35 - Güç ve Bedel (V)

60 34 3


O sırada market sahibi açtığı kasanın içindeki paralara uzanmak yerine paraların yanında bulunan tabancasını almayı yeğledi. Namlunun Uras'a doğru çevrilmesini bir fırsat olarak gördü ve tabancanın güvenlik kilidi açarak katile doğrulttu.

Uras bütün gücüyle:

"Hayır!" diye bağırdı. Hunhar katil market sahibinden daha merhametsizdi ve bu ona avantaj sağladı. Tüfeğini hızla market sahibine doğrulttu ve gözünün yaşına bile bakmadan tetiği parmağıyla çekiverdi. Gümbürtüyle patlayan tüfek, dükkân sahibini duvara yapıştırdı. Saçmalar göğsünün ortasını kocaman bir delik oluşturmuştu. Sırtı duvara yapışan market sahibi duvar üzerinde kocaman kan lekeleri oluşturarak kaydı, yere oturdu ve sonra başını öne düşürerek can verdi. Uras katille göz göze geldi. Katilin gözlerinde en ufak his belirtisi dahi yoktu.

"Sen ne yaptın?" dedi Uras fısıltıyla. İleri doğru birkaç adım attıktan sonra:

"Sen ne yaptın?" diye bağırdı.

Masanın altından akan ölü bedenin sıcak kanı, katilin çizmeleriyle buluştu. Uras, sıranın kendisine geldiğini biliyordu.

"Paraları ver!" dedi adam.

Uygar cismi dikkatle inceliyor, cismin nasıl çalıştığını anlamaya çalışıyordu. Cep telefonunu çıkararak fotoğrafını çekmek istedi. Telefonunun ekranının çalışmadığını fark etti. Beyaz ve siyah çizgiler aşağıya doğru akarak görüntüyü bozuyordu. Telefonu odanın başka tarafına çevirse de durum aynıydı. Ne zamandan beri bozuk olduğunu düşündüğü sırada tavan lambasının loş ışığı azalarak söndü. Sönmesiyle birlikte cismin etrafa saçtığı renkler güçlenerek bütün odayı aydınlatmaya başladı. Şimdi her yer bir lunaparkı andırıyordu. Uygar aniden oluşan bu görsel şöleni hayranlıkla izlemeye başladı.

O anda Uras, katilin kendisine yönelttiği namlusunun iki kocaman deliğine bakıyordu. Namlulardan birinin ucundan ince barut dumanı yükseliyordu. Bu, market sahibinin göğsüne delik açan saçmaların neden olduğu dumandı. Uras'ın gözleri, dumanın arkasındaki katilin donuk gözleriyle buluştu. O gözler ona kendisinin birazdan öleceği haberini verdi. Katil tetiği çekecekti.

Tuhaf ve sıra dışı bir yoğunluk çöktü havaya. Aydınlık flulaştı. Namludan yükselen ince duman durdu ve bir yerde kendini sabitledi. Katil de dumanla birlikte bir mum heykel gibi donakaldı.

"Neler oluyor?" dedi Uras. Dese de kendi sesini duymadı. Bu çok garipti. Vücudu ağırlaşmıştı.

"Zaman..." dedi Uras.

Bunu daha önce okulda yaşadığı anı hatırladı. Şimdi daha belirgindi. Fırsatı değerlendirmesi gerekiyordu ve bir an önce hareket etmeliydi. İleri doğru bir adım attı ve bir tuhaflık ile daha karşı karşıya kaldı. Adım atmak kolay değildi; sanki denizin metrelerce dibinde yürümeye çalışıyordu. Hava, vücuduna adeta su gibi sürtünüp onun hareket etmesini yavaşlatıyor, bu yüzden daha fazla güç sarf etmesi gerekiyordu. Bir adım ve ardından bir adım daha attı Uras. Katile doğru yaklaştı ve namlunun hizasından çıkar çıkmaz etrafını inceledi. Hava, su kadar yoğun ve bulanıktı; nefes almakta zorluk yaşıyordu. Her kıpırdayışında, hareket ettiği yöne doğru yüzünde bir gerginlik hissediyor, kıyafeti ise tenine yapışıyordu. Katilin ceketinin ve pantolonunun ve hatta tüfeğinin hareket ettiğini gördü. Uras, her yer değiştirişinde çevresindeki havayı dirençle itiyor olmalıydı. Katile döndü. Katil tüfeğini hala Uras'ın az önce durduğu yere doğrultmaya devam ediyordu. Uras'ın hareketleri çevresini de etkiliyordu.

Derken Uras, katilin işaret parmağının eliyle bağlandığı eklem yerinde belli belirsiz bir hareketlenme gördüğünü fark etti. Böylece zamanın durduğu konusunda yanıldığını anladı; aksine zaman devam ediyordu. Tetiğe basmaya yelteniyordu katil. Uras için, o an ne yapması gerektiğine karar vermek zor olmadı. Sol elinin orta parmağını tetik korkuluğun içine sokarak, katilin tetiğe dokunan parmağını dışına doğru ittirdi. Bu hamlesi olağandışı bir etki yarattı. Katil namluyu sıkıca tutmasına rağmen parmağı adeta esnek bir lastik gibi tetik korkuluğundan dışarı doğru fırladı. Yavaş ilerleyen zaman insan gözünün normal koşullarda göremediği tüm detayları ortaya çıkarıyordu.

Uras bir sonraki hamlesinde ne yapması gerektiğini biliyordu. Aynı elinin kenarı ile, katilin tüfeği tutan elinin bileğine bir darbe indirdi. Katilin bileği parantez gibi esneyerek tüfekten uzaklaştı. Böylece tüfek, yere doğru yolculuğuna başlamış oldu. En azından artık onu ateşleyecek bir parmak yoktu. Hemen ardından Uras, sağ elini yumruk yaparak katilin göğsüyle buluşturdu. Bu, sanki denizin dibindeki kuma yumruk atmakla aynı şeydi. Uras için yavaş gibi görünse de yumruğun etkisi, katilin kaburgalarını içeri doğru bükerek çukur oluşturdu ve ayaklarını yerden keserek havaya kaldırdı.

Bu son hamlesiyle birlikte Uras artık ölüm korkusundan kurtulmuştu. Zaman hızlandı ve katil marketin cam kapısını tuzla buz ederek cadde kaldırımına yuvarlandı. Boşta kalan tüfek yere düştü. Tehlike şimdilik geçmiş olsa da, Uras huzurlu olmaktan çok uzaktaydı. Çünkü market sahibinin cansız bedeninden akan kan yerdeki cam parçalarının arasından kendine yol buluyor, kapı eşiğinden dışarı çıkarak yola akıyordu.

Uras ve İlk Yolculuk (Yakında Raflarda)Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!