Tarih: 2007
"Taehyung?" Küçük çocuk abisinin peşinden koşarken kısık sesiyle bağırmaya çalıştı.
"Ne var jungkook?!"
Küçük elleriyle abisinin hırkasını tuttuğunda onu kendine bakmasını sağladı.
"Nereye gidiyorsun böyle?"
"Onu bulmaya. Daha fazla canımızı sıkmasına izin vermiyeceğim!" Yaşına göre olgun konuşan Taehyung bir kez daha aklındakileri geçirdikten sonra kardeşinin küçük ellerini tutup ona doğru eğildi.
"Şimdi eve git, tamam mı?"
"Hayır! Benimde gelmem gerekiyor. Bu ipucular bana geliyor sonuçta, değil mi?" Dedi Jungkook abisine bakarken.
Abisi biraz daha ona bakarak düşündü. "Pekâlâ, sende gel."
Küçük çocuk sevinçle yerinde zıplarken abisi çoktan son ipucunun olduğu patikaya doğru ilerlemeye başlamıştı.
Jungkook'ta peşine takıldı küçük adımlarla.
Taehyung kardeşine gelen son ipucunun olduğu bölgeye yaklaştığında biraz endişelendi. Belkide bu oyuna hiç başlamamaları gerekiyordu.
Ama ucunda kaybolan anneleri vardı.
Anneleri sıradan birgünde evden çıkmış, akşam eve dönmesi gerekirken günler sonra gelmemişti.
Bunun için polise gitselerde annesini bulamadan dosya kapanmıştı.
Şimdi ise, annesinin kaybolduğundan 2 yıl sonra Taehyung'un küçük kardeşi Jungkook'a ufak ipucular geliyor ve sonunda annelerini bulacakları sadece az kaldığı yazıyor.
Her ne kadar inandırıcı olmasa annelerini bulmak için her yolu denemeleri gerekiyordu.
"Taehyung, o ipucuyu da bulduğumuzda artık annemi bulabilecek miyiz?" Jungkook merakla sorduğunda abisi başını olumsuzlukla salladı.
"Bilmiyorum Jungkook, hiç bilmiyorum."
İki kardeş patika olan yola vardıklarında Taehyung etrafa bakındı.
"Jungkook. Kağıt sende mi?" Abisi küçük kadeşine doğru döndüğünde Jungkook telaşla elini ceplerine soktu.
"Bulamıyorum. Ama koyduğuma eminim." Tekrardan bakındığında umutsuzca abisine baktı.
"Galiba evde unuttum. Özür dilerim."
Abisi bir süre kızgınca baktığında sinirini küçük kardeşinden çıkarmamak için kararmak üzere olan gökyüzüne kaldırdı kafasını.
"Hava kararmak üzere. Babamdan dayak yemek istemiyorsan doğru eve git!"
"Peki sen?" Jungkook abisine bakmadan ayakkabılarına bakarak söyledi sorusunu.
"Beni ne yapacaksın! Sonradan geleceğim. Şimdi git eve." Sert çıkan sesinin fazla olduğunu düşündü. Sonradan küçük kardeşinin yanına ilerledi.
"Bende çok sürmeden geleceğim. Kimseyle konuşmadan doğruca eve git. Tamam mı?" Öncekinden daha yumuşak çıkan sesiyle söylediğinde kardeşi bakışlarını abisine yöneltti.
"Peki. Kendine dikkat et. Akşam uyumak için bekleyeceğim."
Abisinden de onay aldıktan sonra tek katlı minik evlerine doğru yol almaya başladı.
***
Tarih: 2017
Jeon Jungkook:
Beyaz gömleğimin son iki düğmesini de ilikledikten sonra hazırdım.
"Jungkook?" Abim kendi odasından seslenirken odamın kapısını açtım.
"Ben hazırım."
Taehyung abimde odadan çıktığında ikimizde birbirimizi süzdük.
"Hadi gidelim." Dediğinde ikimizde kapıya ilerledik.
Arka cebimde telefon titreştiğinde telefonu alıp arayan kişiye baktım.
"Namjoon arıyor."
