Geliyor. Gittikçe yaklaşıyor. Seni istiyor. Yanına çağırıyor. Onun olacaksın. Şeytan seni yanında istiyor...
Derin bir nefes alışla yerimden kalktım. Etrafıma baktım. Herşey normal. Yatağımdan kalktım. Tuvalete gittim. Yüzümü yıkadım. Herşey normal. Yüzümü kaldırıp aynaya baktım. Arkamda boş bakışlı tanımadığım bir adam. Bana bakıyor. "Seni yanımda istiyorum." diyor. Yavaşça bana doğru yürüyor. Ellerini bana doğru uzatıyor. Elleri yüzümün önünde. Hiç bir şey yapmadan ona bakıyorum aynadan. Nefesi boynumda. Sinsice gülümsüyor. Boynuma yaklaşıyor. Tam o anda yerimden sıçrayarak ve nefes nefese uyanıyorum!
Daha önce görmediğim bir rüyaydı. Bu da neydi böyle. Daha önce hiç görmediğim biri. Rüyamda ve seni yanımda istiyorum diyor. Garip, tuhaf hissettirmişti.
Bunları boşverip okul için hazırlanmaya başladım. Kahvaltıya indim. Her zamanki gibi annem babam ve ben sıradan bir kahvaltı masasında çayımızı yudumluyoruz.
Babam "Aslı, bugün seni almaya ben geleceğim. Bir kaç eksiğin vardı sanırım, onları alıtız. Bi sorun olur mu?" diye sordu. "Hayır. Bi sorun olmaz." dedim.
Dışarıdan korna sesi geldiğinde anneme ve babama görüşürüz diyerek evden çıktım. Onlarda iyi dileklerini eksik etmediler.
Serviste aynı yerime oturdum. Servis arkadaşım aysuyla selamlaştıktan sonra dışarıyı izlemeye başladım. Psikolojik olarak rahatlatıyordu yolun gözlerimde karıncalanarak gitmesi.
Okula gittiğimde kantinden sosisli poğaça su ve antep fıstığı alarak yakın arkadaşlarım gül ve gülerin yanına gidip selamlaştım. Onlar kardeşler. Biz aynı sınıfta okuyan üç yakın arkadaşız. Küçüklüğümüzden bu yana hiç ayrılmadık. Aynı liseye düştüğümüzde çok şaşırmıştık. Aynı sınıfa düştüğümüzde ise üçümüzünde içten içe tahmin ettiği bir şeydi. Bunca yıl ayrılmadık, kaderin işi ya aynı lisede okumaya başladık buna niye şaşıralım, değil mi? Grafik ve fotoğrafçılık bölümü okuyoruz. 11. sınıf. Hayat bağlarımızın yaşamımız boyunca birbirinden ayrılmayacağına hiç şüphem yok; tıpkı sınıftaki hocanın dersi dinlemediğimi anladığı ve bana baktığına emin olduğum gibi...
Derslerle geçen bir günün ardından okul kapısında babamı beklemeye başladım. Arabası önümde durduğunda bindim ve babamı yanağından öptüm. Babam gaza bastığında dışarı baktım ve sanki hayal gördüğümü hissettim çünkü rüyamda gördüğüm adam dışarda bana bakıyordu. Şaşkınlıkla önüme döndüm sonra tekrar arkama baktım. Orda yoktu. Babamın sesiyle ona döndüm dalgın bakışlarla. "Bir sorunmu var?" dedi. "Hayır." diyerek tekrar cama döndüm. Hiç birşey olmamış gibi rahatlayabilmek için camı açtım ve yolu seyrettim.
Babamla yaptığımız alış-verişten sonra eve geçtik ve ben dinlenmek için odama çıktım. Yatağa uzandığımda her zamankinin aksine sanki uyku beni yatağımda bekliyordu ki vakit kaybetmeden uyuyuverdim.
Yine aynı adam. Üstünde bir öncekinin aksine sadece siyahlar vardı. Gözleride öyle. Etraf karanlıktı. Yine tuvaletteydim. Bu sefer etrafı sadece loş beyaz bir ışık vardı. Bana doğru yaklaşmaya başladı. Tırnakları siyahtı, tıpkı bir akbabanın pençeri gibi uzun ve pürüzlü. Yanıma yaklaşırken "Benim olacaksın. Sadece bana aitsin." diyordu yine. Aynada onda olan bakışlarımı kendime çevirdim. Bembeyaz kısa kuyruklu bir elbisenin içindeydim. Yanıma geldi. Aynı anda birbirimize döndük. Onun teni sanki cehennemden gelmiş gibiydi, koyu tenli, ışığın oluşturduğu belirgin siyah gölgeleri var. Benimki ise onunkine tezat aydınlıktı, parlıyordu; sanki cennetten gelmişim gibi. Elini kaldırıp yüzüme doğru yaklaştırmaya başladı ve...
Yerimden sıçrayarak uyandım. Yine aynı rüya... Daha önce hiç bu kadar tuhaf bir rüya görmemiştim. Dahada tuhafı ben rüyalarımı hatırlamazdım. Korkutucu olmaya başlamıştı. Sanki birşeyler anlatmak ister gibiydi.
KAMU SEDANG MEMBACA
Geçmişin Acısı
Misteri / ThrillerBu hikayede aşk denen ucuslaştırılmış duygu, arkadaşlık, dostluk, ihanet yalanlar, sırlar ve henüz huzuru bulamayan Huzur var. Duygusuzluk onu ele geçirmiş ve aklını çelmişken o zorunda hissederek aklını toplayıp hayatını düzene sokmaya çalışan genç...
