KÖR GÜNEŞ

390 17 9
                                        

Pera - Biri vardı
Emre Aydın- Gitme


KÖR GÜNEŞ

Damarlarında zevk niyetine gezen o kanın, tiksindiriciliği vardı genzinde. Sanki artık güneşin ismi soluyor, adı artık yok oluyor, güneş sönüyor, buz bir kütleye dönüyordu.

Işıklar genç kızın yüzüne vuruyordu. Üzerindeki saks mavisi elbisesini ablası zorla giydirmişti, bir kefen gibi sarmıştı onu, ablası gidiyordu.

Acının damarlarının içindeki kana karışmasını bekledi; karıştı. Karışan belki de geride bıraktığını zannettiği kar taneleriyle büyüyen çığ toplarıydı. Kahverengi saçları yüzüne çarpıyordu , onları çekmiyordu. Onlar böyle güzeldi. Rüzgarla bir oldukça canlıydılar, dans ederdiler.
Sevmezdi o ayrılıkları. Ayrılmayacaklardı fakat evleniyordu işte. Canından can bildiği, kemiklerinden kan çıkartarak bir ruhu olduğunu göstermeye çalıştığı ablası evleniyordu. Sevdiği adamla, sonsuza dek evleniyordu.

"Çok güzel görünüyorsun." dedi gülümseyerek, sesi gökyüzü karanlığının ışığını açmış, ışıklar gözlerini kamaştırmıştı.

Üzerine tam oturan elbisenin kuyrukları yerlere kadar uzanıyor, topuzunun dağınıklığı güzel yüzünü ortaya çıkarıyordu.

Ablası gülümsedi. Sanki, ona veda eder gibi bakarken yaptığı tek şeydi bu. Son kez kardeşine gülümsüyordu. Onu özleyecekti.

"Sen de çok güzelsin. Bir gün sen de bu salonda, bir gelinlikle dünyanın en güzel gelini olacaksın."

Genç kız, ablasına gülümsedi. Sanki artık duvarlar kırılıyor, etrafa dengesizce dağılan parçalar kum saatinin kumlarına çarpıyordu. Ölüm yaklaşıyordu, saatin arkadan gelen sesi yapay bir gerilimde gerçek heyecanı arıyordu. Tik tak tik tak tik tak.

"Ve sen de o gün dünyanın en güzel gelininin en güzel ablası olacaksın." dedi coşkulu bir şekilde el çırparak. Ablası, kızkardeşine baktı. Ona benziyordu. Kendisine. Ölümü hissediyordu, ölümü biliyordu. Neden elinden bir şey gelmiyordu? Eğer giderse, kızkardeşini de öldürecekti, bunu biliyordu. Bunu yapmalıydı. Gözlerini kapattığında bir damla, gelecekten dönülüp geçmişin sayfalarına saklandığında bu anıyı alkışlamak için usulca yanağından kaydı.

"Evet." dedi o anı göremeyeceğini bilse de hayal ederek. Şu an zihninde karşısında o gelinlikliydi ve o da ablası olarak gururla başı kalkık, omuzları dikti. Ablası, kapalı göz kapaklarının ardından hayalini saklarken bir yaş daha diğer damlayı takip edip yaladı. Ablası, hayalindeki kızkardeşine gülümsedi. "Çok güzelsin."

"Abla?" dedi şüpheli bir sesle. "Sen iyi misin?"

Ablası gözlerini açtı. Karşısında en değerlisi vardı. Nasıl iyi olmazdı? Bugün evleniyordu. Ölüm yaklaşıyordu. Açık pencereden içeriye gelen rüzgar hızını arttırdığında birkaç bardak yere devrildi, ablasının gözyaşları durmak bilmedi, rimelleri yüzünde kararmış ruhunu çizdi, çizilen belki de onun geride bırakmış olacağı kızkardeşiydi. Anılar çoğaldı, ruhlar bedenden silinmeye başladı. Gerilerden rüzgarın getirdiği damlalar onların yüzlerinde bir şarkıyı fısıldadı.

"Bade?" dedi son gününü harcayacağı sevdiği adam kapıyı tıklatırken.

Zaman gelmişti. Ruhun kadehleri ayağa kalkmış, akmayı bekliyordu. Son bir sarılış, son bir yakarış, son bir gitme deyiş, son bir sessizlik. Yaşarmış gözlerde silinen son notaların vurgusuydu.

KÖR GÜNEŞBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin