"Mavi olsun" demişti. Gözleri gibi hayalleri gibi ...
#2 Yıl Önce#
-Ne saçmalıyorsun sen?
-Yapacak mısın.
Ne diyordu bu böyle. Nasıl yapardım ya. Benim her haline sonsuz aşık olduğum bu adam nasıl isterdi böyle bir şeyi. Neymiş mezar taşını mavi istiyormuş. Bu nasıl bir saçmalık.
-Ne dediğinin farkında mısın Burak.Ne mezarı ne taşı ne diyorsun sen iyileşeceksin
salak salak konuşma ya.
Elleriyle yüzümü kavradı.Gözleri dolmuştu ve sesi titriyordu.
-Çok yorgunum bak konuşurken bile zorlanıyorum. Ben hastayım ama herşeyin farkındayım. Senin enerjini sömürerek iyileşemem. Bu yolun sonu belli. Bazı şeyleri konuşmalıyız.
-Bak Burak ben inanıyorum.
-Ben inanmıyorum.
Nefesimi kesiyordu bulutlu mavi gözleri. Gökyüzü gibiydi. Onun o gözlerine bir ömür devrilir. Ama o çoktan unutmuştu kendini ve benim ona hatırlatmam lazımdı. Bu yüzden kabul ettim o benden önce giderse; ki bunu elimden geldiğince engelleyeceğim maviye boyayacağım mezar taşını...
-Tamam.
-Kabul mü yani.
-Burak tamam dedim ya.
-Tamamdır o zaman rahatca uyuyabilirim.
-Uyuyamazsın. Çünkü biraz gezelim diyorum ben. Hem gelirken izin aldım doktordan. Hı?
-Çok uykum var ama akşam çıksak?
-Hayıır itiraz yok.
Yanına gittim ve yorganını çektim üzerinden.Biraz huysuzluk yaptı ama olsun. Kaldırdım önce şapkasını taktım hoşuna gitmiyordu seyrek saçları. Saçsız bile o kadar kusursuzdu ki halbuki ... Bide yorgun olmuyor mu işte o zaman izle izle doyamam. Neyse işte lacivert bir hırka ve gri bir eşofman giydirdim zorla. Sonrada "Benim" der gibi sarıldım ve ilerlemeye başladık. Koridorda birbirimize çarpıp yalpalıyorduk. Ama hiç umrumda değildi. Yüzüne baktım. Yorgun görünüyordu. Ne kadar salağım bedenimin bütün ağırlığını ona yüklemiştim yine de çıt çıkarmamıştı.
Hastaneden çıkıp bir lokantaya gittik. Hemen verdim siparişleri. Ezogelin çorbası ve tavuk üstü pilav yanına da ayran. En sevdikleri buydu. Kafasını iki yana sallayarak hafif bir tebessüm etti. O an sanki yüzüme biri kar topu attı öyle bir hopladı ki kalbim. Sanki ağzımdan çıkıp onun kalbine maraton koşuyor gibiydi. Bunu hissetmiş gibi;
-Sakin ol.
Sanki yemek için heyecanlanmış gibi yaptım.
-Ya ne kadar acıkmışım var ya.
Birden gülmeye başladı. Ömrümün tamamını o gülüşe feda edebilirdim o an. O nasıl bir gülüştü öyle. Cumhurbaşkanı görse resmi tatili uzatır. Pamuk prenses görse hem cücelerini hem de prensini bırakır benimkine kaçar. Bende onun saçını başını yolarım. Çünkü o benim. Bebeğim gibi... Yemek gelince gülüşüne daldığım o güzel yüzünden çektim gözlerimi. Elindeki kaşığı aldım ve çorbasını karıştırmaya başladım.
-Yalnız o benim kaşığımdı.
- Hayır o benim sevgilimin kaşığı.
Dedim ve bir kaşık çorba koydum ağzına. Utana sıkıla;
-Ya ben içerim Esra. Yorgunum dediysem de o kadar değil.
-Yok ben içircem sus.
Konuşmak için ağzını açtığında bir kaşık daha ağzına girdi. Biraz sinirlendi ve kaşığı elimden aldı.
-Ben içerim dedim.
Daha fazla sinirlenmesin diye birşey demedim. O çorbasını içiyor bende onu izliyordum. Arada bir esniyordu. Birden öksürmeye başladı. Hemen yanına gittim su içirmeye çalıştım eliyle "iyiyim" işareti yaptı ve yerime oturmam için sandalyeyi gösterdi. Gidip oturdum mecburen. Ve daha fazla tutamadım kendimi. Gözyaşlarım intihar etti gözlerimden. Burak beni görünce;
-Noldu? Niye ağlıyorsun.
-Sanane
-Ney?
-Ya şunu yerken bir düzgün ye .
-Sakın bana bunun için ağladığını söyleme.
-Bunun için ağlıyorum.
Dedim sinirle. Sustuk ikimizde. Off ne ara bu kadar çok alıştım ona. Boğazında birşey kalınca bile korkuyorum onu kaybederim diye. Ne ara bu kadar çok bağlandım ki. Ayağa kalkti ve yanıma geldi. O kusursuz sesiyle;
-Daha ölmedim. Yanındayım.
Tek bir kelime bile çıkamadı ağzımdan. Nutkum tutuldu. Ayağa kalktım ve sanki onu bir daha göremeyecekmişim gibi sarıldım. Hastane kokusunu çektim içime.Sesiyle irkildim sonra.
- Yalnız tırnaklarını sırtıma geçirmişsin Esra eminim izi çıkmıştır.
O halde bile beni güldürmeye çalışıyordu. Ellerimi sırtından çektim. Buğulu gözleriyle bana bakıp sırıtıyordu.
-Özür dilerim.
Bütün minnoşluğuyla gülümsedi. Sonra da yerine oturdu. İyice uykusu gelmişti ve havada yavaştan kararıyordu. Gidip hesabı ödedim ve çıktık. Bir taksi çağırdım. Kendini taşıyamazdı çünkü biliyorum. Taksiye bindik ve başını omzuma koydu. 10 dakika sonra gelmiştik hastaneye ama çoktan uyumuştu yavaşça uyandırdım ve indik. Odasına girdik ve hemen yatağa attı kendini. Üzerini örttüm ve pencere önündeki tabureye oturdum. Gecenin sessizliği gibi sessiz ağladım bu günde. Ve yine kendimi avuttuğum tek cümleyi söyledim.
"Korkma burası o kokuyor. Eğer bir gün giderse buraya gel ve onun kokusunu içine çek emin ol geri gelecek...
