17 - Uyanış (III)

62 37 2

Okul sonrası Melis ve Uras, birkaç blok ötede daha önce gittikleri bir kafeteryaya doğru kaldırım boyunca yürümeye başladılar. Uras bir yandan önüne bakarak yürüyor, diğer yandan kaldırım parkeleri üzerindeki desenleri inceliyordu. Yürüdükçe desenler değişiyor, sonra tekrar başa sarıyordu. Gözünün önünden akıp geçen kaldırımla birlikte düşünüyordu Uras. Ardından Melis'e döndü ve:

"Partiye gerçekten gidecek misin?" diye sordu.

"Tabi ki hayır..."

"Ayıp olmaz mı peki?"

Melis elini ince ve narin boynuna götürerek saçlarını sol omzuna topladı.

"Bir mazeret uydururum olur biter."

"Sana bir önerim var."

"Nedir peki?"

"Bence gidelim."

"Sen ciddi misin? Kenan'ın partisine... Kenan'ın evindeki partiye..."

"Önemli değil. Etrafımız böyle insanlarla dolu zaten. Bir yerde alışmak lazım, değil mi?"

"Cidden emin misin? Bu partiler Kenan ve Selin gibilerle doludur."

"Eminim. Belki oradaki davranışım yanlıştı. Bu insanlara tavır almak zor değil. Bence zor olan, özellikle böyle tiplerin zihinlerine ulaşabilmek." dedi Uras, fakat aynı zamanda içinden partiye gitmenin gerçekten akıllıca olup olmadığını sorguluyordu.

"Tamam, o zaman." dedi Melis; ok yaydan fırlamıştı.

Bir süre bulvar kaldırımı boyunca yürüdükten sonra, gidecekleri kafeteryaya doğrudan çıkan bir ara sokağa girdiler; bu sokak insanlar tarafından pek kullanılmayan bakımsız ve dar sokaklardan biriydi. Genelde restoranların arka kapılarının açıldığı böyle sokaklar, çöp bidonlarından taşan siyah torbalar ve beklemiş atıkların havada oluşturdukları ağır kokuları ile dolu olurdu. Buna rağmen ana yoldan devam edip yolu uzatmaktansa, kestirmeden gitmek daha akıllıcaydı.

Melis ve Uras neşeliydi, fakat karşı taraftan beş kişinin kendilerine doğru geldiklerini gördüklerinde, ruh halleri tamamen değişti. Melis onlardan birini tanıyordu ve ilk fark eden kendisiydi. Aslında o kişi Uras'a da yabancı değildi. Burak'la ve o donuk yeşil bakışları ile karşı karşıya geldiler. Artık geri dönmek için çok geçti. Korkaklık olarak algılanacağı için istifini bozmadan ilerlemekten başka çaresi yoktu Uras'ın.

"Hadi ya! Şansa bak. Keşke biraz daha geç çıksaydık." dedi Melis sessizce. Olacakları tahmin edemiyordu. "Geri dönelim."

"Önemli değil." dedi Uras, adımlarının hızını bozmadan. "Uygun bir dille konuşurum."

Birbirlerine birkaç adım kala sokağın tam ortasında durdular.

"Bak bak bak! Uzun zamandır görüşememiştik. Bu iyi oldu." dedi Burak. Gülüyordu, fakat bu gülüş insanı rahatlatan türlerden değildi.

"Merhaba Burak. Merhaba arkadaşlar." dedi Uras, dostane bir ses tonu ile.

"Merhaba, merhaba! E, nereye böyle?"

"Bir şeyler içmeye gidiyoruz." dedi Uras. "Bize katılmak ister misiniz?" diye sordu.

Burak bu soru karşısında tekrar güldü ve birden somurtarak gözlerini Uras'a kilitledi. Uras'a doğru yürüyerek, ona nefesini hissettirecek kadar yakınına geldi. Boyu Uras'tan bir baş kadar daha uzundu. Burak Uras'a, ezilecek bir böcek gibi küçükseyerek bakıyordu.

