-CEMRE-
Bu yılın belki de en iyi dönem partisi idi. Ucuz çerezler ve çürümeye yüz tutmuş meyveleri; suyla karıştırılıp bir bardağından yüzde yüz kâr sağlayacak olan dandik içkileri..
Kapalı otoparkın rutubet kokusuna eşlik eden yoğun ter kokusu içtiğim içkiden daha fazla midemi bulundırıyordu. Geçen yılları da listeye katarsak bu yıl en iyisiydi. Duvarda yırtık manzara resimleri ve annanemin evinden ödünç alınmış gibi duran eski çekyatlar. Konfor seviyesini baya yukarı taşımışlar anlaşılan.
Sonuncu sınıfların ellerinde içki bardaklarıyla yaslandıkları soğuk ve rutubetli duvardan okula yeni başlayan ezikleri eleştirdikleri apaçık ortadaydı. Zavallı birinci sınıflar ise bünyelerinin alışık olduğu içkiden çok daha fazlasını depolamaya çalışırken bir sağa bir sola yalpalıyorlardı. Kızların oluşturduğu dedikodu grubundan ise sahte kahkahalar eksik olmuyor du. Durup bir düşündüm. Ben neden her sene bu kadar gereksiz bir partiyi varlığımla şereflendiriyordum. Tabi ki tek ve yeterli sebebim Mertti. Mertin gösteriş sevdası yüzünden her sene bu partilere katılıyorduk.
Benim için hava hoştu aslında konu Mert ve ben -sevgilisi- olunca neredeyse hiç masraf yapmıyorduk. Ama tabi ne olursa olsun beleşe yediğim bozuk meyvelerle övünecek değilim. Sadece bir kaç saatliğine varlığımızı hatırlatıp gidiyorduk nede olsa. Ama bu kez olması gereken süreden çok daha fazla kalmıştık. Bünyesinin dışında içki içen sadece birinci sınıflar olmamıştı. Başımın dönmesi ile elimdeki bardağı sehpaya bıraktım. Sanırım sıkıntıdan bende alkolü fazla kaçırmıştım. Ayağa kalktığımda bacaklarımın titreyişini seyrettim. Aslında çok fazla bir şey içmemiştim. Kafamı kaldırdığımda gözlerim son sınıfların arasında Mert'i arıyordu. Eve gitme vaktim gelmişti. Tam Mertin yanına ulaştığım sırada yan taraftaki duvara kolumu dayadım. Ama gözlerimin kararması ile duvar bile titreyen bacaklarım ayakta tutmaya yetmedi.
-GÜLCAN-
Kulaklığımdan yükselen The Weeknd in muazzam sesini bölen kapı ile yatağımda doğruldum. Gelen Fatma ablaya gözlerimi devirdim. Fatma abla bizim katın kız odalarından sorumlu görevli. Her katta karşılıklı üçer odadan toplam altı oda var. Sol taraftaki odalar kızlara sağdakiler ise erkeklere ait. Her katta iki tane görevli bulunuyor. Biri kızlardan diğeri ise erkeklerden sorumlu. Fatma ablanın tok sesi eşyalarımın örtemediği boşlukta yankılandı: "Müdüre hanım ve doktorun seninle konuşmak istiyor. Konuştuktan sonra yemeğe inebilirsin." Bu kadının bir kere güldüğünü görmedim. Bence hasta olarak onu da kapatmalılar. Ondan haz etmediğimi herkes biliyor. Kinim o kadar yoğun ki ölmesi gerektiğini bile düşündüğüm oluyor. Ben kimseyi sevmiyor olabilirim. Ama bu kadından nefret ediyorum. Hatta bir keresinde kattaki diğer kızları tehdit edip dilekçe bile verdim. Tabiki dilekçemi kayda bile almadılar. Ve doktorumdan: "Birilerini sevmeye başlamalısın yoksa hayatını hiç bir zaman sevemezsin." Öğüdünü aldım. Tam tamına bir buçuk senedir buradayım ve gerçekten sindiremeyeceğim olaylar yaşıyorum. Fazlasıyla gereksiz bir yaşam sürüyorum.
Patiklerimi yerde sürüye sürüye odadan çıktım. Kafamı patiklerimden kaldırınca Çağdaş ile karşılaştım. Her zamanki gibi sırıtarak bakıyordu suratıma. Bazen ağzını kulaklarına uzatacak kadar nasıl gülebildiğini merak ediyorum. Yorucu olmalı. Sırıtışına karşılık umursamadan ilerledim. Burada ki herkes alışıktı bu hareketlerime, alınmazlardı.
- Yemeğe iniyorsun değil mi ?
- Hayır.
- Nereye o halde ?
- Müdürün odasına.
- Neden ? Bir sıkıntı mı var ?
- Hayır.
- Tamam. Yemekte görüşürüz.
Dedim ya burada herkes birbirini olduğu gibi kabul ediyordu ve birbirimiz ile uğraşmıyorduk. Kimse bize fikrimizi sormuyor, bizde kimseye ne hissettiğimizi anlatmaya çalışmıyorduk. Hepimiz deliydik...
