Sevgili Lora,
Kalbin yerinden çıkacakmış gibi hissettin mi hiç Lora? Ne anlamsız ne gereksiz bir insanım diye düşündün mü? Ona buna şuna değil de kendine ağladın mı hiç?
Canım acıyor Lora, arkamı dönüp baktığımda beni mutlu eden tek bir an göremiyorum. Yanıma baktığımda emek verdiğim dost bildiğim ailem dediğim bir insan bile göremiyorum. Havaya el sallıyorum hoşçakalımı yakalayacak kimse olmadığını bile bile. Susuyorum, ölüyorum sanıyorum. Konuşuyorum, kime bilmiyorum. Yalnızım ama sanırım asıl sorun bu değil ben yaşamayı beceremiyorum Lora. Ölmek o kadar basit ve güzel geliyor ki. Hayallerimi bile erteler oldum. Hayal olduklarını biliyorum, artık. Eskiden kalbimin istediğini gerçekleştirmek için kocaman bir kucak açardım hayata, şimdi hayat beni ayaklarının altında eziyor. Nefes almak bile büyük bir iş benim için. Her zaman ki sen işte pek kulak asmamak gerek diyorsun biliyorum. Haklı olabilirsin yaralarım çabuk iyileşir bilirsin umarım bu seferkiler çok derin değildirler.
Tamam yine çok konuştum, sen nasılsın merak ediyorum Pierre ile aranız nasıl? Sınavlarım bittiğinde düğünden önce gelip sizlerle Fransayı tekrar gezmek istiyorum. Güzel bir ülke. Yeşilinde hayatta hisseder insan kendini. Belki ihtiyacım olan şey güzel yeşil bir doğa ve birazcık kahve.
Martta görüşmek üzere.
Dostun, Sophie
Utanmalı mıydım bilmiyorum, bu kadar sorunlu ve aptal bir insan olduğum için. Loraya yazdığım son mektupta bari daha iyimser ve hoş konuşabilseydim diyorum hep kendime. Onun yüzünü son gördüğüm anı hiç unutamam. Hüzünlü ama bir o kadarda güzel gülümsemesini beş-altı ay sonra tekrar görmeyi planlamıştım ama hayatlarımız bizi kollarımızdan öylesine sıkı yakalamış ki bir daha asla birleştiremedik.
Mektubu yazmadan tam olarak 2 yıl 5 ay önce ikimizde mutlu ve gelecekten ümitli insanlardık, tamam ben birazcık depresiftim ama olsun birlikte odamın penceresinde sigara içerken anneme yakalanmamaya çalışırken yada güncel haliyle Fransa'nın güzel doğasına karşı kahve içerken, her şeyi unuturduk. Son kez Fransa'ya onu ziyarete gittiğimde görmüştüm dostum Lorayı, . İlk kez de anaokulunun bahçesinde. Turuncu saçlı, pembe suratlı bir kızın nedense hep bana baktığını keşfetmiştim. İlk başlarda korkuyordum ondan ama sonra bir gün, anne babamı korku filmi izlerken yakalamıştım, sanırım benim gerçekten uyuduğumu düşünüyorlardı, filimdeki karakterler sürekli karanlık ve kimsenin olmadığı yerlere girip çıkıyorlardı ve sonrasında hep korkunç bir şey geliyordu başlarına. Biraz garip bir durumdu ama ben o zaman bile görünenin ardındakini görmeyi becerebilen bir çocukmuşum ki aslında filmin konusunu o meraklı ve korkusuz insanların oluşturduğunu anladım. Ertesi gün okula gittiğimde Loranın yanına gidip saçlarına dokunmuştum ve arkadaş olmak isteyip istemediğini sormuştum. Yarısı olmayan dişleriyle gülerek evet demişti ama bir şartla, mavi peluş filimi ona verirsem. Elbette verdim, yoksa nasıl o filmdekiler gibi korkusuz görünebilirdim ki?
Son mektubuma kadar sanırım ikimizde birbirimizin en iyi arkadaşıydık ama sonra sadece o benim en iyi arkadaşım olarak kaldı çünkü o benim varlığımı yitirmişti. Mektup yazdığında cevap verecek bir Sophie yoktu karşısında.
***
Lora, internetten Fransız bir çocukla tanışıp üniversiteyi Fransa da okumak isteyene kadar her şey harikaydı. Hatta sadece üniversite için gitmekle kalmayıp çocukla nişanlanana kadar. Pierre iyi bir insan ama Lora da benim en iyi arkadaşımdı, yani onu paylaşmak istememem çok normaldi en azından bana göre. Son iki buçuk yıla kadar sürekli Fransa'ya gidip geliyordum ama sonrasında olanlar yaşamamı bile güçleştiriyordu, Fransa hayal olmuştu. Ulaşılması zor bir hayal. Hayat pekte adil davranmamıştı, bende karşılık verip rest çektim hayata. Hayallerime, insanlara, dünyaya...
ŞİMDİ OKUDUĞUN
LORA
General Fiction''Sevgili Lora, Kalbin yerinden çıkacakmış gibi hissettin mi hiç Lora? Ne anlamsız ne gereksiz bir insanım diye düşündün mü? Ona buna şuna değilde kendine ağladın mı hiç? Canım acıyor Lora, arkamı dönüp baktığımda beni mutlu eden tek bir an göremiy...