"Bana az önce ne dediğini tekrarlar mısın?" dedi Burak.

"Bize katılmak ister misiniz, dedim." diye cevap verdi Uras.

"Lütfen bir daha tekrar et." Burak, yüzünü yaklaştırarak, Uras'la burun buruna geldi. Uras, Burak'ın kızgın nefesini teninde hissedebiliyordu.

"Ne dediğimi duyduğuna eminim Burak. Bir daha tekrar etmeyeceğim." dedi eliyle Burak'ı hafifçe iterek. Burak, itilişini görünce – 'Bu ne cüret?' demek istercesine – baktı, fakat onun yerine:

"Ne ısmarlıcan?" diye sordu.

"İstersen bunu orada karar verelim."

"Hadi ya? Ya çok pahalı bir şey içmek istersem n'olcak?"

"Yeterince param var."

Burak'ın arkasında duran dört arkadaşı Uras'ın her cevabından sonra gülüyorlardı. Uras baskı altındaydı. Bu rağmen sakin tavrını sürdürmeye devam etse de anlındaki ter boncukları onun gerçek hislerini ele veriyordu.

"Aaa... Yazık! Terlemeye başladı. Korktun mu küçük çocuk? Seni yine dövücez diye mi korktun sen yoksa? Ondan mı terledin? Canım, kıyamam." dedi Burak. Ses tonunda ironi vardı. Huzurlu geçen bir aydan sonra, karşısına çıkan bu beladan nasıl kurtulabilirim diye düşündü Uras çaresizce.

"Burak... Bunu başka bir zaman konuşalım. Müsaade edersen geçmek istiyoruz." dedi Uras.

"Ne zaman mesela?"

"Senin içi ne zaman uygunsa..."

"Çarşamba müsaidim mesela, olur mu o gün?" dedi Burak.

Uras, kendisi ile hala dalga geçildiğinin farkındaydı. Artık bundan sıkılmaya başlıyordu. Cevap vermedi ve bakışlarını kaçırdı.

"Pardon ya. Çarşamba olmaz. İşim var o gün. Perşembe buluşalım. Konuşuruz, laflarız biraz. Tavla falan oynarız hem. Nasıl fikir?" dedi Burak. Uras, Burak'la iletişime geçmesinin

"Ya çekilin önümüzden ya! Hala akıllanmadın mı sen?" diye haykırdı Melis, araya girerek. Buna daha fazla katlanmak istemiyordu.

"Aaa! Fedaisi konuştu." diyerek sağlam bir kahkaha patlattı Burak. Sonra dört arkadaşına döndü.

"Ne yapalım? İzin verelim de geçsinler mi? Bir şeyler içeceklermiş. Romantizm filan. Yazıktır." dedi Burak, gülerek.

"Valla biz eğleniyoruz dostum." dedi Burak'ın arkadaşlarından bir tanesi. Burak'ın arkasında bekleyen kişileri daha önce görmemişti Uras. Tunç'a ve Mert'e göre daha tehlikeli görünüyorlardı. Yeni okulundan edindiği yeni maiyeti olmalıydı onlar. Burak, okuldan kovulalı daha bir ay olmuşken, bu kadar seri şekilde dört adamı nasıl peşine takmıştı, inanamıyordu Uras.

"Neyse Uras, gel geri dönelim biz. Bu salaklarla vakit kaybetmeye değmez." dedi Melis. Uras'ı kolundan tutarak geriye yöneltmek istedi, fakat Uras buna izin vermedi.

"Ben kestirmeden gitmek istiyorum." dedi Uras, sakin bir tavırla Gözlerini Burak'tan ayırmadı ve geriye doğru bir adım dahi atmadı. Uras, yüzünde korku ifadesi oluşturarak, Burak'ı ve fedailerini sevindirmek niyetinden değildi.

"Hadi geç bakalım, geçebilcen mi?" dedi Burak, meydan okurcasına.

Uras ve İlk Yolculuk (Yakında Raflarda)Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!