PROLOG.

38.6K 1.4K 297
                                        

İlk paylaşım tarihi: 09. 01. 2015

Yeniden yayımlanma tarihi: 07. 02. 2017

"Acısı kanamış dünyanın aşkları arasında kendini gizleyen, avuçlarından öptüğüm bir kadın var."

2 YIL ÖNCE.

Kendisini izleyen her gözden habersizdi.

Üzerine giydiği basit bir kırmızı elbiseden fazlası değildi. Ayaklarında sandaleti, saçlarında bir bant ve dudaklarındaysa hafif bir ruj vardı. Ama dünya umurunda değil gibiydi. Gözlerini kapatmış ve arka fonda çalan şarkıya kendini adapte etmişti. Hafif çakırkeyifti. Eve dönünce yiyeceği azarı umursamadı. Bugün tam tamına 17'sine basmıştı. Özgür bir kadın olmasına son bir adım vardı. İstediğini yapabilirdi.

İç sesi yanıt verdi.

Annene bunu söylemekten çekinme.

İris Gece Arıkan.

Mağlubiyeti bu dünyaya geldiği anda başlamıştı. Hatırladığı kadarıyla...aslında pek bir şey hatırlamıyordu. Çocukluğu silik fotoğraflardan ve cılız ışıklardan ibaretti. Sahi, bu da nereden çıkmıştı? Bugün onun doğum günüydü. Zihninde öldürüp toprağın altına gömdüğü binlerce sesi, şimdi tekrar toprağın altından eşelemesine gerek yoktu.

Tanıdık bir kol beline dolandığı esnada, genç kız gözlerini araladı ve sevgilisinin dudaklarına yasladığı biradan bir yudum aldı. "Daha fazla içmemeliyim," dedi adama doğru dönerek. "Biliyorsun. Annem..."

"Bu geceyi beraber sonlandırırız diye düşünmüştüm."

"Biliyorum ama annemi zor ikna ettim, Doğaç. Gitmem gerek."

Doğaç, sıkıntılı bir nefes verdi ve elindeki birayı dudaklarına bastırarak arkası kesilmeyen yudumlar aldı. Yüzü düşmüştü. Bunun olmasından nefret ediyordu. Onun canını sıkmaktan nefret ediyordu ama annesine karşı gelemeyeceğinin farkındaydı. Normal bir hayatı olsaydı, belki ufak kural esnetmelerinden bir zarar gelmezdi. Ama eklediğimiz gibi, normal bir hayatı yoktu. İçinden geçirdiği her manası olmayan cümleyi silgiyle silmeye çalıştı ve daha sonra yazdığı her kelimenin mürekkepli kalemle kaderin kağıdına yazıldığını fark etti, her şey için geçti. Ona layık görülen hayat buydu ve Gece, bunu hakkıyla yaşamlıydı.

O sırada etraftaki gürültü azalmaya ve yanındaki adam da adımlarını ileriye doğru çevirdiğinde kulak kesildiği gürültüyü bir kenara bıraktı ve bakışlarıyla uyumlu olan adımlarının Doğaç'ı takip etmesine izin verdi. Yalpalayan adımları ve ayağını acıtan sandaletleri o an için önemsizdi. Etrafına bakma gereği duydu. Herkes neden bir tarafa bakıyordu, emin değildi fakat dışarıdaki gürültünün sebebini o da merak etmişti. Ayağındaki sandaletleri çıkarma ihtiyacı hissederek koltuğa tutundu ama o sırada arkasından koşup kendisine çarpan çocuk yüzünden neredeyse düşecekti. "Aptal," diye seslendi ardından. Fakat kimse onu umursamışa benzemiyordu. İnsanlar teker teker dışarıya çıkıyor, bazıları bağırıyor ve bazılarıysa neredeyse haykırıyordu. Gece, kaşlarını çattı ve çıplak adımlarla hızlı bir şekilde insanları takip etti.

Gördüğü ilk şey, yangının göğü delen alevleri oldu.

Nefesi bir anda tutuldu ve dudakları arasına yerleşen nidaların hepsi, neredeyse bir inleme şeklinde söküldü. İnsanlar, "Biri itfaiyeyi arasın!" diye bağırıyor ama kimse hareket edemiyordu. Yangın şiddetliydi. Öyle ki etraf duman içinde kalmış, denizin kıyısındaki ev, neredeyse kül olacak duruma gelmişti.

O sırada evden yükselen ses, ellerini dudaklarına kapatmasına sebep oldu. Biri bağırıyordu. Genç adamın sesi onlara ulaşmasa da dudaklarından süzülen yardım çığlıklarını duyabiliyordu. Bu Gece'yi harekete geçiren şey oldu. Elinde tuttuğu sandaletleri bir kenara bıraktı ve, "Doğaç!" diye bağırdı kalabalığa doğru. "Doğaç! Biri var orada!"

Doğaç'ın sesini duyamıyordu.

Parmaklarına batan soğuk kumların üzerinde kırmızı elbiseli bir kız koşuyordu.

Uras Devrim'in göremediği şey buydu.

Kardeşiyle beraber tıkıldıkları evde neredeyse bir yangına kurban gidecekken, bilmem kaç yıl sonra karşısına çıkacak genç kadından habersiz bir şekilde yardım çığlıkları atıyordu.

Onu kurtaracak tek şey, göremedikleriydi.

Gece eve doğru koşmaya devam ederken, arkasından beline dolanan güçlü bir kol onu durdurdu. "Dur!" diye bağırdı Doğaç. "Ne yaptığını zannediyorsun?"

"Biri var," dedi genç kız. "Biri var, bağırıyor. Gitmemiz gerek."

"Kimse yok," dedi Doğaç güven vermeye çalışarak. Gece'ye yetişmeye çalışırken nefes nefese kalmıştı bu yüzden solukları ciğerlerine hapsolmuştu. "Varsa bile çoktan ölmüştür, Gece. Yangını görmüyor musun?"

"Ama...Doğaç...Biri var...Duydum."

"Yapabileceğimiz hiçbir şey yok, Gece. Oraya böylece giremezsin. Aklını kaçırdın sanırım."

Genç adamın sakinliği, kızı yatıştırmadı. Aksine kaşlarını çatmasına sebep oldu. Bakışları eve doğru döndü. Vebalini üstlendiği şeylerin hiçbiri, kulaklarındaki yardım çığlıkları kadar acı dolu değildi.

O gece Uras Devrim o yangından bir şekilde kurtuldu.

Ve kader, ağlarını bir kez daha onlar için ördü.

Biliyordu.

Onu kurtaracak tek şey...göremedikleriydi.

Gecenin Ağıdı. Yayınladığı tarihten bu yana geçen iki yıllık sürenin ardından geri döndü. Çok heyecanlı olduğumu söylememe gerek yok sanırım. Sizden isteğim giriş bölümüne düşüncelerinizi eksik etmemeniz.

Çok sever, çok öperim.

ask.fm/gokyuzukokan.

GECENİN AĞIDIStories to obsess over. Discover now