"Geç kaldık işte, her neyse aç."
Telefonu açtığımda hoparlöre aldım.
"Saat 8'de buluşacağız sanıyordum. Saatin kaç olduğunu farkındasınızdır umarım." Namjoon'un biraz sinirli çıkan sesi bizim daha hızlı hareket etmemize sebep oldu.
"Geliyoruz. Yoldayız hatta. 10 dakikaya ordayız." Dedi Taehyung.
"Bekliyorum. " dedikten sonra kapattı telefonu.
"Çıkmak zorunda mıydık? Evde otursak ne fark edecek?" Diye sordum hızlı hızlı yürüyerek.
"Namjoon birileriyle tanıştıracağından bahsetti. Hem Jin'de var. Konuşursunuz. Yeni kişileri almamız gerek hayatımıza. Sadece Namjoon, Jin ve Hoseok'le yaşayamayız. Değil mi?" Dedi bana kısa bi' bakış atarken.
"Ben memnunum halimden." Dedim hafif sitem ederek.
Hızlı adımlarımızla daha fazla konuşmadan buluşacağımız kafeye geldiğimizde adımlarımızı yavaşlattık ve bizi bekleyen Namjoon'un masasına doğru gittiğimizde sadece Namjoon, Hoseok ve Jin'in olduğunu gördük.
"Tek geç kalan biz değilmişiz. Senin tanıştıracağın ' gizemli ' kişiler nerde?" Dedim alayla.
"Otur bakalım. Ne kadarda agrasifsin. Yatağın ters tarafından kalktın galiba." Dedi Jin gülerek.
Çok iyi anlaştığım veya her zaman tek iyi anlaştığım kişi olan Jin'in yanına oturdum.
"Ee ne içersiniz?" Hiç konuşmayan Hoseok konuştuğunda abime baktım.
"Soğuk bir şeyler içerim."
Tekrar Jin'e döndüğümde Taehyung siparişleri verdi.
O ara Jin telefona bakıyordu.
Bende etrafı süzdüm.
Herkes gülerek konuşuyor ve etrafa bakıyorlardı. Gerçekte de gülüyorlar mıydı acaba? Şuan hepsi mutlu gibi gözüküyorlar. Gerçekte de böyle mutlular mı ki?
Jin telefonu bırakıp bana döndüğünde bende insanlara bakmayı kesip Jin'e döndüm.
" Prova işleri nasıl devam ediyor. Aksatmıyorsun değil mi?" Dedi.
"Tabiki de hayır. Zaten sadece salı, çarşamba ve perşembe var. Biliyorsun haftaiçi çalışmıyorum. O yüzden zorluk çekmiyorum. Pazartesi ve cumada bana yetiyor." Dedim parmaklarımla masada ritim tutarken.
"Perşembe geliyorum." Diyip göz kırptı ve Namjoon'a döndü.
Birkaç dakikanın ardından sıkılmış bir şekilde masanın altındaki ellerime sıkıntıyla bakarken bizim masadaki bir sandalye geriye çekilip birisi kalktığında kafamı kaldırdım.
Namjoon ayağa kalkmıştı.
"İşte geldiler."
Hepimiz Namjoon'un sözüyle kapıya doğru döndüğümüzde çoktan masaya gelen kişileri gördüm.
Ve bu doğru olamazdı.
Şuan bana bakan gözler geçmişimdeki kalbimden topladığım kırıkların tekrar batmasına sebep olan kişi olamazdı.
Sadece fısıldamakla yetindim.
"Yoongi?"
*****************
Merhaba.
Yayından kaldırdığım bir fici terkardan yayınlamak istedim. Araya 15 tatil girdiği için 20 bölüm rahat rahat ilerleyebilceğimi düşünüyorum ehehe
Fikirlerinizi yazarsanız sevinirim.🌹
VOUS LISEZ
Kırık Ruhlar|YoonKook
Fanfiction"Ruhum paramparça olup kalbime batarken, bütün kırıklarımı toplayıp kendi kalbine batırmıştı teker teker. Şimdi aynıydık, iki bendende toplanmış kırık ruhlar."
