"Senin için de bir mahsuru yoksa, müsait bir zamanında sesinden uçurtmalar yapıp gönlümde uçurmak isterim."
-🌙.
Güneş, o sabah, hayatta kazanılmış zaferlerin de var olabileceğini kanıtlarcasına göğü aydınlatıyordu. Oysa ne çok kaybetmiştik, ne çok eksilmiştik kendimizden. Gittiğin gün sana ömrünün arka bahçesinden bir avuç kiraz toplayarak gelmiş bir kadından daha fazla yitirmiş ne olabilirdi? Bedenlerin bedenlerden istedikleri basit hazların gerisinde, ruha şifa gelen, parmaklarının uçlarından bütün benliğini saran küçücük bir an...
Seninle parkın izbe bir köşesinde, eski bir bankta oturmuştuk ve sen elleri ve etekleri ala bürünmüş varlığım karşısında, işlediğim sevapların bedelini tek bir ana sığdırmak istercesine gülümsedin. Peki ya cennet senin gülünce kısılan gözlerinden daha güzel olabilir miydi? Beyaz pileli eteğim ve ellerim kirazın alına daha fazla bulanırken çehreni hayranlıkla seyredip gülümsüyordum. Elimde olsaydı, seninle geçirdiğimiz o son günü, bir fotoğraf karesinin toz bulutlu hatıraları arasına sarıp saklamak isterdim.
Ah... Keşke...
Gülüşünden saniyeler sonrası yüzünü solduran o anı hiç unutmuyorum. Avuçlarına doldurduğun kirazlardan birinin tadına bakıp geri kalanını parkta oynayan çocuklara dağıtırken nasıl da güzeldin. Usulca yaklaştım, oysa uzaktan gülümseyen yüzün adımlarım ile netleşirken dudaklarının kenarlarında biriken hayal kırıklıklarına anlam vermiyordum. Ellerimi uzattım, uzaklaştın. Aramıza senin birkaç büyük adımının girdiği o an, içimde kırılan çocuksu küskünlüğe rağmen özlemin parmaklarımın uçlarından başlayıp varlığımı esir alıyordu. Sana doğru gelmek istedim, ellerini uzattın ve "Gelme." dedin. Acıyı hiç bu kadar şiddetli hissetmemiştim. Sahi? Başka ne hissedebilirdim ki. Yaşanılan onca şeyden sonra senin benim acılarımı saracağın günlerin hayali ile sana gelmiş ve geri çevrilmiştim.
Sonra gittin.
Gözlerimi kırpmadan adımlarının yaprakları çiğneyişini seyrettim. O sonbahar gazelleri gibi beni de paramparça ede ede gittin.
Ki sen, gidişinle ruhumda bütün bir ömrün vedası kadar melankolik yara izleri bıraktın.
Avaz avaz sustuklarımın acısı içimde saklı, ağır aksak eve kadar yürüdüğüm o günden bu yana seneler geçti. Sana yollayamadığım, her seferinde aynı heyecan ve korku ile yazdığım mektupların son satırındayım. Bu mektuplar birinin eline geçtiği zaman hayatta kalır mıyım bilmiyorum. Ama her şeyi bütün gerçekliği ile anlatacağım. Bana inanmadığın senelerin acısı ile sen de yanacaksın, ikimiz birden yok olacağız.
-Not: Bir ruha tanıklık eden her parantez, sözlüğe gerek duyulmadan okunur. En içinden, içten.
-----------------------------------------------------------
🌷Birinci Mektubun Sonu...
-Kıymetli yorumlarınızı esirgemeyiniz.
-İçten gelen her satır, içe dokunur...
Sevgiler...🌹
YOU ARE READING
Evlerinin Önü Esmer
General FictionBir sabah kaçırdığın hayatın bir sonraki intihara biletini kestiren insafsızlığına inat, dünyanın bazı insanları, birtakım hayaller uğruna birçok şeye göğüs germe kudretini kendinde bulduğu zaman adına yaşamak denilen bu hayatı da sevebiliyordu. Sev...
