok gibiydi. Üzerine giydiği günlük kıyafetleri aynaya bakarak düzeltti ve yürümeye başladı.
"Anneeee ! Yemek hazır mı ?"
Çocuksu hafif sesiyle bağırdı. Ona bir cevapta aynı şekilde geldi.
"Evet Jian. Hadi aşağıya gel !"
Alt taraftan yukarıya doğru tatlı bir kadın sesi yankılandı evin içinde. Ses son derece tatlı çıkmıştı. Çocuk annesinin kendine verdiği olumlu cevaptan sonra odasından çıktı ve merdivenlere doğru yürüdü, ahşap zemine bastıkça ufak sesler çıkıyordu.Merdivenler kahverengi odunlardan yapılmıştı.
Bu şekilde hoş bir görüntü sağlanmış ve ısı kaybı engellenmeye çalışılmıştı. Yavaş yavaş merdivenlerden inerken duvarlara bakıyordu. Her zaman bu duvarlardaki ölümsüz resimlerine hayran kalmıştı.Merdivenler bitince sağındaki kapıdan içeriye girdi. İçeride tanıdık yüzleri görmek onu mutlu etmişti.
"Merhaba, baba."
"Merhaba küçük dostum! Nasılsın bakalım ?"
"Harikayım, ama çok acıktım. Hemen yemek yemek istiyoruum !!"
Son kelimesini uzatarak söylemişti küçük çocuk. Sonuçta ondan yetişkin davranışları beklenemezdi.
"Haha, hemen geliyor !"
Mutlu bir aile ortamı görmek herkesi mutlu ederdi değil mi? İşte şuan size anlattığım bu aile ortamı sıradan ailelelerin en güzel sahnelerinden biriydi.
Qiang ailesi geçimini orduda eğitim sağlayan babası sayesinde yapıyordu. Ortalama bir rütbede olan Qiang Luo, her işinde dürüst olan ve ailesini çok seven birisiydi. Çevre halkı tarafından güzel ifadelerle tanınır, örnek gösterilirdi. Aynı durum Jian'ın annesi için de geçerliydi. O da son derece çalışkan bir insandı. Ve bu iki insanın ilişkisinden bir şaheser doğmuştu - Qiang Jian !
Konuşmayı ve yürümeyi çok erken yaşta öğrenmiş, kendisinden büyük insanlarla aynı eğitimi almıştı. Daha iki yaşındayken okumayı öğrenmiş ve kendini kitaplara adamıştı. Ama içini hala çocuksuluk kaplıyordu. Şuan sadece sekiz yaşındaydı ama kendisinden çok büyükler gibi düşünür, hareket ederdi. Tao konusunda eğitimini babası sağlıyordu.
Büyük bir Tao-Kalbine sahip bir insandı. Houtian alemine giriş yapması sadece birkaç saat sürmüştü ve bunu altı yaşında başarmıştı !
Şuan ise Houtian aleminin orta seviyesindeydi. Ölümsüzlük yoluna küçük yaşında adım atmıştı. Ölümsüzlük yolundaki insanların yaşam süreleri çok uzun olurdu. Tabiî ki de bu dünyada sadece ölümsüzler değil, yabani yaratıklar, tanrı yaratıkları, sıradan insanlar, canavar bitkiler gibi canlılar da yaşıyordu.
Şehir dışında ne olacağı belirsizdi, tecrübeli insanlar bile dikkatli olmak zorundaydılar. Bahsedilen yaratıklar ölümsüzlük yolunda yürüyenlerin büyük düşmanlarıydılar. Bunun sebebi antik çağlara kadar dayanırdı. O çağları kitaplarda bile bulmak mümkün olmayabilirdi çünkü o zamanlar bir kaos zamanlarıydı.
**
"Anne, ben dışarıya çıkmak istiyorum."
"Bunu babanla konuşman daha iyi olur küçük adam."
"Baba ?"
"Gel bakalım ilk önce günlük eğitimini bitirmelisin. Unutma, çalışanlar başarılı olabilir."
Baba ve oğul evin içinde bir dolabın karşısına geldi. Baba Qiang birkaç büyülü söz mırıldandı ve dolap kenara doğru çekildi. Hemen önlerinde aşağıya doğru merdiven uzanıyordu ve bir meşale orayı aydınlatıyordu.
İkili merdivenden inmeye başladı. Birçok adımdan sonra merdivenlerin sonuna geldiler. Baba Qiang olduğu yerden bir anda kayboldu ve bir göz kırpış süresinde geriye döndü. Elinde iki tahta kılıç vardı. Birisini Jian'a attı ve diğerini de kendi eline aldı.
"Hadi başla bakalım !"
Jian gözlerini kapattı, vücudunu savaşa odakladı ve kendinden emin olunca saldırıya geçti.
HYAAAAAAAA !
Elinde olan uzun tahta kılıcı babasına doğru salladı. Elleri son derece hızlı hareket ediyordu. Gözlerinden savaşma arzusu okunuyordu. Sabah kar tanelerini izleyip kitap okuyan, ailesiyle eğlenceli vakit geçiren küçük çocuk gitmiş, onun yerine küçük bir savaş delisi gelmişti.
Baba Qiang'ın gözlerindeki zevk görülüyordu. Oğlunun güçlendiğini görmek hangi babanın hoşuna gitmezdi ki?
Gelen saldırıyı engelledi ve durmadan oğluna direkt olarak bir kılıç darbesi savurdu. Jian beklenmedik bir şekilde gelen kılıç saldırısını savuşturdu ve karşı saldırıya geçti.
Küçük bir çocuk olarak bu savaş deneyimi kendi yaşıtlarının çok üstündeydi. Küçük parmakları tahta kılıcın kabzasını kavramış, babasını öldürmek için saldırıya geçiyordu.
YOU ARE READING
Göklere Yürümek
FantasyKüçük yaşında ölümsüzlük yoluna adım atmış, kendisini Tao'yla bulmuş bir insandı. Her zaman en iyisi olmak için çabaladı, ve bu hedefinden hiç vazgeçmedi.Sıradan bir aileden sıradan olmayan birisi olmuştu. Onu herkes örnek almış,hedef bellemişti. Ta...
