Nefes nefes bir şekilde bileğimde ki toka ile saçımı toplamaya çalışırken çarptığım sert beden ile inleyerek "Özür dilerim." diye mırıldanarak çarptığım kişinin yüzüne baktım. Minyon tipli bir bayandı.
Önemsiz dermiş gibi elini sallayarak yoluna devam etti. Ben de tokayı son kez saçımdan geçirerek elimde ki ders kitaplarımı düzenleyerek koşar adım durağa ilerlemeye başladım.
Lanet! Lanet! Hayır, o giden beni okuluma götürecek olan, üç saatte bir gelen, birazdan yağacak yağmurdan beni koruyacak otobüs olmamalıydı. Hızlı hızlı nefesimi düzenlemeye çalışırken daha hızlı koşmaya başladım fakat evren sanki bana bugün ayrı bir gıcıklığı tutmuş gibi karşımda sırıttı.
Otobüs uzaklaşmaya devam ederken arkasından koşarak "Dur! Hey! Dur!" diye bağırmama rağmen köşeyi dönerek bugünümün kötü geçeceğine dair bir imza attı. Bir de yetmiyormuş gibi attığı imzanın antlaşmasının ilk maddesini uygulamaya geçerek gök gürleyerek yağmur yağdırmaya başladı. Süper.
Bazen gerçekten bu hayatta ki şansımı sorguluyordum. Sanki hayat, benim rezillik ve şansızlıklarımı birer madde halinde yazıyor ve o günün ilk şanssızlığını uygulayarak maddelerin en altına imzasını atıyordu. Antlaşma yapıyordu. Ama gelin görün ki bu antlaşma bana sorulmadan sanki özellikle beni sinir edilmek için yapılıyordu. Bir gel sor 'Şartlar uygun mu?' diye. Hiç. Ben kimim ki?
Sahi. Ben kimdim? Şöyle ki;
İsmim Ela. Takma ismim 'Dünyanın en şansız kızı'. Evet bu takma adı ben takmıştım kendime. Çünkü bu takma ismin beden bulmuş haliydim maalesef ki. Sıradan bir kızdım. Sıradan bir ailesi olan. Yeni geldiği bu şehire alışmaya çalışan bir kız.
Bir ay önce babamın işi nedeniyle bu şehre taşınmak zorunda kalmıştık. Babam polisti ve tayini bu şehre çıkmıştı. İzmir.
Burada yeni bir hayata adım atmıştık. Yeni okul, yeni çevre, yeni arkadaşlar, yeni yerler. Fakat ben daha yeni okulumun ilk gününde okuluma geç kalmıştım. Daha dün doğru düzgün yerleşmiştik yeni evimize ve babam benim için yeni okuluma giden yolu ve otobüsü araştırmıştı. Bana tarif etmişti ve ben de bu sabah o tarife uymak için yola koyulmuştum fakat alarmın pili bitmesi sonucu otobüsü kaçırmıştım ve böylelikle okuluma geç kalmıştım. Ne güzel. Boşuna demiyorum kendime 'Dünyanın en şansız kızı' diye.
Sinir ile seri ve sert adımlar ile otobüsün peşinden koşmam sonucu geçtiğim durağa ilerledim ve yağmurdan korunmak için durağın içine girdim. Sinirden ağlamam an meselesi idi. Elimde ıslanan kitapları ve çantamı bankın üzerine yavaşça bıraktım ve çantamdan peçete çıkararak yüzümü kuruladım. Parmaklarım ile kahküllerimi düzelttim.
Kafamı eğip neredeyse dizime kadar ıslanan siyah pantolonuma hüzün ile bakarak ve sakin olmaya çalışarak avucumu anlıma bastırdım. Ne yapacaktım ben şimdi bilmediğim bu şehirde. Kafamı çevirdim ve durağın camına yapıştırılmış olan kağıda baktım ve şanssız olduğumu bir kez daha kanıtladım. Nedense benim okuluma giden otobüs üç saatte bir gelirken diğer otobüsler yarım saatte bir geliyordu. Tekrar ve tekrar 'Dünyanın en şanssız kızı' olduğumu söylememe gerek yoktu değil mi?...Ben de öyle düşünmüştüm.
Etrafıma bakındım. Fakat evimiz ıssız bir yerdeydi. Araba geçmezdi fazla. Sanki geçse de ne olacaktı. Otostop mu çekecektim? Sonra bu düşünce ile gülmeye başladım. Ben? Böcekten bile korkan ben. Hiç sanmıyorum.
Babamı arasam yoğun iş nedeniyle bana geri dönemezdi. Annem de işte idi. Ama annemi arayabilirdim. En azından bana geri dönerdi. Önümde iki seçenek vardı. Ya annem işinden izin alıp beni buradan alacak ve okula götürecekti. Ya da ben eve geri dönerek bütün günümü evde geçirecektim. Fakat son anda aklıma gelen şey ile sinirden deli gibi kahkaha atmaya başladım. Tabi ki yeni evimize bir de benim için anahtar çıkarmamıştık.
YOU ARE READING
Durak
Short StoryO, daha önce acıyı hiç bu kadar derin hissetmemişti. Çocuksu ruhu acı kavramını daha önce hiç tanımamıştı tâ ki o durakta onu tanıyana kadar. O durak, onların bütün anılarının şahidiydi. İkisinin bütün anıları o durakta gizliydi. O durak şahitti. A...