Ve her zamanki gibi kapıyı bile çalmadan Meryem Hanımın odasına daldım. Onlarda bu durumuma alışmışlardı. İçeri girdiğim andan itibaren direk konuya girdiler çünkü boş boş konuşmalarına katılmayacağını biliyorlardı. Ama tabiki doktorum Duru Hanım nasıl olduğumu sormadan konuya giriş yapamadı. Bende oradan kurtulmak için iyi olduğumu ve neden buraya çağırıldığımı sordum. Duru Hanım cevap verdi:
-Evet Gülcan hepimiz biliyoruz ki odada tek başına kalmayı seviyorsun. Fakat aramıza yeni bir hastanın daha katılacağını belirtmek isterim. Ve kalabileceği tek oda senin odan. Senin için iyi olabileceğine karar verdik. Gelen hastamızın ağır bir travma sonucu burada olduğunu söylemeliyim. Bildiğimiz kadarıyla rahatsızlığı psikotik bozukluk yani hayattaki gerçeklikle yavaş yavaş bağlarını koparma. Daha açık bir anlatımla örneğin geceleri uyurken aniden sesli bir şekilde uyanıp rüyanın etkisiyle uyanık olduğu halde rüyayı yaşamaya devam etmesi. Senin için de bunlara alışmak zor olacaktır. Ama her ikiniz için de iyi olacağını düşünüyorum.
-Yani mecburen bu kendi çapımda ki özgür hayatım biraz daha kısıtlanacak. O halde benimde size sunacağım bir şartım var.
-Nedir bu şartın?
-Fatma Ablanın bizim kattan alınması. Defalarca da şikayetçi olduğumu biliyorsunuz.
-Pekala bu şartını yerine getirebiliriz. Üst kattaki Melek Hanımla Fatma Hanımın yerini değiştirebiliriz.
-Yemekten sonra eşyalarımı toparlarım.
Kapıyı sert bir şekilde kapatarak yemekhaneye doğru yürümeye başladım.
Yemekhaneye vardığımda herkes yerini almış yemeklerine başlamışlardı. Tabldotu elime alarak bu günün yine iğrenç sebzelerinden, yağı üzerinde donmuş makarnasından ve ekşimiş yoğurdun dan alarak söylene söylene tanıdık yüzlerin bulunduğu masaya ilerledim. Dilek ile Ecem'in arasında yerimi aldım. Daha yemeğinden bir kaşık bile almamışken meraklı Ecem neden geç kaldığımı sordu.
Bu davranışına karşılık istemsizce cevap verdim:
-Polyananın odasındaydım.
-Yine mi şikayete gittin?
-Hayır. Yeni hastanın benimle kalacağını söylediler.
-Yeni hastamı? Durumu çok ağır mı?
-Bizden daha akıllı olduğunu düşünmüyorum.
Hepimiz sessizce lezzetli-!- yemeklerimizi yedikten sonra odalarımıza çıktık. Bana ait olan odamın yarısıyla vedalaşıp yeni kızı beklemeye başladım.
-CEMRE-
Yarı uyanık yarı baygındım ve aşırı yorgun hissediyorum. Gözlerimi açmak istiyorum ama başıma saplanan ağrı sayesinde beş saniye bile açık tutamıyorum. Ne kadar süre geçtiğini bilmiyorum ama gözlerimi nihayet aralayabildiğim de iki bayan polis ile bir arabanın arka koltuğunda idim. Araba okula benzer büyük binaların geniş bahçesine beceriksizce park edildi. Polisler arabadan inmeme yardımcı oldu. Ama bu kadarı ile kalmayıp ayakta durmama da yardımcı olmaları gerektiğini iki seksen yeri boyladığımda anlamışlardı. Ve yeri öpen diz kapaklarım çoktan kanamaya başlamıştı. Ama üzerimdeki tek kan ne yazık ki yırtılan çorabımdan süzülenler değildi. Beyaz mini elbisem bütünüyle kırmızı sıvı ile boyanmıştı. Oysaki bu elbiseye bir hayli kabarık ödeme yapmıştım. Şu an endişelenmek için çok daha farklı konular vardı ama başımın hiç eksilmeyen ağrısı bana mantıklı düşünme yetisi vermiyordu. Beni karşılamak için iki tane bayan bekliyordu. Yaşı diğerinden oldukça fazla görünen bayan konuşmaya başladı.
- Merhaba Cemre! Şu an çok halsiz olduğunu biliyorum o yüzden sadece bundan sonra her şeyin güzel olacağını söylemek istedim. Kırlangıç tımarhanesine hoşgeldin. Melek hanım Cemreyi odasına götürüp yatmasına yardımcı olun.
Diğer bayan beni polislerden alıp binaya yürümeme yardımcı olurken yaşlı bayanın ilaçları unutma sözü ile bir an duraksadık. Anladığını belirten bir işaretten sonra ilerledik. Yorgun olan bedenimi yürümek daha güçsüz kılıyordu. Yanılmıyorsam ikinci veya üçüncü katta idik. Çokta fazla uzun olmayan bir koridor ve bir sürü kapı. Yanımdaki abla kapılardan birinin kilidini açtı. İçeriye girdiğimizde ışık açıktı. Çok büyük bir oda değildi. İki tane yatak odanın iki ayrı ucuna yerleştirilmiş. Yan taraflarında kitaplık, gardırop gibi eşyalar vardı. Odanın iki ucunu birbirine bağlayan tek eşya ortasında bulunan yer minderleri idi. Sağ taraftaki yatakta biri yatıyor ve bizi izliyordu. Ancak hiç kımıldamıyordu. Ablanın yardımı ile boştaki yatağa uzandım.
Göz kapaklarım kapanmadan önce; hissettiğim tek şey koluma batan bir iğne, gördüğüm tek şey kapanan ışığın bıraktığı karanlık ve duyduğum son şey kapanan kapının kilit sesi...
1. BÖLÜM SONU
YOU ARE READING
KIRLANGIÇ TIMARHANESİ #Wattys2017
Mystery / ThrillerZORLA BİR TIMARHANEYE KAPATILSAYDINIZ İTİNAYLA DELİRİR MİYDİNİZ? Onlar bilinçleri yerinde olmamasının faydalınarak suçlanan insanlar. Suçlarını bilmiyorlar. Zaten işlemedikleri bir suçu bilemezler. Peki ya onlara uydurulan huylar, hastalıklar.. Bi...
