İkinci Hayat Birinci Hüsran / 1.BÖLÜM

74 10 10
                                        


            Sıcak ve kurak bir Ankara yazının tam ortasıydı. Sincan kapalı cezaevinin tahliye kapısı yine hareketliydi. Bir mahkum daha hayata karışmaya hazırlanıyordu. Bu defa ki farklı türden biriydi. Kader mahkumu denilen türden biri...

Cezaevinin avlusunda iki gardiyanla beraber göründü. Elinde bej renkli eski alman malı bir bavul vardı. Aradan yıllar geçmesine, yaşının ilerlemiş olmasına rağmen hala yakışıklı ve karizmatik göründüğü kesindi.  Uzun boyu, geniş omuzları ve gür saçları ilk göze çarpan özellikleriydi. Yüzünde çocuksu bir mutluluk göz bebeklerinde inanılmaz bir ışıltı vardı. İlk kez uçmaya hazırlanan bir yavru göçmen kuşu kadar heyecanlıydı. Elindeki tahliye kağıdı ile geniş paslanmış tahliye kapısının eşiğindeki jandarma erine doğru ilerleyip kağıdı uzattı. Bu sırada özgürlüğe hazırlanan adam refakatçi gardiyanlarla tokalaşarak veda ederken , arkadan bir sitem yükseldi, 

''Nereye gidiyorsun Kadir kardeş, bizi çabuk unuttun galiba!'' . 

Seslenen cezaevinin baş gardiyanıydı. Elli yaşını geçkin ama hala dinç bir adamdı. Emekli maaşı üniversite okuyan çocuklarının masraflarına yetmediği için hala emeklilik duygusunu tadamamıştı. Evde bulmaca çözmekten sıkılıp, hanımının ev işlerine burnunu sokamayınca cezaevinde çay içmekten bıkıp , mahkumların koğuş işlerine karışmakla zaman geçiriyordu. Otoriter bir adamdı ama iyi bir insan olduğu her halinden belliydi. Otoriterliği de kıdem nedeniyle başgardiyan olamasıyla başlamıştı. İş hayatında disiplin şarttı. Hele ki birde iş yeri cezaeviyse. Sonuçta mesai arkadaşlarının veya astlarının iplemediği bir başgardiyanı hiç bir mahkum umursamazdı. Kadir ardına dönüp bavulunu yere bıraktı. Kendisine doğru yaklaşan başgardiyana samimi bir tavırla sarıldı. Tahliye kağıdını inceleyip, komutanına telsizle bilgi veren jandarma eri ,

'' çıkış işlemleri tamam'' 

 deyince Kadir başgardiyandan ayrılıp kulakları tımalayan demir kapının gıcırtılı sesiyle birlikte ikici hayatı sayılabilecek yeni hayatına atılmak için sabırsızlanıyordu. Yerde duran bavulun kulpunu sıkıca kavrayıp sağlam adımlarla yeni hayatına ilerledi. Ardına dönüp gülen yüzüyle son bir selam çakmayı da ihmal etmedi. Hızlı adımlarla yürüyerek ceza evinin olduğu caddeden bir an önce çıkmak istedi.

*****

                 Sudan çıkmış balık gibiydi.  Bir kaç adımda bir duraksayıp şaşkın ifadelerle etrafını süzüyordu. Afallamıştı ,kolay değildi. Yirmibir yıl mahkumiyetin ardından gelen özgürlük . Hayatının yarısından fazlasını ceza evinde geçirmiş bir adam için böyle hissetmesi gayet normaldi aslında. O içerideyken herşey değişmişti. Değişimin bu denli hızlı olacağı aklının ucundan geçmezdi. Yürüdüğü işlek caddenin kenarında yeşillik bir alan ve boş bir bank farketti. Doğruca banka doğru ilerleyip bavulu sağ yanına bıraktı. Ceketinin iç cebinden uzun bir samsun çıkarıp dudağının kıyısına yerleştirdi. Banka yavaşça oturup sigarasını yakmak için kibritini çıkardı. İlk kibriti yakarken kibrit çöpü kırıldı. Bir kibrit daha çıkardı. 

''Eskiden daha sağlamdı bu kibritler''  diye geçirdi içinden.

 İkinci denemede yakabildiği için dumanla ciğerlerinin buluşması biraz gecikti. Arkasına yaslanıp sol elini bankın kolçağına koydu. Yolda yürüyen insanları seyretti bir süre. Ardından yanındaki bankta okulu asmış iki liseli aşığın fingirdeşmesini izledi.

 ''Devir çok değişmiş ''diye geçirdi aklından bu sefer.

 Liselerin pervasızlığı öpüşmeye kadar gidince Kadir utanıp başını çevirdi. Bir an yüzüne biraz ciddilik yerleşti. Bakışları ayak ucuna kaydı. Durgunlaştı önce. Bir anda enerjisi düşünce sigarasından derin bir nefes çekti. Ciğerindeki dumanı özgür bırakması gecikince ceketinin iç cebinden küçük bir fotoğraf çıkardı. Uzunca ve derin derin fotoğrafa bakarken bıraktı ciğerlerinde boğduğu dumanı. Derin bir nefes daha çekince sigarasından köz süngere dayandı, parmağını yakmaya ramak kala izmariti elinden attı. Öfke ve sinirle değiştirdiği bakışlarla elindeki fotoğrafı tekrar ceketinin iç cebine yerleştirip oturduğu banktan doğruldu. Bavulunu yerden kaldırıp tekrar cadde de yürümeye devam etti. Şimdi ki hedefi Ulus'taki saatçi dayısı Yavuz'un yanına gitmekti. Nasıl gideceğini bilmiyordu. Cadde de karşıdan dalgın dalgın gelen ince ,uzun ,resmi giyimli ve gözlüklü Clark Kent'e benzeyen bir adamı adres sormak için gözüne kestirdi. Bir an tutuldu Kadir, adamı durdurmaya cesaret edemedi. Clark Kent'e benzeyen adamı pas geçince bu defa arkasınan gelen kısa boylu göbekli ve yayvan yayvan yürüyen orta yaşın bir tık üstünde, Çizgi film karakteri Bernard'ı andıran bir adamı gözüne kestirdi. Adam ağır ağır, uyuz uyuz yürüdüğü için bu süre zarfında Kadir güvenini toparladı. Boğazını temizleyip omurgasını dikleştirdi. Bernard'a benzeyen adam önündeki bayanın poposunda gezdirdiği bakışlarını hiç değiştirmeden ilerlerken Kadir adama doğru ilerledi. Bernard'a benzeyen kart zampara başını kaldırdığında Kadiri görünce şaşkınlığını gizleyemedi. Kadir çekingen tavırlarını bir kenara atıp Ulus'a nasıl gideceğini sordu. Adam kısaca tarif edip yoluna devam etti. Sol eliyle cebini yoklayıp bir ikiyüz liralık bank not çıkardı cebinden. Varı yoğu sadece ikiyüz lira ve bej rengi alman malı bavuluydu. Parayıda Ceza evi müdürü vedalaşırken cebine sıkıştırmıştı ,ceza evinde sakin ve vukuatsız geçirdiği günleri karşılığında. Parasının avucunun içinde sıkıca muhafaza ederek bir Ulus minibüsüne bindi. Yol boyunca değişmiş evrim geçirmiş Ankarayı seyretti. Sadece düşündü...

HAYAT ÖRDÜ AĞLARINI #Wattys2017Stories to obsess over. Discover now